Kişi Başına Düşen Milli İtibar!

ABD Başkanı Donald John Trump, misafiri Recep Tayyip Erdoğan’ı uğurladıktan sonra twitterdan “Erdoğan’ı misafir etmek şerefti” diye yazdı. Cumhurbaşkanı da muhatabına aynı mecrada teşekkür etti.

Tekrarda fayda vardır; tarihî ziyaretin bütün cepheleriyle tarihin hafızasında yer etmesi için bazı yaşananları tekrar edeceğiz. Diğerleri yani PYD/YPG, FETÖ vs zaten konuşuluyor. Eğer; bir millette aşağıda temas edeceğimiz değerler varsa o zorluklar zaten aşılır ve dünya itibar sıralamasında olması gereken yerde olmuş oluruz.

Bu millete, bu milletin evlâtlarına tâ Tanzimat’tan, 19. Asrın ortalarından beri aşağılık kompleksi aşılandı. Bu uygulama erken Cumhuriyette zirveye çıktı. Avrupalı, üstündü, uygardı, ileriydi, her alanda ve her işte benzersizdi. Tam bir müstemleke ülkesi muamelesi görüyorduk. Bir tarafta “sahip” diğer tarafta “köle”. Avrupalının terbiye edici kamçısı sırtımızda hissediliyordu. Gelip vatanımızı işgal ve istila ettikleri, mübarek topraklarımızı çaldıkları hâlde ilimde, kültürde, sanatta, sosyal hayatta, hukukta ve hayatın daha hangi şubesi varsa hepsinde Batılılara benzemeye mecbur edildik. Kanunlarla, emirlerle, nutuklarla benzemeye zorlandık.

Bu süreç, bu aşağılayıcı, millî benliği eriten gidişat, beraberinde bir başka sonucu daha getirdi. Bin yıllık medeniyetimiz terk edilmiş, yazıdan kitaba, kelimeden mısraya, mimariden sofraya kadar kendimize has olanlar geri, kerih ve zararlı sayılarak doğrudan doğruya Batı taklitçiliğine girildiği için insan yetiştirme hasletimiz dumura uğramıştı. “Kaht-ı rical” yaşanıyordu.

Bizden evvelki bazı şerefli kalemler gibi biz de kalemi elimize, kelamı dilimize aldığımızdan bu yana neredeyse yarım asırdır işte bu iki zararlı kımılla yani körü körüne hayranlık, aşağılık duygusu, gözü kapalı taklitçilik ve muazzam insan eksiğimiz kaht-ı rical yani yetişmiş insan sıkıntımızı telafi etmek için uğraşıp durduk.

İlk dinelme ve doğrulma Turgut Özal devrinde görülür oldu. Ardından ucun ucun gelişti. Çok kıymetli iki nokta ise Pekin ve Washington’da kondu.

Çin, yalnızca Türkiye Cumhurbaşkanını resmî merasimle karşıladı. Cumhurbaşkanı Şi Çinping, onlarca lider içinde; Putin bir yanında Erdoğan diğer yanında olduğu hâlde fotoğraf çektirdi.

Donald Trump, Türkiye Cumhurbaşkanını Devlet Konukevi’nde misafir etti. Beyazsaray’a geldiğinde kapıda karşıladı. Koltukta Batı şımarıklığının ifadesi olan o malum bacak bacak üstüne atarak oturma kibrini göstermedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beyazsaray’daki görüşme sonrasında kameralar karşısında PYD/YPG’yi kimse bize rağmen muhatap alamaz. Terör örgütü silahlandırılırsa biz de kimseye haber vermeden vururuz dedi. Başkan Trump, şahidi olduğu bu sözleri söyleyen lideri arabasına kadar uğurladı.

Bu ziyaret yapılmadan evvel de askerî, istihbarat, devlet ve adalet bürokrasisi yani yetişmiş kadrolarımız, iki hafta evvelinden Washington’a yerleşmiş ve bütün ön çalışmaları hazırlamışlardı.

Görüldüğü gibi burada devlet umurundan haberdar olmak var, cesaret var, kararlılık var ve millî duruş, haysiyet ve şahsiyet var.

Bugün, Türk milletinin kişi başına düşen GSMH/Gayrı Safi Millî Hasılası, 4 kat artmış olarak 11 bin dolar olmuş olabilir. Ancak kişi başına düşen millî itibarımız iki asırdan bu yana yakaladığımız en yüksek seviyededir. Yetişmiş insanımız iki asırdan bu yana görülmedik zenginliktedir. İtibarımızın coşması yanında BİST’in coşmasının lafı olmaz. Sokaktaki insan, millî denizaltımızın imal edilmesini konuşmakta.

Bu karşılama ve uğurlamalar, bize yabancı değil. Bunlar zaten dünkü hayatımızda mevcuttu. Bugün aslımıza rücu etmekteyiz. Yusuf İslam’ın da dediği gibi liderlik Türk milletinin seciyesinde mevcut. Londra’da bize şunu anlattılar: 1795’te ilk Sefir-i Kebirimizi/Büyükelçimizi gönderdiğimizde İngilizler, gemiye kadar giderek onu istikbal etmişler/karşılamışlar…

ABD ziyaretinde bir şeye hem sevindik, hem burkulduk. Sevindik; Cumhurbaşkanımız, Beyazsaray’a kendi makam arabasıyla gitti. Bu esaslı bir davranıştı. Üzüldük; “Ahh dedik!.. O araba bir de yüzde yüz yerli bir marka olmuş olsaydı!..”

Peki; Trump o şeref tweetini neden attı?

15 Temmuz gecesi Rodos’a, yani canını kurtarmaya, korkaklığa değil de Yeşilköy’e yani kahramanlığa, ölmeye uçan bir lider işte böylesi bir muamele görür. (Türkiye)

PAYLAŞIN:
Rahim Er, 1950 yılında Harput’ta doğdu. 1969 yılında Adana Erkek Lisesi’nden mezun oldu. 1970’de Türkiye gazetesine girdi. 1974’te İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1976’dan itibaren Türkiye gazetesinde, ‘Pırıltı’, ‘Yorum’, ‘Tahlil’ sütun başlıkları ile günlük yazılar yazdı. 15 Kasım 1979’da Türkiye Çocuk dergisi, 15 Şubat 1989’da TGRT, 24.11.1994’te şimdiki adı ihlas.net olan İhlas Databank, 13.11.1999’da, BKY – Babıali Kültür Yayıncılığı çalışmalarını başlattı. İhlas Holding Genel Yayın Danışmanlığı’nda bulundu. 1996’dan itibaren TGRT ve TGRT FM’de programlar yaptı. ‘Sevgili Peygamberim’, ‘İmparatorluk Coğrafyasında Diplomasi Koşturmak’, ‘Örsteki Ülke Türkiye’ ve ‘Hayatın Rengi İnsan’ adlı kitapları bulunan Rahîm Er’in, Türkiye gazetesinde şimdiki köşesinin adı Entellektüel Boyut’tur.