Türkmeneli’nin Kanayan Yarası Telafer

Doç. Dr. SERHAT ERKMEN

Son üç yılda Irak ve Suriye’de Türkmenlerin yaşadığı birçok şehir, ilçe, kasaba ve köy harap oldu. Bayırbucak’ta köyler boşaldı, Halep’te mahalleler haftalarca kuşatma altında kaldı, Hama ve Humus göçlere ve yıkıma sahne oldu, Kerkük’e önce DEAŞ girmeyi denedi, sonra peşmerge kontrolü altına aldı; Diyala’da ve Selahattin’de Türkmenler evlerine güçlükle ve aylar sonra dönebildiler, bazıları hala dönemedi. Yani Bayırbucak’tan Mendeli’ye kadar Türkmeneli coğrafyasında birçok yerde Türkmenler doğrudan varlıklarına kasteden tehditlerle karşılaştılar. Ancak hiçbiri Telafer kadar parçalanmadı ve yok edilmedi. Üstelik Telafer’in sorunları henüz sona ermedi. İlçeyi büyük bir demografik değişim ve çöküş de bekliyor olabilir, yeni bir umut da. Bu nedenle, Telafer’i ve Telaferlileri yeniden hatırlamanın vakti geldi, hatta geçiyor.

Telafer’de ne olmuştu?

Önce birkaç hatırlatma notu aktaralım: DEAŞ’ın Musul’u ele geçirmesinden önce Telafer Irak’ın en büyük ilçelerinden birisiydi. Musul’un batısında Irak ve Suriye arasında kritik bir konumda bulunan ilçenin merkezi ve bağlı köyleri Türkmenlerden oluşuyordu. Iyaziye’nin merkezi Türkmen, köyleri Arap ve Kürtlerden, Rabia’nın tamamına yakını Araplardan, Zummar ise bazı bölgelerde Türkmenler bulunsa da çoğunlukla Araplardan ve Kürtlerden ibaretti. Şubat 2014 verilerine göre ilçenin toplam nüfusu 510 bin civarındaydı. Bunun yaklaşık 300 bini Türkmenlerden geri kalanı ise Arap ve Kürtlerden oluşuyordu.

İlçe merkezi 2004-2008 yılları arasında Şii ve Sünni Türkmenler arasında bir iç savaşa sahne olmuştu. Bu nedenle ilçenin bazı sakinleri, Musul’un dış mahallelerine taşınmışlardı. Bu iç savaş yakın coğrafyadaki örnekleri arasında belki de en şiddetli olanıydı. DEAŞ ilçeyi kontrol etmeden önce olaylarda yeniden artış yaşanmıştı. Haziran 2014’te Musul merkezin düşmesinden kısa süre sonra DEAŞ önce yine bir Türkmen nahiyesi olan Muhallebiye’ye, oradan da Telafer’e ilerledi. Bölge sakinlerinin anlattıklarına göre yaklaşık 200 kişilik bir grup ağır silahlarla ilçeye saldırdı. Önceden hazırlanan ve uyuyan hücre olarak nitelenen gruplar gelen saldırganlara katıldı. İlçede çok kısa süreli bir çatışma yaşandı.

İç savaş nedeniyle o dönemde zaten ayrışan Telafer’de Sünni ve Şii Türkmenler güvenlik gerekçesiyle çoğunlukla ayrı mahallelerde yaşıyorlardı. DEAŞ’ın şehre gelmesiyle birlikte, Şii Türkmenlerin tamamı ve Sünni Türkmenlerin bir kısmı başlarına gelebilecek tehlike nedeniyle kaçtılar. Sadece ilçe merkezi değil, kasabalar ve köylerin bir kısmı ya DEAŞ’a katıldı ya da boşaldı. Kısa süre içinde Telafer, DEAŞ’ın en önemli kalelerinden birisi haline geldi. Bugün dahi, Ninova Vilayeti’nde DEAŞ’ın hala koruyabildiği az sayıdaki yerlerden birisi Telafer’dir. Bu hikayenin büyük bir kısmı daha önce yazıldı ya da anlatıldı. Bu nedenle kamuoyunda biliniyor, fakat bundan sonrası için hatırlatılmalı. Peki sonrasında ne oldu?

DEAŞ’ın hükmü altında Telafer ve Telaferliler

DEAŞ, Telafer’e girdikten sonra hemen hemen her şey değişti. Ama Telafer iki konuyla dünyanın gündemine geldi: Ezidilere yapılan zulüm ve DEAŞ’ın üst düzey kadrosunda Telaferlilerin sayısı ve önemi.

