Egemenliğin Devrinin 20. Yılında Hong Kong

MEHMET ÖZAY

1 Temmuz 2017, Hong Kong Adası yönetiminin İngiltere’den Çin Halk Cumhuriyeti’ne geçişinin yirminci yılı.

Bu tarihi olay, sömürge döneminde İngilizlerin Doğu Asya’daki ticaret merkezi olan Hong Kong’u 155 yıl sonra terk etmesi anlamı taşıyor. İngilizler Ada’da 1997 yılına kadar varlıklarını sürdürmüş olsa da 1949 yılından itibaren komünist Çin yönetimi, Ada’yı kendi egemenlik sahası içerisinde görmeye devam etti.

Tek devlet iki sistem

İngiltere ile Çin arasında 1984 yılında Londra’da imzalanan ‘Ortak Deklarasyon’la, Ada’nın Çin’e devri 1 Temmuz 1997 tarihinde gerçekleşirken, Hon Kong ‘Özel Yönetim Bölgesi’ ilân edildi. Çin tarafının görüşmelerde gündeme getirdiği ‘tek devlet iki sistem’ kavramı da böylece uluslararası siyaset literatüründe yerini aldı. İlk etapta, ‘sömürge’ kelimesinin içerdiği olumsuzluk dikkate alındığında Hong Kongluların bu devir işlemine ‘çok şükür’ demeleri beklenebilirdi. Ancak aradan geçen yirmi yıllık süre zarfında Hong Kong toplumunda tam aksi istikamette bir psikolojik ve toplumsal tepkinin gündeme geldiğinden, giderek artan bir gelecek endişesi ve hatta korku halinden bahsetmek mümkün.

Devir teslimden sonra kimi çevrelerde komünist Çin’in Ada’yı tipik bir Çin şehrine dönüştüreceği yönündeki karamsar beklenti gerçekleşmedi. Pekin yönetimi ‘devrimci’ denilebilecek bir değişime kapı aralayarak Hong Kong üzerine ‘çökmemiş’ olsa da, bugüne kadarki ‘özerk yönetim’ uygulamalarında Ada halkını memnun edecek istikrarlı bir yapının hayata geçirilebildiğini söylemek de güç. Aksine merkezi yönetimin Ada siyaseti üzerinde tedrici bir şekilde nüfuzunu ortaya koymakta oluşu, ‘ortak deklarasyon’da vurgu yapılan ‘elli yıllık süre boyunca Ada’nın özerk yönetiminin korunması’ konusundaki hükmün de sorgulanmasına yol açıyor.

Demokrasi umudu ve mücadele ruhu

Zaten Ada toplumunun bir kesiminin 2014 yılında başlattığı ve bugüne kadar devam eden toplumsal ve siyasal eleştirilerin temelinde de merkezi yönetimin bu türden müdahaleleri bulunuyor. Bu noktada Çin komünist yönetiminin Ada’nın toplumsal ve siyasal yaşamını ‘devrimci’ bir girişimle değiştirmek yerine, işi zamana yani elli yıllık sürece yayarak gerçekleştirmek istediği yönünde bir algı ortaya çıkıyor. Siyasi yönetim mekanizmasının işleyişi üzerindeki inisiyatifler, Hong Kong’da ‘özerk yönetimin’ tedrici olarak ortadan kaldırılacağı ve Ada’yı tipik bir Çin şehri haline getirecek düzenlemelerin sabır ve kararlılıkla uygulandığı anlamı taşıyor.

Çin’e devrinin ardından Ada’nın siyasi yönetimi beşer yıllık dönemler halinde yürütülürken, ilk iki dönem valisinin ‘demokrasi’ yönündeki eğilimleri Ada halkının umutlarını diri tutmalarını sağlamıştı. Ancak son üç dönemde merkezi yönetimin siyasi ağırlığını hisssettireek şekilde seçim ve atamalarda belirleyici rol oynaması Hong Kong’da toplumsal yaşamı etkiledi ve buna bağlı olarak gösterileri de beraberinde getirdi. 2014 yılında başlayan ve ‘Sarı Şemsiyeliler’ adıyla kitlesel bir harekete dönüşerek aylarca devam eden eylemler silsilesi, Ada toplumunun Pekin yönetiminin müdahalelerine karşı sessiz kalmayacağının işaretiydi.

