Çok Taraflı Diplomaside Yeni Arayışlar: Türkiye ve MIKTA

Doç. Dr. EMEL PARLAR DAL

Meksika, Endonezya, Güney Kore, Türkiye ve Avustralya gibi orta ölçekli güçlerin bir araya gelmesiyle 2013 yılında kurulan ve resmi olmayan bir uluslararası istişare ve eş güdüm platformu niteliği taşıyan MIKTA, G20 ve BRICS ile mukayese edildiğinde daha az gündemde olan ve daha düşük profilli bir platform olduğu izlenimini veriyor.

2017 dönem başkanlığında terörle mücadele, mülteciler ve ekonomik iş birliğine odaklanacak Türkiye’nin son yıllarda artan bir şekilde orta ölçekli ülkelerin küresel ajandalarına uygun bir söylem geliştirmeye başladığını gözlemliyoruz. Peki, 1 Ocak 2017 tarihinden itibaren MIKTA’nın dönem başkanlığını üstlenen Türkiye bu enformel platformda kendisine nasıl bir rol biçiyor? MIKTA Türkiye’nin orta ölçekli güç projeksiyonunda nasıl bir yere sahip?

Türkiye: Bir orta ölçekli güç olarak MIKTA’daki konumu

Esasen, Türkiye her ne kadar dış politikasının manevra kabiliyeti açısından orta ölçekli güçlere daha yakın bir profil çizmiş olsa da ülkenin gerek iç politik gerekse de uluslararası politik arenada “orta ölçekli güç” algısının ve kabulünün çok da güçlü olmadığını söylemek yanlış olmaz.

Bu anlamda, Türk kamuoyunda sıkça değinilmese de orta ölçekli güçler olarak tanımlanan Meksika, Endonezya, Güney Kore, Türkiye ve Avustralya’nın bir araya gelmesiyle oluşturulan MIKTA grubunun genel bir analizini yapmak ve Türkiye’nin bu platforma katkısını anlamak, Türkiye’nin küresel yönetişimde istikrar ve revizyonu bir arada talep eden orta ölçekli güç gündemine ne kadar yakın olup olmadığını göstermesi açısından oldukça önemli.

MIKTA özelinde orta ölçekli güçlerin takip ettiği küresel yönetişim politikalarının amaçları, araçları ve etkileri çerçevesinde yapılacak bir değerlendirme Türkiye’nin orta ölçekli güç algısını daha da kuvvetlendirerek MIKTA özelinde bir küresel aktivizm yaratabilmesinin olası olduğunu ortaya koymaktadır.

Türkiye’nin MIKTA grubu içerisinde gayrisafi milli hasıla, büyüme oranları, askeri harcamalar gibi maddi güç unsurları dikkate alındığında “ortanın ortasında” konumu sayesinde MIKTA’nın kalkınma iş birliği, küresel sağlık ve insani yardım gibi daha aktif olmayı hedeflediği alanlarda mevcut tecrübesini aktararak orta ölçekli güç iş birliğini daha koordineli hale getirebileceği söylenebilir. Yine bu doğrultuda, vizyon belgelerinde de görüldüğü üzere MIKTA küresel yönetişimde yeni normların ve prensiplerin şekillenmesine yardımcı olmak amacıyla özellikle kalkınma finansmanı, insani yardımın finansmanı gibi alanlarda küresel ara bulucu rolü oynamayı amaçladığını belirtmektedir.

Beklentiler ve olanaklar dengesi MIKTA’da sağlanabilir mi?

Türkiye ve MIKTA’nın orta ölçekli güç araçları arasında nasıl bir paralelliğin olduğu ve her iki aktörün araçlarının nasıl daha uyumlu hale getirilebileceği meselesi de büyük önem arz etmektedir. MIKTA’nın küresel sıralamalarda orta ölçekte konumlandığı, üye ülkelerin dış politika havzaları sayesinde çok büyük bir coğrafi alana hitap ettiği ve BM ile G20 toplantıları çerçevesinde gündem oluşturmaya çalışarak küresel hiyerarşi ile koordineli bir yol haritası çizmeye çalıştığı dikkate alınırsa, Türkiye’nin orta ölçekli güç kimliğine daha fazla yatırım yaparak MIKTA’nın diplomasi araçlarını çeşitlendirmesinin olası olduğu söylenebilir.

