Rusya Körfez’deki Hızlı Değişimden Endişeli

YURY BARMİN

Moskova yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump’ın Riyad ziyaretinin ardından geçen ay Körfez bölgesinde patlak veren diplomatik krizde dolaylı biçimde Katar’a desteğini gösterirken, gelişmeler karşısında temkinli davranmayı tercih ediyor.

Geçen aya, kısa bir süre öncesine kadar Ortadoğu’nun dalgalı sularında sükunet ve istikrar adası olarak görülen Körfez’de yaşanan tedirgin edici gelişmeler dizisi damgasını vurdu.

Trump’ın Riyad ziyaretinin ardından patlak veren diplomatik kriz ve ilave olarak Suudi kraliyet verasetindeki değişiklik, Körfez İşbirliği Konseyi’nde (KİK) güç dengesinde büyük değişikliklerin meydana geleceğine işaret ediyor. Bu gelişmeleri, Rusya’nın bölgedeki konumuna etkileri bakımından çok yakından takip eden Moskova yönetimi, özellikle Suriye ve İran meselesi, yine Körfez ülkeleriyle kırılgan ilişkileri söz konusu olduğunda ihtiyatlı bir yaklaşım sergiliyor.

Moskova’nın tehdit algısı

Suudi Arabistan’da ufukta beliren değişimin ilk işaretleri, mayıs ayında Trump’ın Riyad’ı ziyareti ve o sırada gelecekteki Suudi Kralı’na tam desteğini açıklamasıyla ortaya çıkarken, Moskova, ani gelişen bu dinamik karşısında kendisini tehdit altında hissetti ve son iki yıldır tadını çıkarmakta olduğu, Ortadoğu’daki varlığının denetlenmiyor oluşunun artık sürdürülemeyeceğini fark etti. Ardından Katar ablukası geldi ve şimdi bakınca çok daha net gördüğümüz şekilde, Doha’nın başarılı bir şekilde Suudi taleplerine boyun eğmeye zorlanması, Muhammed bin Selman’ın veliaht prens olarak tayinine zemin oluşturacak bir zafer tablosu olacaktı.

Moskova, normalde ortaklarıyla iyi ilişkilerini sürdürmek için diplomatik nezaketi önemli bir araç olarak görür. Bu bakımdan Rusya’nın veraset sırasındaki değişim üzerine Riyad’a herhangi bir tebrik notu göndermemesi ve Kremlin’den normalde birkaç saat içinde yapılması beklenen resmi bir açıklamanın gelmemesi şaşırtıcı bir gelişme. Öte yandan mevcut durumda sözlerin dile getireceğinden daha fazlasını anlatan bu sessizlik, Moskova’nın Suudi Arabistan’dan gelen haberleri son derece temkinli biçimde değerlendirdiğinin göstergesi.

Rusya, Katar krizinde kendisini çapraz ateşte buldu. Küresel diplomatik destek toplamak için yürütülen kampanya sırasında Doha yönetimi, beklenmedik bir müttefik olarak Moskova ile temas kurdu. Çeçen lider Zelimhan Yandarbiyev’in Doha’da öldürülmesinden ve iki Rus’un cinayetten yargılanmasından bu yana Rusya ile Katar ilişkileri gergin seyrediyordu. Teröre finansal destek meselesi, Kremlin’i öteden beri endişelendiren bir konu ve Rusya, önce 1990’larda Kuzey Kafkasya’da, yakın geçmişte de Suriye’de Katar ve Suudi Arabistan’ın aşırılıkçıları finanse ettiğini öne sürüyor.

Güç dengelerini değiştirme teşebbüsü

Buna rağmen Moskova, diplomatik krizde dolaylı olarak Doha’ya desteğini gösterdi; bu destek Rus ve Katarlı yetkililer arasında şaşırtıcı derecedeki yoğun temaslarla açığa vuruldu. Kremlin, Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin tercih ettiği Doha’yı tecrit etme stratejisinden farkedilir şekilde huzursuz oldu ve bunu bölgesel güç dengesini değiştirme teşebbüsü olarak yorumladı.

KİK içinde aykırı bir tutum sergilediği bilinen Doha, bağımsız bir dış politika yürütecek, dolayısıyla komşularını kontrol altında tutacak kadar güçlü. Bu, KİK’i Riyad’ın liderliğinde yönetme ve İran’la yüzleşme politikasına destek bulma hırsı taşıyan yeni nesil Suudi liderliğini temsilen öne çıkan Muhammed bin Selman’ın Suudi Arabistan’da iktidara yükselmesiyle ters düşen bir durum. Rusya, KİK’te mevcut dengenin korunmasında, Konsey’i muhtemelen çok güçlü ve öngörülemez yapacak şekilde Riyad’da genç, deneyimsiz, hırslı birinin liderliğinde tek kutupluluğunun ortaya çıkmasının önlenmesinde fayda görüyor.