Pekin ‘standartları’

Öte yandan, geçen eylül ayında yapılan temsilciler meclisi seçimleri ve ardından mart ayındaki valilik seçimi merkezin siyasi kontrol mekanizmasında elini giderek güçlendirdiğine işaret ediyor. Temsilciler meclisinde demokrasi yanlısı iki milletvekilinin ihracıyla yetinilmediği, aynı zamanda diğer bazı vekillerin de peyderpey etkisiz hale getirildiklerine tanık olunuyor. Valilik seçiminde ise kamuoyu yoklamalarında Ada halkının yüzde ellisinin desteğini aldığı görülen John Tsang yerine, Pekin yönetiminin desteklediği Carrie Lam seçildi. Bu süreç, Çin komünist partisi yönetiminin ‘demokrasi’, ‘özerklik’, ‘seçimler’ gibi siyasi kavramlar ve bunların Ada siyaseti ve toplumsal yaşamındaki karşılıklarına, Batı ülkelerindeki standartlardan farklı bir anlam kazandırdığına işaret ediyor.

Bu çerçevede adına ‘özerk yönetim’ denilen siyasi yapı, Ada’da ‘demokratik’ uygulamaların devamını sağlamak yerine, merkezin egemenliğini sağladığı manivelaya dönüşmüş durumda.

Burada şunu da hatırlatmakta fayda var: Ada’nın İngiliz yönetiminde bulunduğu dönemde valinin belirlenmesinde halkın doğrudan seçim hakkı bulunmamakla birlikte, yeni dönemde böylesi bir hakka kavuşacağı varsayılıyordu. Ancak gelişmeler bu sürecin sorunlu tabiatını ortaya koyarken, Çin yönetiminin siyasi mekanizmaya müdahalesi, halk katmanlarında gelecek endişesinin ortaya çıkmasına neden oldu. Bu endişe, Ada’da toplumsal bir harekete dönüşerek, barış ve huzuru olumsuz etkilerken, aynı zamanda Pekin yönetiminin aldığı karşı tedbirlerle sürecin giderek daha çok çatışmacı bir boyut kazandığını gösteriyor.

Siyasi aidiyet olgusu: Hong Kongluluk

Pekin yönetiminin valilik seçimlerinde Ada halkına vermeyi taahhüt ettiği demokratik katılım hakkı bugüne kadar gerçekleşmezken, valilik seçimlerinde Pekin yönetiminin siyasi ağırlığını hissettirdiği bir süreç işlemeye devam ediyor. Ada halkının bir bölümünce merkezin Ada siyaseti üzerindeki manipülasyonu olarak değerlendirilen bu süreç, Ada’da toplumsal barışının temellerini sarsmaya aday bir görüntü çiziyor. Ada halkı Hong Kong’un elli yılın sonunda sıradan bir Çin şehri olmayacağını ve bunun toplumsal dayanağını ise kendilerini Çinli değil, Hong Konglu olarak tanımlamalarıyla ortaya koyuyor.

Bu durum, hiç kuşku yok ki İngiliz sömürge döneminin ürettiği ve sömürge sonrası dönemde bir toplumsal bilinç şeklinde tezahür eden sosyo-kültürel ve siyasal aidiyete işaret ediyor. Anglo-Sakson kültürünü yedeğine almış Ada halkı, geçmişten tevarüs ettiği ‘özgürlükler’ ile tanınmayı, en azından Ada yaşamında bunun izlerinin sürmesi talebini yineliyor. Bu noktada, merkezi yönetimin siyasi ve kültürel baskı araçlarıyla var olduğunu kanıtlama çabası, halktaki hissiyatın bu defa siyasi bir tepki şeklinde gündeme gelmesine yol açıyor.

Bugüne kadar uygulanan politikalar Hong Kongluları tedirgin etmeye yeterken, yaşanabilecek değişim ve dönüşümler bağlamında gelecek otuz yılda kendilerini nelerin beklediği konusunda iyimser olamıyorlar. Bunda da Pekin yönetiminin 1987 Tiannanmen Meydanı müdahalesi, Uygur ve Tibet özerk bölgelerine yönelik politikaları, Çin’in bir parçası olduğu iddiasını sürekli tekrarladığı ve gerektiğinde askeri bir müdahaleyle egemenlik hakkını korumakta tereddüt etmeyeceğini belirttiği Tayvan politikasının da şu veya bu şekilde bir etkisi var.

Bu nedenle olsa gerek, bir süredir etkili olmaya çalışan toplumsal muhalefet hareketini yirmili yaşlardaki gençler üstleniyor. Bunun nedeni ise gayet açık. Orta ve orta yaş üzeri kesimlerin otuz yıl sonra Ada yaşamındaki rolleri ile bugün yirmili yaşlarda olanların otuz yıl sonra içinde yer alacakları konum arasındaki fark oluşturuyor.