Bu konulardan ilki Telaferlilere yönelik açık bir haksızlık içeriyor. DEAŞ’ın kendisinden görmediklerine yaptıkları ortada. Bu zulümden Ezidiler gibi Irak ve Suriye’de yaşayan pek çok kesim de acı çekti. Bu anlamda Ezidilerin çektikleri küçümsenemez. Ancak, insanların köleleştirildiği ve satıldığı yerlerin Telafer yakınlarında olması bunu Telaferlilerin yaptığı anlamına gelmiyor. Üstelik bu işin sorumluları da belli ve elbette cezalarını çekmeliler. Şurası kesin ki bu suça Musul’da herkes iştirak etmiş olabilir, fakat yapan aşiretler dahi belliyken tüm suçun Telaferlilerin üstüne atılması tam bir haksızlık.

İkincisi ise DEAŞ’ın üst düzey kadrosunda Telaferlilerin varlığı. Bu, bambaşka bir araştırma konusu. Fakat şunu kabul etmek gerekir ki Irak coğrafyasında dar bir alan olarak kalan Telafer’den DEAŞ’a bu kadar üst düzey isim çıktığı gerçeği bir kenara atılamaz. Örgütün lideri olan Ebubekir Bağdadi’den sonra başına en çok ödül konulan ismin, ayrıca örgütün bir dönem iki numarasının, Musul valilerinden bazılarının, Şer’i Heyeti üyeleri ve yerel yetkililerinden bir kısmının ve bazı üst düzey askeri yetkililerinin Telaferli oldukları biliniyor. Bu olgu ihmal edilmemeli, çünkü bu ilçede Türkmenlere gelecekte sağlıklı bir yaşam ortamı yaratılması isteniyorsa, bu gerçeğin nedenleri incelenmeli ve bunu ortaya çıkaran sebepler ortadan kaldırılmalı.

DEAŞ’tan sonra Telafer dünyanın gündemine böyle gelmiş olabilir. Fakat bir de hikayenin anlatılmayan, bambaşka bir kısmı var. Telaferlilere ne oldu? İlçede yaşayan 300 bin Türkmen bugün nerede?

DEAŞ’ın şehre girmesinden hemen sonra binlerce Telaferli yollara düştü. Şii Türkmenler, Irak hükümetinin de yardımlarıyla başta Necef, Kerbala, Bağdat olmak üzere Irak’ın güneyindeki vilayetlere yerleştiler. Sayıları 120 ile 140 bin arasında olduğu ifade edilen bu kesimin bu bölgelerde kendilerine yer gösterilmesine rağmen yaşam koşullarının iyi olduğu söylenemez. Yine de can güvenliği nedeniyle şu an için orada kalmayı tercih ediyorlar.

Sünni Türkmenler ise tamamen dağıldı. Çoğu ilk etapta yaşanan göç dalgası sırasında olmak üzere 60 bin kadarı Türkiye’ye geldi. Geri kalanı ise farklı yerlere dağıldı. Kabaca 3 bin 100 kadar aile Duhok, Süleymaniye ve Erbil’e, 2 bin 500 kadar aile ise Kerkük’e yerleşti. Diğerleri ise Telafer’de kaldı. DEAŞ bölgeyi ele geçirince Telafer’de demografik yapı değişti. Hem kasaba ve köylere hem de ilçe merkezine Irak ve Suriye dışından gelen kişiler ve aileleri yerleştirildi. Yani üç sene öncesinde ilçe merkezinde Türkçeden başka bir dile ihtiyaç duymayacağınız bir yer olan Telafer’de demografik yapı ciddi ölçüde değişti.

Göç edilen bölgelerdeki intibak sorunu

Telaferlilerin karşılaştığı ilk güçlük, yaşadıkları ani göçün ardından gittikleri yerlerdeki toplumsal yapıya uyum konusunda sorun yaşamaları. Başlangıçta yapılan yardımlar aileler için acil ihtiyaçların giderilmesinde kullanılıyordu. Fakat aradan geçen zaman zarfında nereye giderlerse gitsinler ekonomik ve toplumsal sorunlarla karşılaştılar. Türkiye’de zaman zaman sorunlar yaşasalar da asıl sorunlarla Irak’ta yüzleştiler.

Irak’ta ister kuzeye ister güneye gitsinler yerel nüfus tarafından sıcak karşılanmadılar. Güneye doğru giden Telaferliler, Arapların arasında ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüklerine inanıyorlar. Zor şartlar altında geçimlerini sağlamaya çalışsalar da çoğu tarım toplumunun geleneksel özelliklerini gösteren Telaferli Türkmenlerin güneydeki yaşama uyum sağlamaları zor oldu. Bazıları ekonomik bazıları da toplumsal ve psikolojik nedenlerle binlerce Türkmen genci Haşdi Şabi’ye katıldı. Üstelik Haşdi Şabi içindeki Telaferliler, ülkenin en zor cephelerine gönderildi. Ülke genelinde 600’e yakın Telaferli Türkmen, Haşdi Şabi’de savaşırken öldü.