Bu çerçevede Türkiye’nin, MIKTA’nın da gündeminde yer alan konularda, BM Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı, Dünya İnsani Zirvesi gibi örneklerde de ortaya koyduğu uluslararası toplantı ve zirve diplomasisi tecrübesinin MIKTA’nın mevcut orta ölçekli güç araçlarını ciddi oranda destekleyebileceği değerlendirilebilir. Buna ek olarak MIKTA ülkeleri arasında Afrika kıtası ile en fazla angajmana sahip olması bakımından Türkiye’nin, MIKTA’nın niş diplomasi anlayışına uygulama alanı açarak MIKTA’ya Afrika gündemini kolayca taşıyabileceği öne sürülebilir. Türkiye’nin MIKTA’ya sağlayabileceği orta ölçekli güç araçlarından biri de MIKTA’ya normatif bir duruş kazandırabilme potansiyeli olarak karşımıza çıkmakta. Zira her ne kadar niş diplomasi alanlarına pratik yatırım yapma niyetini açıkça ortaya koymuş olsa da MIKTA bugüne kadar açık bir normatif gündem oluşturacağının sinyallerini vermemişti.

Türkiye’nin G20 tecrübesi

Peki bugüne kadar küresel yönetişimde sergiledikleri orta ölçekli güç etkileri açısından MIKTA ve Türkiye nasıl bir performans gösterdi ve MIKTA’nın küresel siyasette daha etkili bir orta ölçekli güç etkisi yaratmada Türkiye’nin potansiyel rolü ne olabilir? Öncelikle henüz çok yeni bir oluşum olan MIKTA’nın amaçları ve araçlarını gerçek bir orta ölçekli güç etkisine dönüştüremediği dikkate alınmalıdır. Ancak özellikle G20 bağlamında MIKTA’nın ileriye dönük tıpkı BRICS gibi bir blok oluşturma girişimini gözden geçirebileceği düşünülebilir ki bu noktada Türkiye’nin G20 tecrübesi ve bu platformda aktif rol oynama isteği MIKTA’ya büyük ivme kazandırılabilir.

Bilindiği gibi Türkiye 2015 dönem başkanlığı sırasında ortaya koyduğu politikalar ile G20’nin hem kurumsal yapısını hem de gündemini genişletmek istediğini açıkça ortaya koymuştu. Dolayısıyla Türkiye’nin 2017 MIKTA dönem başkanlığı sırasında bu platformun G20 çerçevesinde daha koordineli etki yaratabilecek bir hale gelmesi için yeni adımlar atabileceği düşünülebilir. Zaten MIKTA’nın potansiyel etki alanlarından olan iktisadi iş birliği, küresel finansal yönetişimi güçlendirme gibi meseleler de G20’nin mevcut kapsamı ve gündemi ile doğrudan uyumluluk göstermekte. Dolayısıyla Türkiye’nin de katkıları ile G20 tecrübesi yüksek olan diğer MIKTA üyeleri Güney Kore ve Avustralya ile birlikte bu platformun G20 gündemi bağlamında bir küresel orta ölçekli güç etkisi yaratabilme potansiyeli olabilir.

Her ne kadar henüz etki yaratabilecek şekilde koordineli bir iş birliğine dönüştürülememiş olsa da Türkiye’nin MIKTA ülkeleri içerisinde amaçlar ve araçlar bakımından uyumlu bir orta ölçekli güç olarak konumlandığı bir gerçek. Ancak Türkiye’nin bu yeni örgüte daha fazla yatırım yapması, küresel yönetişiminde MIKTA’yı orta ölçekli bir müzakere gücüne dönüştürebilecek şekilde önceleyecek politikalar uygulaması ancak MIKTA’nın Türkiye’nin küresel yönetişim ağına somut olarak ne katacağının anlaşılmasıyla mümkün olacaktır. Bu çerçevede düşünüldüğünde gelecekte MIKTA bağlamında atılacak adımların, yapılacak yatırımların Türkiye’nin küresel yönetişim ağına özellikle iki noktada katkı sağlayacağı ileri sürülebilir: güçlendirilmiş bir orta ölçekli güç kimliği ve etkin bir niş diplomasi koordinasyonu.

MIKTA Türkiye’nin “orta ölçekli” güç kimliğine ne katabilir?

