Destandan Gerçeğe!

Gençliğimiz ve geleceğimiz adına son yıllarda atılan adımlardan beni en fazla heyecanlandıran seçme ve seçilme yaşının 18’e düşürülmüş olmasıdır. Bu karar fevkalade mühimdir. Zira dünya hayatı o kadar kısadır ki çabuk yetişmek ve çabuk iş sahibi olmak çok önemlidir. Bunun şüphesiz ki içini doldurmak ise millî eğitimimize düşecektir.

Biz tarihimiz kadar destanlarımızı da kaybettik. Şayet destanlarımızı kaybetmesek belki dünya idarecileri yetiştirmeye devam edecektik.

Bilinen en eski destanlarımızdan olan “Oğuz Kağan”da bu durum çarpıcı bir şekilde şöyle vurgulanmaktadır:

“Oğuz Kağan doğduğu zaman anasını üç gün emdi. Dördüncü gün et istedi. Kırk gün olunca yürüdü. Üç yaşına gelince düşmanlara karşı gazaya çıktı.”

İleride 24 Oğuz boyunun atası olacak, tarihlerimizde Zülkarneyn aleyhisselam olduğuna dair vurgu da yapılan Oğuz’un bu destanında çabuk büyüme ve yetişme teması vardır. Evet bu bir destandır. Fakat gerçek tarihimiz bu destanın içerisinde gizli değil midir?

Bakınız dünyanın en büyük imparatorluğunu kurmuş bulunan Osmanlılar, oğullarını 11-12 yaşında Amasya, Manisa, Konya, Kastamonu ve Trabzon gibi mühim merkezlere vali olarak atıyorlardı. Bugün iki yüz fabrikası olan bir adam bir fabrikanın idaresini 12 yaşındaki oğluna verir mi acaba?

Demek ki onu mükemmelen yetiştiriyor sonra da staj olmak üzere bir merkeze gönderiyorlardı.

II. Murad Han da oğlu Mehmed’i (Fatih) 11 yaşında Manisa valiliği, 12 yaşında ise saltanat koltuğuna oturttu. 12 yaşında bir çocuk saltanata geçince Papalık ve Avrupa ülkeleri Osmanlıları Balkanlardan atmak üzere hemen harekete geçmişlerdi. O zaman sadarette bulunan Çandarlı Halil Paşa endişeye kapılarak, Sultan Mehmed’den devletin başında tecrübeli birinin bulunmasını istedi. Bu söz bir anlamda kendisine güvenilmediğini ortaya koyuyordu.

12 yaşındaki gencin cevabı ise, Çandarlı’ya unutulmaz bir ders, idarecilerimize ve milletimize ise hazineler değerinde bir nasihat olacaktı. Ne yazık ki bu söz de tarih kitaplarına geçmedi, gençlerimiz altın değerindeki bu sözleri duymadı. II. Mehmed Han, kurt devlet adamına dönerek:

“Evvele’l fikir ahire’l-amel gerekmez miydi?”

Çocuk padişah, koca Çandarlı’ya, “Düşmanın geleceğini hiç mi hesaplamadınız? Düşman geliyor git, düşman gitti gel! Saltanat çocuk oyuncağı mı?” manasına gelen bu sözlerle müthiş bir ders vermişti.

Bu itibarla bugün gençlerimizi erken hayata kazandıracak tarih, edebiyat ve din derslerimizin müfredatlarını yeni baştan gözden geçirmemiz gerekmektedir.

Ancak o takdirde Sayın Cumhurbaşkanımızın 2023, 2053 ve 2071 diyerek verdiği hedefleri yakalama imkânına sahip oluruz… (Türkiye)

PAYLAŞIN:
1959′da Boyabat’ta doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini aynı yerde tamamladı. 1978′de girdiği Atatürk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü’nden 1982′de mezun oldu. 1983′te aynı bölümdeki Yeniçağ Anabilim Dalı’nda Araştırma Görevlisi olarak vazifeye başladı. 1985′te Yüksek Lisansı’nı tamamladı. 1989′da Marmara Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü’ne naklen geçiş yaptı. 1990′da “Osmanlı Taşra Teşkilatı’nda Tokat (1455-1574)” isimli çalışmasıyla Tarih Doktoru ünvanını aldı. 1997′de “Uyvar’ın Osmanlılar Tarafından Fethi ve İdaresi” isimli takdim teziyle Doçent oldu. Seyyid Muradi’nin kaleme aldığı Barbaros Hayreddin Paşa’nın gazalarını “Kaptan Paşa’nın Seyir Defteri” ismiyle sadeleştirerek, ayrıca Osmanlı tarihi ile ilgili“Kayı I”, “Kayı II”, “Kayı III”, Kayı IV, “Taşa Yazılan Tarih Topkapı Sarayı” ve “Ahmed Cevdet Paşa ve Mecelle” ile “Slovakya’da Osmanlılar” adlı eserlerini yayınladı. 2003′te Profesör kadrosuna atanan Şimşirgil’in Osmanlı şehir tarihi, siyasi hayatı ve teşkilatı ile ilgili çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda ilmi makalesi bulunmaktadır. Halen Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde Öğretim Üyesi görevine devam etmektedir. Evli ve üç çocuk babasıdır.