Sünni Türkmenlerin hali en az Şii Türkmenler kadar, hatta daha da kötü. Ezidilerin başına gelenlerden sonra çok sayıda Kürt, bu durumdan Telaferlileri sorumlu tuttu. Başta Erbil olmak üzere birçok yerde tüm suçların ‘olağan şüpheli’si haline geldiler. Telaferliler bir süre Kerkük’e alınmak istenmedi. Sonra başta ITC olmak üzere çeşitli kurumların girişimiyle girişlerine izin verildi. Fakat imkanları çok kısıtlı. Kimliklerinde Telaferli oldukları yazan kişiler, sadece güvenlik güçleri nezdinde değil halk tarafından bile şüpheyle karşılanır hale geldi. Özetle, içine kapalı bir toplumsal düzene sahip olan Telaferli Türkmenler, ilk kez bu kadar büyük kafileler halinde dışa açıldılar ve karşılaştıkları tepki nedeniyle uyum sağlayamadılar. Tersine, grup içi bağlılık daha çok arttı.

Geleneksel toplumsal yapı bozuldu

İkinci olarak, Telaferli Türkmenlerin toplumsal yapısı bozuldu. Geleneksel olarak aşiretlerin ve aşiretçiliğin güçlü olduğu ilçede aşiret yapıları aynı şekilde kalmadı. Şii Türkmenler daha çok bir arada kaldıkları için göreli olarak yapılarını korusalar dahi, onlar arasında bile geleneksel liderliğin hükmü zayıf. Topluluğun lideri konumundaki kişiler, DEAŞ saldırılarında, göç yollarında ve yeni yerlere yerleştikten sonraki ekonomik ve toplumsal yaşamda önderlik edemedi. Bunun yerini, milis gruplara dahil olan ve akrabalarını da dahil ettirenler almaya başladı. Yani geleneksel toprak ağalığının günümüze ulaşan son halleri de zemin kaybetti. Yerine yükselen ise kimliğini soybağından ziyade mezhepsel köklerinden alan siyasal oluşumlar.

Sünni Türkmenlerde ise geleneksel toplumsal yapı neredeyse tamamen ortadan kalktı. Gerek büyük şehrin yeni sosyo-ekonomik koşulları, gerekse kamp yaşamının büyük çaplı liderliğe ihtiyaç hissettirmeyen mahiyeti eski ilişkiler ağını ve toplumsal dokuyu değiştirdi. Üstelik aşiret reislerinin çoğunun DEAŞ’a katılanları engelleyemediği ve hatta onlar yüzünden topraklarından kaçmak zorunda kaldıkları görüldü.

Üçüncüsü, Telafer’in demografik yapısı dramatik biçimde değişti. Bugün artık eski Telafer yok. Irak ve Suriye’nin diğer bölgelerinde görüldüğü gibi boşaltılan alanlara geri dönüş, şartlara ve siyasal denklemlere bağlı. Türkmenler evlerine dönmek isteseler dahi kimlerin döneceğine hangi mercilerin karar vereceği tamamen belirsiz. Ayrıca şehrin yarısından çoğunun, özellikle de Türkiye’de ikamet edenlerin dönmek istediği de şüpheli. Bu nedenle, Telafer’in demografisi sadece ‘şimdilik’ değil, yakın gelecek için de değişmiş görünüyor.

Yakın gelecekte ne olabilir, ne yapılmalı?

Musul’da Irak ordusu ile DEAŞ arasındaki çatışmalar kısa bir süre sonra bitecek. Büyük olasılıkla DEAŞ yeraltına ve çöl alanlarına çekilecektir. Musul merkezdeki çatışmanın bitmesiyle Telafer daha fazla gündeme gelecektir. Halihazırda Telafer’in içinde yarısı yabancı, diğerleri de Telaferlilerden oluşan 2 bine yakın DEAŞ militanı olduğu düşünülüyor. Telafer’in içinde ise yaklaşık 15 bin Türkmen kapana kısılmış bir vaziyette, oradan kaçamıyor. Irak’ın diğer yerlerinden getirilen 500 kadar DEAŞ militanının aileleri de bu sayıya eklendiğinde, ilçe merkezinde 17-18 bin civarında bir nüfusun bulunduğu tahmin ediliyor. Uzun bir süredir, Irak ordusu ve Haşdi Şabi ilçenin civarında sınırlı operasyonlar yapıyor. Fakat burada kalanlar, kolay vazgeçecek gibi değil. Bu nedenle Musul büyüklüğünde olmasa da Telafer’i -yine- kanlı bir çatışma döneminin beklediği öngörülebilir.