Esasen, Türkiye’nin küresel yönetişimde birden fazla rol ve kimlik üzerine dış politikasını inşa ettiğini görüyoruz. Öte yandan, Türk modeli, bölgesel güç, köprü ülke, merkez ülke gibi birbirinden farklı kimlikler ile tanımlanmaya çalışılan Türkiye’nin küresel kimliğinin özellikle BRICS gibi gruplar bağlamında belirginleşmeye başlayan yükselen güçler algısı karşısında net bir çizgiye oturtulamadığı aşikar. Yine, Türkiye’nin özellikle diğer yükselen devletlerle mukayese edildiğinde kurumsallaşmasının -burada kastedilen ülkenin bölgesel ya da küresel örgütlere olan üyeliği,- daha zayıf olduğunu söylemek yanlış olmaz.

İşte tam da noktada küresel kimlik yaratmaya niyetli MIKTA gruplanması Türkiye’ye net bir konum kazandıracak güçlendirilmiş bir orta ölçekli güç kimliği sağlayabilir. Bunun dış politika davranış kalıplarını etkilemesi ötesinde en pratik yansıması esasında Türkiye’nin BM, IMF, Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslararası örgütlerdeki reform süreçlerinde müzakere gücünü artırması olasılığıdır. Her ne kadar ne gerek Türkiye tarafından ne de MIKTA tarafından bugüne kadar böyle bir gündem ortaya konulmamış olsa da Türkiye’nin ihtiyaçları dikkate alındığında tıpkı BRICS örneğindeki gibi MIKTA çerçevesinde oluşturulabilecek reform-müzakere grupları Türkiye’ye orta ölçekli bir güç olarak küresel yönetişimde grup bazlı reform politikaları takip etme olanağı sağlayabilecektir.

MIKTA’nın Türkiye’nin niş diplomasisine katkısı ne olabilir?

MIKTA’nın Türkiye’nin küresel yönetişim ağına katabileceği bir diğer önemli husus da niş diplomasi etkililiği bağlamında sunacağı pozitif katkı. Türkiye zaten halihazırda yürüttüğü kalkınma iş birliği politikaları ve insani yardım programları çerçevesinde özellikle 2000’lerden itibaren kendisine bir niş diplomasi ağı örme arayışında. Ancak Türkiye’nin bu arayışı diğer yükselmekte olan ülke gruplarının yaptığı gibi Güney-Güney ortaklığı altında değerlendirilebilecek alternatif modeller üzerinden şekillenme eğilimini göstermemekte. Kısacası, Türkiye kalkınma yardımı alanında tek başına ve bağımsız olarak hareket etmekte.

Güney-Güney ortaklığında olduğu gibi oluşturulan bu tarz alternatif modellerin hem donör ülkelere hem de alıcı ülkelere çok boyutlu iş birliği imkanları sağladığı özellikle BRICS ülkeleri örneğinde sıkça gözlemlenmektedir. Aynı şekilde MIKTA çatısı altında kurumsallaştırılabilecek bir Orta Ölçekli Devletler kalkınma yardımı modeli gerek MIKTA’nın bu alanda bir kurumsal kimlikle öne çıkmasına gerekse de MIKTA içerisinde Türkiye’nin bu niş diplomasi gücünü daha da etkin olarak kullanmasına yardım edecektir. Kalkınma yardımlarına ek olarak küresel sağlık, mülteci problemini de içine alan insani yardım, terörizmle mücadele, finansal reform konusunda iş birliği gibi diğer niş diplomasi alanlarında da MIKTA-Türkiye karşılıklı etkileşiminin gerçekleşebileceği ve bir sinerjinin ortaya çıkabileceği öngörülebilir.

Kısacası, orta ölçekli güç dayanışması örneği olan MIKTA gibi enformel bir örgütün kurumsallaşmasını güçlendirerek yeni niş diplomasisi ağlarını öne çıkarması gerek üye devletlerin sosyalleşmesiyle orta ölçekli güç kimliklerini perçinleyecek gerekse de uluslararası sistemin içinden geçmiş olduğu krizlerin aşılmasında ara bulucu ve kriz yöneticisi olacak aktörlerin ortaya çıkmasına olanak sağlayacaktır.

Türkiye’nin de halihazırda Ortadoğu’da ve Balkanlar’da ara buluculuk konusunda pratik bir tecrübesinin olduğu da değerlendirilirse, özellikle Türkiye’nin MIKTA’nın bu amaçları çerçevesinde bu orta ölçekli güç ağının ara buluculuk amaçları konusunda kendi kültürel havzasına yakın olan ülkelere ulaşmayı daha kolay hale getirebileceği de ileri sürülebilir.

[Doç. Dr. Emel Parlar Dal Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir]