Küresel Rekabette Çin Perspektifi: Güçlü Ordu, Güçlü Liderlik

MEHMET ÖZAY

Kuruluşunun 90’ıncı yılını kutlayan Çin ordusunun, pazar günü düzenlenen ve bir gövde gösterisine dönüşen askeri geçit töreniyle ülke halkına ve uluslararası çevrelere farklı mesajlar iletildi. Asya’nın derinliklerinde gerçekleştirilen kutlamalar Çin’in askeri teknolojide geldiği noktayı da gözler önüne serdi.

Bu törenler sayesinde Çin kamuoyu milliyetçilik ruhuyla çerçevelenir ve güven aşılanırken, ‘düşmanlara’ da göz dağı veriliyor. Ordunun bundan 90 yıl önce, yani 1927 yılındaki kuruluşu söylemiyle de o dönem Çin milliyetçi partisinin (kuomintang) komünistleri saf dışı etme girişimi karşısında başlatılan Nanchang isyanına gönderme yapılıyor.

Kutlamalar, sadece ulusal ordunun kuruluşu ve bugün ulaştığı seviyenin ulusal ve küresel kamuoyuyla paylaşılmasından ibaret değil. Verilen görüntüyü 2013 yılından bu yana komünist partisinin ve de ordunun başı kabul edilen Şi Cinping’in sonbaharda yapılacak kongrede liderliğini pekiştirmesine yönelik önemli bir gösterge olarak kabul etmek gerekir. Bu noktada güçlü ordu söylemi ile bazı çevrelerce Deng Şiaoping’in’den sonraki en güçlü lider konumunda gösterilen Başkan Şi Cinping’in birbiriyle örtüştürülmesine yapılan vurgudan bahsetmek mümkün. Başkan Cinping’in bu güne kadarki başkanlığı döneminde, reform çabası çerçevesinde ordu profesyonelleşirken, aynı zamanda dönemin getirdiği tüm teknolojik imkanları zorlayarak küresel yarışta öne çıkmaya aday olduğunu kanıtladı.

Tarihsel hafıza, modernleşen ordu

Hafta sonundaki kutlamalardan sadece birkaç gün önce, Güney Çin Denizi’nde gerçekleştirilen tatbikat ise aynı konsept çerçevesinde düzenlenmekle kalmadı, bunun da ötesinde bölge ülkelerinin neredeyse tümüyle devam eden kıta sahanlığı problemine konu olan Doğu ve Güney Çin denizlerindeki egemenlik alanlarını koruma iddiasının bir yansıması olarak gündeme geldi. Bununla birlikte, açıkça ilan edilmese de Çin yönetiminin meydan okumasından Kuzey Kore’nin de pay aldığını unutmamak gerekir.

Bugün komünist partisinin başı ve aynı zamanda devlet başkanı konumundaki Şi Cinping törende yaptığı konuşmada, günün getirdiği jeostratejik ve güvenlik bağlamlarına gönderme yaparak güç gösterisinde yerini alırken, karşı koyan hangi ülke olursa olsun Çin ordusunun baş etmeye muktedir olduğuna dikkat çekti. Cinping’in konuşmasında vurgunun Batılı ülkeler üzerinde olduğunu söylemeye gerek yok.

Ancak söz konusu olan Çin ordusunun kuruluşuysa, bu noktada tarihi rakip Japonya’nın da bu sıralamada önemli bir yeri olmalı. Öyle ki Japonların önce 19. yüzyıl sonlarında ve ardından 1930’lu yıllarda Mançurya topraklarında sergilediği siyasi nüfuz ve işgal, Çinlilerin hafızasından silinmiş değil. Bir diğer gönderme ise bir zamanların güneş batmayan imparatorluğu İngiltere.

Çin ordusunun bu yıldönümünde biri karada diğeri denizde gerçekleştirdiği gövde gösterileri, bir yönüyle Çin yönetiminin Himalayalardan Malaka Boğazı’na kadar uzanan geniş bir bölgedeki egemenlik hakkı iddialarının kararlı bir biçimde savunulması niteliği de taşıyordu. Bununla birlikte gerçek rakibin ABD olduğu hem konuşmalarda dolaylı olarak ortaya konuldu hem de askeri teknolojide gelinen son aşama çerçevesinde yapılan karşılaştırmalar ve somut verilerle belirginleştirildi.

Bugün Çin ordusunun ulaştığı askeri teknolojik gelişme, kuşkusuz ki 1980’lerin başından itibaren artarak devam eden ekonomik kalkınma sürecinin zorunlu bir devamını oluşturuyor. Bu noktada dikkat çekilmesi gereken husus, her ne kadar Çin yönetimi bu erişilen güçle içten içe Batıya kafa tutma eğiliminde olsa da, Çin’in Batı’nın hilafına bir gelişme sergilememiş olması.

Ekonomik kalkınma ve eğitim faktörü

Tıpkı Japonya’nın 2. Dünya Savaşı sonrasında ABD başta olmak üzere Batı’nın maddi, teknolojik, eğitim yardımlarıyla dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline gelmesi gibi, 1971 yılında ABD Başkanı Richard Nixon’ın Çin’le işbirliğine kapı aralayan politikası sayesinde Çin yönetimi ekonomik liberalleşmede karar kılarak bugünlere geldi. Çin, bu süreçte epeyce mesafe katettiğini 2000 yılında Japonya’nın önünde dünyanın ikinci büyük ekonomisi olmasıyla gösterdi.

Çin, eğitimli kadroları, bilgi ve teknoloji ithali ve istikrarlı devlet politikalarıyla bugünlere geldi. Kalkınmada hedef kendi ayakları üzerinde durabilen bir komünist rejim ihdas etmekti. Batı’dan gelebilecek tehdit ve tehlikelere karşı yeterli fiziki ve maddi donanıma sahip olmak öncelikli hedefti. Ancak Çin’in bilgi ve maddi donanım bakımından bugünkü düzeye ulaşmasında Batı’nın şu veya bu yolla verdiği katkı da göz ardı edilemez.

Ancak önce taklitle başlayan ardından içselleştirilen tüm bu liberal kalkınmacı ekonomi modeli gerçekleşirken, eğitim gibi çoğu kez göz ardı edilen alanın rolünü unutmamak gerekir. Çin on yıllarca Batı’da eğitim gören gençleri sayesinde ekonomi ve teknoloji yönetiminde söz sahibi olurken bu süreç bugün de aynı hızla devam ediyor. 2016 yılı rakamlarına göre ABD’de öğrenim gören yabancı öğrencilerin yüzde 31’ini Çinli öğrenciler oluştururken, toplamda 300 bini aşkın Çinli öğrenci ‘özgür topraklarda’ modern eğitimle buluşuyor. Bu süreci sadece ‘Batılılaşma’ serüvenine tutulan sıradan Çinlinin bir talebi olarak görmemek gerekir. Aksine, Çin yönetimi bir devlet politikası olarak modernleşmenin başat unsuru eğitim alanındaki varlığının ekonomi, teknoloji ve silahlı kuvvetler gibi alanlarda karşılığının olduğunu daima hesaba katmaktadır.

Çin, bugün ordusunun kuruluşunun 90. yılını gururla kutlarken, bunun başta küresel güç olma iddiasını sürdürme arzusundaki ABD’den, doğu sınırındaki Japonya ve batı sınırındaki Hindistan’a kadar komşu ülkelerde elbette bir yankısı olacaktır.