Bütün bu yaşananlar ve yaşanması muhtemel olaylar arasında, ABD destekli Irak operasyonunun başlamasıyla ilçeyi terk etmek zorunda kalan binlerce Telaferli Türkmen unutulmamalı. Musul operasyonu başladıktan sonra Irak’tan Suriye’ye kaçan Türkmenlerin sayısı 13 bine ulaştı. Bunların çoğu Azez civarında yaşasa da Cerablus, İdlib ve Cezire bölgesinde olanlar da var. Güvenlik gerekçesiyle sınırın öte tarafından Türkiye’ye geçmelerine izin verilmiyor ve durumları son derece kötü. Bu bölgede onları ziyaret edenlerin anlattıklarına göre yaşadıkları alanlar insan yaşamı için hiç uygun değil ve çok güç koşullarda hayatta kalmaya çalışıyorlar.

Telafer’in stratejik önemi

Bunun dışında kaynaklarda Musul’daki aileler olarak geçtiğinden dikkat çekmiyor olabilir ama doğu Musul’da hala bin 250 civarında Telaferli Türkmen ailesi var. Bunlara Muhallebiye civarındaki yaklaşık bin 200 aileyi de eklemek gerekiyor. Yani Telaferin içindekiler, Musul merkez ve bağlı kasabalardakilerle birlikte 40 bin civarında Türkmenin akibeti belirsiz. Çatışmaların bu şekilde sürmesi ve üstelik çoğunun potansiyel suçlu olarak görülmesi nedeniyle binlerce insan tam bir insani krizle karşı karşıya kalabilir.

İkinci sorun Telafer’in yeniden stratejik önemini kazanmasıyla ilgili. Sonuçta ilçe DEAŞ’tan kurtarılacak. Ancak ilçenin stratejik önemi bundan sonrasında ortaya çıkacak. Telafer, Türkiye için son derece stratejik bir önem sahip. Bir kere Musul’un geleceğiyle yakından ilgilenen Türkiye, Telafer’den vazgeçemez. İkincisi, Telafer bölgede Türkmenlerin son kalesi durumunda. Üçüncüsü, Telafer-Sincar arasında kalan Türkmen köyleri Sincar bölgesine giden yolun kontrolünde stratejik bir öneme sahip. Bu nedenle Telafer’de ne olup bittiği sadece Türkmenler bağlamında değil Sincar’ı yeni bir üs durumuna getirmek isteyen PKK terör örgütüyle mücadele bağlamında da son derece önemli.

Telafer’de ‘mülkiyet’ tehlikesi

Böylesine bir öneme sahip ilçede geri dönüşlerin sağlıklı bir uzlaşıyla yapılması hayati önem taşıyor. Eğer ilçenin Türkmen karakteri korunmazsa mevcut mezhep tabanlı ayrışma içinden çıkılamaz bir hal alır. Bu nedenle, geri dönüşlerin sağlanması sürecinde, yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi kadar DEAŞ zihniyetinin bölgede yeniden güçlenmesine neden olabilecek bir durumun oluşmasının engellenmesi de önemli. Bu nedenle, güvenilir kişilerden kurulacak komisyonlar şart. Telafer siyaseti denilince yıllardır akla gelen isimlerin DEAŞ’ın gelmesi ve sonraki süreçte ne kadar etkin olabildikleri görüldü. Bu yüzden Telafer’de uzlaşmayı sağlayabilecek ve halkı gerçekten barışçı yönde etkileyebilecek yeni yüzlerin ön plana çıkması gerekiyor.

Son olarak, Telafer’e dönüşlerin özendirilmesi gerekiyor. Musul nasıl yıkıldıysa, Telafer de aynı akıbete maruz kalabilir. İlçenin imarının Irak hükümeti için ne kadar öncelikli olduğu tartışılır. Ancak ülke içinde iç göç sonucunda başka şehirlere yerleşmek zorunda kalanların geri dönüşleri mümkün olsa da başta Türkiye olmak üzere başka ülkelere gidenlerin dönme isteği duyma ihtimali düşük. Bu dönme isteğinin şimdiden uyandırılmaya başlaması lazım.

Türkiye neden mi bununla ilgilenmeli? Sebebi basit. Topraklarına dönme umudu kalmayanlar, çok ucuz fiyatlarla arazilerini satmak zorunda kalacak (belki de bu süreç başlamıştır.) Bu toprakları ise Sincar ve civarında kimin stratejik planları varsa ya da Telafer’in demografisini kim değiştirmek istiyorsa o alacak. Bu nedenle Telafer sadece Türkmenlerin iç uyumu meselesi olarak değil, aynı zamanda Türkiye için birincil derecede önemli bir güvenlik meselesi olarak da görülmelidir.

[Ahi Evran Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi olan Doç. Dr. Serhat Erkmen aynı zamanda 21.yy Türkiye Enstitüsü Ortadoğu ve Afrika Masası’nın başkanıdır]