Yargısal Adalet

Söylemsel cazibesi ve manipülasyona elverişli referans değeri üzerinden kamusal dolaşıma sokulan ‘adalet’ kavramı, Türkiye’nin reel ve/ya aktüel politik gündeminin merkezine oturmuştur. Kuşkusuz adalet kavramı, toplumsal, hukuksal ve siyasal ontosu kuran metafiziksel bir idealitedir. Bu kurucu idealite üzerinden üretilen realitelerin, amaç ve sonuçları açısından değerlendirilmesi anlamlıdır. ‘Adalet arayışı’ üzerinden istihsal edilmek istenen politik hedeflerin sahiciliği meselesi önemli bir tartışma konusu olarak karşımızda durmaktadır. Ancak esas itibarıyla adalet meselesinin özellikle ‘yargısal adalet’ üzerinden boyutlandırılarak yapıcı tartışmalara ve akademik çalışmalara konu edilmesi gerekmektedir. Yapısal bir sorun olarak yargısal adalet meselesi üzerinde ciddi biçimde kafa yormamız icap etmektedir.

Organik anlamda yargı erkinin uhdesinde bulunan yargılama etkinliği, özünde yargısal adaletin tecelli ettirilmesi süreci olarak nitelenebilir. Yargısal adaleti tecelli ettirecek olan yargılama vetiresinin kendine özgü (sui generis) bir değerler sistemi söz konusudur. Bu yönüyle yargılama, kendisini daha çok pratik gereksinimler ve beklentiler üzerinden üreten siyasal pratiğin ait olduğu değerler düzeneğinden farklılık arz eder. Çatışan menfaatlerin ahenkli bir dengeye kavuşturulması yargısal adaletin temel amaçlarından birisidir. Nitekim terazi simgesi ile metaforik anlama kavuşan bu dengenin, somut içerimini yargılama etkinliğinde ortaya koyması beklenmektedir.

Yargısal adaleti tecelli ettirecek olan yargılama etkinliği, bütün bu yönleriyle hukukun değer taşıyıcısı ve/ya gerçekleştiricisi olarak nitelendirilebilir. Yasa, yargısal etkinlik dolayımından geçerek yaşayan hukuk formunda somutlaşır. Bu nedenle yargısal adalet, hukuki değerlerin yaşayan hukuk üzerinden gerçeklik bulacağı alanı ifade eder. İdealitenin realiteye dönüşümünü imleyen yargısal adalet, kendinde mündemiç bir güven metafiziği üretmektedir. Bu yönüyle yargısal adalet, kurumsallaşmış bir güven inşasıdır ve/ya olmalıdır. Nitekim yargılamanın baş aktörü olan yargıcın bağımsızlık ve özgürlük ile teessüs edecek olan tarafsızlığı, maddi anlamda adaletin ve/ya yargısal adaletin teminatıdır.

Yargısal adaletin kurucu aktörü olan yargıç, yasayı anlama, yorumlama ve uygulama üçlemesi ile inşâî bir akılla hukuksal normlar türeten öznedir. Hukuksal anlamı keşfeden yargıç, toplumsal ve siyasal alanı biçimlendirici bir role de sahiptir. Yargısal adaletin tesisinde başat aktör olan yargıç; yargılama etkinliğinin diğer kamusal erkler alanı üzerinde denetleyici; haklar ve özgürlükler noktasında ufuk açıcı yorumsal gücünü temsil etmelidir.

Özsel adaleti, yasa uygulamasındaki adalet (formel adalet) yoluyla gerçek kılacak özne olarak yargıcın ‘mesleki davranış ilkelerinin’ belirlenmesi problemi bu noktada önem arz etmektedir. Yargılama hukukunun tarafsızlığı ve aleniliği temin edecek temel ilkeleri, yargısal adaleti ve rasyonaliteyi formel düzlemde temin etme amacına matuftur. Ancak formel adaleti temin edecek sistem-merkezli yargısal rasyonalitenin yanı sıra; yargıç-merkezli bir özsel adaletin tecelli etmesinden söz etmekteyiz.

Adaletin soyut içeriği ‘adil’ olan yargı öznesinin eylemselliği ile gerçeklik kazanır. Böylece adalet idealitesinin somutlaşmasının biricik aracının tekil anlamda ‘adil’ insan/birey olduğu vurgulanmalıdır. Bu yüzden yargısal adaletin başat öznesi olan yargıcın, adalet kavramını somutlaştıran veya içeriklendiren kişi olduğu ifade edilebilir. Bu somutlaştırma sürecinin aktörü olarak yargıcın adil uygulama örnekleri adalet idealitesini tanımlanabilir hâle getirmektedir. Adalet metafiziğinin asli uygulayıcı öznesi olan yargıç (homo juridicus), aynı zamanda somut olay adaletini tecelli ettirecek olan ahlaki öznedir (homo ethicus).

Sonuç olarak, yargısal adalet bütünlüklü biçimde felsefi, hukuki ve ahlaki bir doğaya sahip bulunmaktadır. Yargısal adaletin kurumsal olarak tesis ve tecellisi tekil anlamda yargı öznesinin bizatihi özerk ve özgür bir şahsiyet olarak yapılanmasını gerekli kılmaktadır. Adalet talepkârlığımız, yargısal adalete ilişkin yapısal sorunları çözümleyici bir perspektife hizmet etmelidir. Aksi takdirde yargısal aklın hukuk, etik ve adalet temelinde yapılandırılmasını imkânsızlaştıracaktır. Yargısal adaletin, yargısal aklı paralize eden zihniyetlerin tümden tasfiyesi ile mümkün olacağı aşikârdır. Millet iradesi temelinde yapılandırılan yargısal akıl, yargısal adaletin biricik güvencesidir. (Türkiye)

PAYLAŞIN:
Hukuk öğrenimini Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tamamlamıştır. 2011 yılında profesörlük kadrosuna atanan Dr. KILIÇ halen Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi, ‘Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi’ Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi, Karşılaştırmalı Hukuk Kuramı, Hukuk Metodolojisi ve İnsan Hakları Hukuku konuları akademik ilgi alanlarını oluşturmaktadır. Akademik ilgisi doğrultusunda çok sayıda bilimsel yayınları ile ulusal ve uluslararası kongrelerde sunulmuş bildirileri bulunmaktadır. Prof. Dr. Muharrem KILIÇ, halen Türkiye Gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır.