Avrupa Parlamentosu Raporu Üzerine

Avrupa Birliği’nin (AB) aslî-yapısal organlarından biri olan Avrupa Parlamentosu yasama organı değildir. Adı ‘parlamento’ olsa da, yasa yapmaz; kararları bağlayıcı nitelikte değildir.

AB’nin uluslarüstü (supranasyonel) niteliği Parlamento’nun teşekkülünde ve çalışma şeklinde de görülür. Parlamento seçimlerinde partiler, AB sathındaki şemsiye partiler bünyesinde yer alarak yarışırlar. Mesela, Almanya’da Hıristiyan Demokrat Parti’ye mensup bir siyasetçinin Avrupa Parlamentosu seçimlerine gireceği liste Avrupa Halk Partisi listesidir. Keza bir Fransız Sosyalist Partilinin Avrupa Parlamentosu’ndaki grubu, Sosyalistlerin ve Demokratların Terakkiperver (İlerlemeci) İttifakı’dır. Kendi ülkesinde hangi partiye mensup olursa olsun, bir Avrupa Parlamenteri partisinin mensup olduğu şemsiye partinin Avrupa Parlamentosu’ndaki grubuna üye olur. Uluslarüstülük ilkesinin bir gereği olarak Parlamento üyeleri vatandaşı oldukları ülkelerin hükûmetlerinin tercihlerine göre değil, mensubu oldukları siyasi parti grubunun eğilimlerine göre oy verirler.

1957’de AET kurulduğunda neredeyse hiçbir işlevi olmayan ve tabiri caizse bir fikir kulübü olmaktan öteye geçemeyen Parlamento’nun yetkileri giderek artmış, 90’lı yıllarda kurucu antlaşmalarda yapılan değişikliklerle Parlamento genişleme sürecinde yetkilendirilmiştir.

Genişleme sürecinde Parlamento’nun üstlendiği rol, AB’nin en önemli karar organı olan Konsey’in bu süreçteki rolüyle karşılaştırıldığında kayda değer görülmeyebilir. Nitekim, bir devletin AB’ye aday ilan edilmesinde, müzakerelere başlanmasında, müzakere fasıllarının açılması ve kapatılmasında ve o devletle üyelik antlaşmasının imzalanmasında yetki Konsey’dedir.

AB üyeliğine aday bir devletle devam eden müzakerelerin askıya alınması veya tamamen kesilmesi konularında da yetki Konsey’dedir. Türkiye ile üyelik müzakerelerinin nasıl yürütüleceğini düzenleyen Müzakere Çerçeve Belgesi’nin üyeliğin askıya alınması hakkındaki 5. Maddesi aşağıdaki gibidir:

“Türkiye’de, Birliğin temelini oluşturan özgürlük, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin ciddi ve sürekli olarak ihlal edilmesi durumunda, Komisyon kendi inisiyatifiyle veya üye devletlerin üçte birinin talebi üzerine müzakerelerin askıya alınmasını tavsiye eder ve müzakerelerin tekrar başlatılması için gerekli şartları önerir. Konsey, böyle bir tavsiye üzerine, Türkiye’yi de dinledikten sonra, nitelikli çoğunlukla, müzakerelerin askıya alınıp alınmamasını ve tekrar başlatılması için gerekli şartları karara bağlar. Üye devletler, Hükûmetlerarası Konferansta, oy birliği genel kuralına halel gelmeksizin, Konsey kararı doğrultusunda hareket eder. Avrupa Parlamentosu bilgilendirilir…”

Buradan da anlaşılabileceği gibi, Avrupa Parlamentosu askıya alma işleminde, tavsiyede bulunma işlevine dahi sahip değildir. Bu yetki Komisyon’a aittir.