Washington’ın Katar krizine tepkisi, Kremlin’in Doha’ya gösterdiği sempatiyi önceden belirleyen bir diğer unsur. Donald Trump’ın Katar’ın tecrit edilmesinden kendine pay çıkarması, Rusya için Amerikalılar tarafından reddedilen bir ülkeyle birlikte görünmek açısından eşsiz bir fırsat sağladı. Bu, ABD’nin gözünden düşmüş “yaramaz” ülkelerle temas kurulması bakımından Vladimir Putin’in politikasıyla tutarlı ve uzun dönemli bir yatırım.

Suriye krizindeki görüş ayrılıkları

Rusya, Muhammed bin Selman’ın veliaht prensliğe atanmasının, farklı bağlamlarıyla ne anlama geldiğini henüz tam olarak idrak edebilmiş değil. Suudi Arabistan’da Selman bin Abdülaziz’in tahta çıkmasından, oğlunu savunma bakanı ve daha sonra veliaht prens vekili olarak atamasından bu yana Muhammed bin Selman, krallıkta Rusya dosyasından sorumlu. İki ülke arasındaki ilişkinin statüsünün geliştirilmesinde de etkili konumunda.

Selman’ın gözetiminde Rusya ile Suudi Arabistan, iki ülke ekonomilerini derinden etkileyen petrol arz fazlalığına son vermek ümidiyle önemli bir anlaşma imzaladı. Muhammed bin Selman’ın 2015’te Rusya’yı ilk ziyareti sırasında Moskova ve Riyad, 10 milyar dolarlık yatırım anlaşması ve nükleer enerji işbirliği dahil olmak üzere bir dizi anlaşmaya imza attı. Anlaşmaların hepsi, ikili ilişkilerde atılım yapılması amacı taşıyordu.

Bunu tamamlayacak şekilde Selman’ın Rusya’yı her ziyaretinde, Körfez’de müşteri profilini genişletmek isteyen Kremlin ile silah anlaşması konusu da ele alındı. Sonuçta Selman’ın görev süresi boyunca ikili ilişkilere çok ihtiyaç duyulan ivme kazandırıldı, öte yandan mevcut siyasi anlaşmazlıklardan ötürü bu temaslar bir ittifak zemininin oluşmasıyla sonuçlanmadı. Rusya ve Suudi Arabistan’ın ilişkilerini kategorilere ayırmayı başarmalarına rağmen Suriye konusundaki anlaşmazlıklar, ilişkilerin merkezine yerleşti. Muhammed bin Selman, savunma bakanı olarak Suudi Arabistan’ın Suriye politikasından ve Yemen’de büyük ölçüde başarısız askeri harekattan sorumlu.

Moskova’ya göre değişim süreci bitmedi

Rusya, Selman’ın yakın gelecekte yetenekli ve deneyimli bir lider olarak babasından iktidarı devralmaya hazır olduğu imajını yansıtmanın bir yöntemi olarak artan biçimde askeri seçeneklere başvurmasından endişe ediyor. Bu hem Rusya’nın Suriye krizindeki tavrını etkileyecek hem de Ortadoğu’da nüfuzunun yayılmasını önleyecek.
Kremlin’in Selman’a yönelik bu çift yönlü bakışına rağmen Moskova için kuzeni Muhammed bin Naif’ten muhtemelen daha iyi bir muhatap. Suudi Arabistan’ın “terörle mücadele çarı” Muhammed bin Naif, ABD’nin kararlı bir müttefikiydi, Rusya ile karşılıklı etkileşim geçmişi yoktu ve Kremlin’in Ortadoğu politikasını eleştirmekten hiç kaçınmıyordu.

Görünürde olumlu bir gelişme olan Muhammed bin Naif’in görevden alınmasına rağmen Moskova, Suudi Arabistan’da değişim döngüsünde sona gelindiği konusunda ikna olmuş değil. Muhammed bin Selman’ın pozisyonu hala sallantıda ve aşırı hırslı askeri odaklı dış politikasını sürdürmesi, krallığını tehlikeye atabilir.

Mütercim: Gamze Türkoğlu Oğuz

[Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyinde Ortadoğu ve Rusya İlişkileri uzmanı olan Yury Barmin, Cambridge Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde Kuveyt ve Bahreyn’deki Arap Baharı protestoları ile ilgili bir çalışma hazırlamıştır. Ayrıca Körfez siyaseti ve Rusya’nın Kuzey Kafkaslar ve Körfez ülkeleri ile ilişkileri üzerine de çalışmaktadır.]