Trump’ın Gemisi

ABD seçimlerinde son dönemece girildiğinde en fazla tartışılan konuların başında, yeni başkanın hükûmette kritik pozisyonlara kimleri getireceği olurdu. Son seçimde Demokrat aday Hillary Clinton’ın muhtemel çalışma arkadaşlarının isimleri aşağı yukarı belliydi. Cumhuriyetçi aday Donald Trump’ın kabinesi ise tam bir muammaydı. Dolayısıyla daha önceki seçimlerin aksine ekipler üzerinden adaylar arasında bir karşılaştırma yapmak mümkün olmadı.

Clinton kaybetti, Trump kazandı. Ocak ayında da başkanlık koltuğunu Barack Obama’dan devraldı. Ardından bakanlıklar ve önemli bürokratik makamlar için atamalar yapmaya başladı. Başta Dışişleri ve Savunma bakanları olmak üzere, Trump’ın göreve getirdiği birçok isim sürprizdi. En önemli görevlerden olan Ulusal Güvenlik Danışmanlığına atadığı Michael Fylnn istifa etti. Çalışma Bakanı olarak önerdiği Andrew F. Pudzer’i geri çekti. Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI) Drektörü James Comey’i ise kovdu.

ABD sistemine göre devlette üst düzey bürokratlar Başkan’ın teklifi ve Senato’nun onayıyla göreve geliyor. Trump 599 siyasi-bürokratik görev için sadece 179 isim önerdi. Bunlardan da sadece 42’si Senato tarafından onaylandı. ABD’nin üst düzey millî güvenlik bürokrasisi neredeyse bomboş. Kilit makamlara atamalar yapılmış değil. Aralarında Çin, Almanya, İngiltere, Hindistan gibi devletlerin de bulunduğu birçok devlette ABD büyükelçisi bulunmuyor. Geçen hafta içinde, Suudi Arabistan’la kriz yaşamakta olan Katar’daki ABD büyükelçisi de istifa etmişti. Senato onayı gerekmeyen 2000 civarında orta seviye bürokratik koltuk da boş duruyor.

Yani Trump ABD gemisinin kaptan köşküne oturmuş, dümeni eline almış durumda ama bu geminin sağlıklı şekilde seyredebilmesi için gerekli mürettebatı toplayamıyor. Yakın dönemde hiçbir başkanın göreve gelişi sırasında şahit olunmayan bir bürokratik kaos yaşanıyor.

Durum üç şekilde açıklanabilir:

1-Trump, ülkeyi yönetmeye değil, seçimi kazanmaya kilitlenmişti. Böyle olunca da ekip kurma işini seçimden sonraya bıraktı. Göreve geldiği günden bu yana da içerideki siyasi skandallarla uğraştığından atamalara yeterli zamanı ayıramadı.

2-Trump’ın acelesi yok. Ülkenin mevcut hâliyle de yönetilebildiğini görüyor. ‘Gereksiz’ bürokratik atamalar yapmak istemiyor. Kendince tasarruf ediyor.

3-Kendisiyle çalışacak insan bulmakta zorlanıyor.

Bu üç açıklamadan özellikle sonuncusu birkaç haftadır Washington mahreçli siyasi haberlerde sıklıkla dile getirilmeye başladı. Amerikan gazetelerinde, önemli pozisyonlar için kendilerine teklif götürülen birçok Cumhuriyetçi ismin teklifleri kabul etmediklerini okuyoruz. Bilhassa FBI Başkanı’nın kovulması ve Başkan’a ‘anayasayı ihlal’ gerekçesiyle dava açılmasıyla birlikte, göreve atanmaktan imtina edenlerin sayısı artmaya başladı. Muhtemelen, parlak kariyer hedefleri olan ama kendi siyasi hayat hikâyelerinin bu dönemle anılmasını istemeyen birçok nitelikli isim Trump’ın gemisine binmek istemiyor.

Trump hakkında bir azil sürecinin başlaması için çok erken. Fakat kendi partisi içinde bile çok önemli bazı siyasetçilerin muhalefet yapmaya şimdiden başladıklarını görüyoruz. Hele Rusya’nın başkanlık seçimine müdahale ettiği iddialarını destekleyecek yeni bulguların ortaya çıkması hâlinde Cumhuriyetçi birçok Kongre üyesi kendi siyasi itibarlarını koruyabilmek için Trump’a sırtlarını döneceklerdir. Hâliyle böyle hızlı su almaya başlayan bir gemiye kolay kolay kimse binmek istemiyor.

Bugüne kadar hiçbir ABD Başkanı azledilmedi. Görevden alınacağı kesinleşince kendisi istifa ederek başkanlık koltuğunu yardımcısına devreden Cumhuriyetçi Richard Nixon başkanlıkta ikinci dönemindeydi. Nixon dönemindeki ABD bürokrasisi, başkan istifa edince büyük yara almadı. Bugün ABD’nin en büyük yönetim meselesi, Başkan azledilir ya da istifa ederse, Başkan yardımcısına devredeceği eksiksiz bir üst düzey bürokrasinin olmayışı.

Dünyanın en güçlü ülkesi bu şekilde yönetilemeyeceğine göre bugünlerde hareketlenmeye başlayan Cumhuriyetçi Parti ileri gelenlerinin duruma el koymaları gerekebilir. Uzun lafın kısası sadece ABD yargısı ve Demokratlar değil, seslerini yükselten parti-içi muhalefet de Trump’ın başını ağrıtacak… (Türkiye)

PAYLAŞIN:
Şu anda Kemerburgaz Üniversitesi Rektörü olan Çağrı Erhan, 1993’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Aynı üniversitede, 1996’da uluslararası ilişkiler yüksek lisansını, “Türk-Amerikan İlişkilerinde Afyon Sorunu” başlıklı tezi savunarak tamamladı. 2000 yılında da, “Osmanlı-Amerikan Siyasi İlişkileri” başlıklı teziyle, Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümünde doktor unvanını aldı. 2003’te siyasi tarih doçenti oldu. 2009 yılnda profesör oldu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler ve Hukuk Fakülteleri ile TOBB ETÜ’de, “Osmanlı Diplomasi Tarihi”, “Türk-Amerikan İlişkileri”, “Siyasi Tarih”, “Uygarlık Tarihi”, “NATO” ve “Amerikan Diplomasi Tarihi” derslerini vermektedir. 2002′den itibaren, Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi (SAREM) Yürütme Kurulu, Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Yayın Kurulu, Türk Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu, Tarih Yazıcılığı’nın Avrupa Boyutu Projesi Ulusal Komitesi, Avrupa Konseyi Tarih Eğitimi Projesi Yönetim Kurulu, Uluslararası Siyasi ve Ekonomik İlişkiler Merkezi Merkez Kurulu üyeliklerinde bulunan Çağrı Erhan, Uluslararası İlişkiler Dergisi ve Ankara Avrupa Çalışmaları dergilerinin kurucu editörlerindendir. Çağrı Erhan, Ekim 2000-Kasım 2003 arasında Ankara Üniversitesi Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi müdür yardımcılığı görevini yapmıştır. Aralık 2005′te aynı merkeze müdür olarak atanmıştır. Şubat-Kasım 2008′de Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcılığı görevini yürütmüştür. Ocak 2009′da profesör olmuştur. Halen Mülkiye’de Ortadoğu, Osmanlı Diplomasi Tarihi, ABD Dış Politikası, NATO ve TOBB ETÜ’de Siyasi Tarih dersleri vermektedir.