Bütün bunlar Avrupa Parlamentosu’nun hiçbir önemi olmadığı şeklinde yorumlanmamalıdır. Parlamento, AB vatandaşları tarafından doğrudan seçim yoluyla teşekkül eden bir organ olduğundan, aldığı tavsiye kararlarına AB üyesi devletlerin hükûmetlerinin tamamen kulaklarını tıkaması beklenmez. Haddizatında, parlamenterler de ekseriyetle kendi devletlerinde var olan siyasi atmosfere göre hareket ederler. Bazen de, hükûmetler doğrudan dile getirmekten imtina ettikleri hususları Avrupa parlamenterleri üzerinden dillendirmeyi tercih ederler. Zira Avrupa Parlamentosu’nun yapısı ve kararların oluşturulma şekli, bu organın ortalık karıştırıcı bir görev ifa etmesine ziyadesiyle müsaittir.

Kısa bir süre önce uzun uzun tartışıp, Türkiye ile müzakerelerin devamına karar veren Konsey’in aksine, Parlamento’nun müzakerelerin askıya alınmasını tavsiye etmesi, müzakerelerin derhal kesileceği anlamına gelmez. Bu tavır AB üyesi devletlerin Türkiye’ye karşı uzunca bir süredir oynadıkları ‘iyi polis-kötü polis’ senaryosunun son örneği olmaktan ibarettir.

AB üyeleri belli ki, Türkiye’nin Birlik’e bakışındaki muazzam değişikliğin, Türkiye’nin önceliklerindeki farklılaşmanın, bu ülkenin dünkü Türkiye olmadığının henüz farkına varmamışlar. FETÖ’nün yurt içi ve dışındaki işbirlikçileriyle birlikte teşebbüs ettiği hıyaneti bertaraf eden, demokrasiye sahip çıkan Türkiye, Avrupa Parlamentosu’nun bozuk terazisiyle ağırlığı tartılacak bir ülke olmanın çoktan ötesine geçmiştir… (Türkiye)

PAYLAŞIN:
Şu anda Kemerburgaz Üniversitesi Rektörü olan Çağrı Erhan, 1993’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Aynı üniversitede, 1996’da uluslararası ilişkiler yüksek lisansını, “Türk-Amerikan İlişkilerinde Afyon Sorunu” başlıklı tezi savunarak tamamladı. 2000 yılında da, “Osmanlı-Amerikan Siyasi İlişkileri” başlıklı teziyle, Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümünde doktor unvanını aldı. 2003’te siyasi tarih doçenti oldu. 2009 yılnda profesör oldu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler ve Hukuk Fakülteleri ile TOBB ETÜ’de, “Osmanlı Diplomasi Tarihi”, “Türk-Amerikan İlişkileri”, “Siyasi Tarih”, “Uygarlık Tarihi”, “NATO” ve “Amerikan Diplomasi Tarihi” derslerini vermektedir. 2002′den itibaren, Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi (SAREM) Yürütme Kurulu, Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Yayın Kurulu, Türk Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu, Tarih Yazıcılığı’nın Avrupa Boyutu Projesi Ulusal Komitesi, Avrupa Konseyi Tarih Eğitimi Projesi Yönetim Kurulu, Uluslararası Siyasi ve Ekonomik İlişkiler Merkezi Merkez Kurulu üyeliklerinde bulunan Çağrı Erhan, Uluslararası İlişkiler Dergisi ve Ankara Avrupa Çalışmaları dergilerinin kurucu editörlerindendir. Çağrı Erhan, Ekim 2000-Kasım 2003 arasında Ankara Üniversitesi Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi müdür yardımcılığı görevini yapmıştır. Aralık 2005′te aynı merkeze müdür olarak atanmıştır. Şubat-Kasım 2008′de Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcılığı görevini yürütmüştür. Ocak 2009′da profesör olmuştur. Halen Mülkiye’de Ortadoğu, Osmanlı Diplomasi Tarihi, ABD Dış Politikası, NATO ve TOBB ETÜ’de Siyasi Tarih dersleri vermektedir.