Bu Sıcaklar Su Kavgasını da Tetikler!..

İran’ın Başşehri Tahran’da düzenlenen, “Uluslararası Kum ve Toz Fırtınaları ile Mücadele” konulu konferansta; İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin, doğrudan Türkiye’yi adres gösteren keskin çıkışı, üzerinde dikkatle durulması gereken çok önemli bir konudur. Zira ilk defa İran cenahından bu seviyede, ülkemizi rahatsız edebilecek bir siyasi beyan söz konusu…

Peki, Ruhani ne demek istiyor? İran Cumhurbaşkanı her ne kadar Türkiye’yi ismen telaffuz etmese de, tamı tamına nokta adresi göstererek ülkemizi hedef alan şu açıklamayı yaptı: “Bölgemizdeki bir ülkenin 22 baraj yapımını (Bu tarif GAP Projesinin bire bir teknik dille tanımlamasıdır) planlaması, Dicle ve Fırat nehirleri üzerinde yıkıcı etkileri olabilir. Bu Irak, İran ve başka birçok ülkeyi olumsuz etkiler. Bu eylemin yıkıcı etkilerine karşı kayıtsız kalamayız…”

Şimdi burada durup özet bir değerlendirme yapalım. Fırat ve Dicle Nehirlerinin alt kıyıdaş ülkeleri olan Suriye ve Irak ile yarım asırdan beri su ihtilafları yaşıyoruz. 1960’lardan itibaren GAP çerçevesinde Fırat ve daha sonra Dicle nehirleri üzerinde baraj yapımları başlayınca adı geçen iki ülke, özellikle Suriye ve o dönem devlet başkanı olan Hafız Esad, önce Arap ülkelerini, daha sonra da uluslararası finans çevrelerini aleyhimize kışkırttı… Suya karşılık terör kartını uzun yıllar kullanmaktan kaçınmadı. Türkiye barajlar için dış kredi bulmakta çok zorluklar çekti vs. vs… Nihayet bütün engelleme ve zorluklara rağmen, Türkiye GAP çerçevesinde planlanan 22 barajın hemen hemen tamamını (Halen yapımı devam eden Ilısu da dâhil) inşa etti.

Irak ve Suriye 1990 yılından beri yaşadıkları iç ve dış siyasi buhranlar ve iç çatışmalar sebebiyle, su meselesini günlük siyasi ajandalarından çıkarmak durumunda kaldı. Bu arada Türkiye ile Suriye arasında 1987 yılında bir protokol imzalandı. Bu protokole göre Türkiye yıllık ortalama 500 bin metreküp/saniye miktarında suyu Fırat nehrinden Suriye’ye bırakmayı taahhüt etti. Bu protokol hâlen problemsiz işliyor ve bu sayede Suriye’ye, suya en fazla ihtiyaç duyduğu mevsimlerde daha fazla su bırakılmak suretiyle ortalama miktarın en verimli şekilde kullanılması sağlanıyor…

Bu konu çok derin ve geniş. Ancak bir kitapta özetlenebilir. (Bkz. Suyun Stratejik Dalgaları, İsmail Kapan, BKY) Bugünkü konumuz çok değişik. Fırat ve Dicle nehirleri Irak topraklarında birleşip Şattül Arab ismini aldıktan sonra, İran topraklarından Basra Körfezine dökülüyor. İran’ın bu iki nehir sularını ekonomik olarak kullanması coğrafi konumu sebebiyle elverişli değil. Dolayısıyla bugüne kadar, İran’ın Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde yapılan barajlarla ilgili herhangi bir itirazı vaki değil, bunun bir anlamı da yok.

Ancak bu son çıkışın sebebi çok farklı. Temelde barajların çevre üzerindeki etkileri çeşitli açılardan incelenebilir. Bunlar daha çok olumlu yöndedir. Vaka Avrupa ülkelerinde yeni yeni ortaya çıkan bazı çevreci kuruluşlar, büyük baraj yapımına karşı çıkıyorlar. Ancak onların bu baraj muhalefeti hiç de samimi kabul edilmiyor. Zira bütün zengin Avrupa ülkeleri, kendi su kaynakları üzerinde en büyük ve en kalabalık sayıda barajları inşa edip bitirmiş durumdalar… Şimdi bu ülkeler bir ikiyüzlülük içinde kalkınmakta olan ülkelerin su kaynaklarını değerlendirmelerine mani olmaya çalışıyorlar… Bu da ayrı bir bahis!

Biz yine İran meselesine dönelim. Bilindiği üzere, İran da coğrafi yapı ve konum olarak kum ve toz fırtınalarından çok etkilenen bir ülke. Ancak durup dururken, Türkiye’nin Fırat ve Dicle üzerinde yaptığı ve su depolama, taşkınları önleme, düzenli su akışını sağlama ve daha pek çok faydalı sonuçları olan bir uygulamaya, üstelik çevrecilik iddiasıyla karşı çıkılması ve hedef alınması kabul edilebilir bir şey değil. Ancak İran’ın geleneksel Acem Politikalarına çok dikkat etmek gerekiyor. Neye ve kimlere hizmet ettiğine de bilhassa bakmak lazım. Belli ki İran bölgesel politikalar bakımından etkili olmak ve rakip gördüğü ülkeleri (Özellikle Türkiye’yi) baskılamak için birtakım yeni atraksiyonlarda bulunma niyetinde.

Zira Tahran’daki konferansta sadece Cumhurbaşkanı Ruhani’nin beyanları değil, yardımcısı Masume İbtikâr’ın söyledikleri de bir o kadar rahatsız edici. Bayan İbtikâr, Türkiye’den bu konuda güvence isteyecek kadar ileri gitmiş. Her ne kadar Türk Delegasyon Başkanı Büyükelçi Fazlı Çorman gerekli cevabı vermiş ise de, bu konuyu sıkı sıkıya takip etmeliyiz. Zira İranlı çevreciler hatırı sayılır miktarda imza toplayarak konuyu BM Genel Sekreterliğine taşımak niyetinde… Alın size bir yeni mesele. Birileri suyu bulandırmak istiyor, dikkat, dikkat! (Türkiye)

PAYLAŞIN:
Yrd. Doç. Dr. İsmail Kapan, Yeni Yüzyıl Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanıdır. 1956 yılında Malatya’nın Pütürge ilçesine doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans; aynı üniversitenin İktisat Fakültesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme Anabilim Dalında Yüksek Lisans ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde de doktora eğitimini tamamladı. 1978 yılında köşe yazarı olarak profesyonel gazetecilik hayatına başlayan Kapan, aynı meslekte yazı işleri müdürü, sorumlu müdür, genel yayın müdürü ve genel koordinatör olarak uzun yıllar yöneticilik görevlerinde de bulundu. Askerlik görevinden sonra, bir süre avukat ve hukuk müşaviri olarak serbest çalışan İsmail Kapan, tekrar gazetecilik mesleğine döndü. 1993 yılında İhlas Haber Ajansı’nı (İHA) kurdu ve bir buçuk yıl süre ile genel müdürlüğünü yaptı. Kapan, köşe yazarlığının yanı sıra 1993 yılından beri görsel medya alanında da çalışmalarını devam ettirmektedir. İsmail Kapan, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Konseyi Yüksek Kurul üyesidir.