Almanya 24 Eylül’den Sonra İlişkileri Düzeltmeli

Almanya ve Türkiye arasında yaşanan kriz Avrupa Birliği’ne de gereksiz bir yük olmaya başladı. Almanya, AB’ye baskı yaparak Türkiye ile ekonomik alanda atılan adımları yavaşlatmasını ya da durdurmasını istedikçe AB, Almanya’nın emrinde bir organmış gibi görülmekten çok rahatsız oluyor. Bir çok AB üyesi ülke Almanya’nın Türkiye yönelik olarak yapmak istediklerini desteklemiyor. Hatta kapalı kapılar ardında “Almanya’nın hata yaptığını” söyleyenlerin sayısı da artıyor.

Çünkü bir çok AB üyesi ülke daha önce Almanya’nın peşine takılarak yaşadıkları Ukrayna iç savaşı ve peşinden Rusya ile bozulan ilişkilerden zarar gördü. Rusya’ya yönelik ekonomik ambargolar AB üyesi ülkelerin ekonomilerine de yarar sağlamıyor. Bu aslında Almanya için de geçerli. Almanya’nın en sorunlu otomobil fabrikası Opel, Rusya ambargosu yüzünden dev bir pazarı kaybetti. Oysa imaj sorunu nedeniyle Almanya pazarında sorunlu olan bu marka Rusya’da çok başarılıydı. Bir çok orta ölçekli Alman firması da şimdi Almanya’nın Türkiye’ye yönelik krizi çözmeye çalışmak yerine derinleştirme çabalarını kaygıyla izlemekte.

Bu gelişmeleri izleyen ve Türkiye ile ekonomik ilişkilerinin gelişmesinden kazançlı çıkan AB üyesi ülkedeki sanayiciler bu nedenle hükümetlerinin Alman hükümetini izlemesini istemiyorlar. AB içinde bile Türkiye’ye yönelik talepleriyle yalnızlaşan bir Almanya görmekteyiz.

Almanya’ya bu konuda destek verir görünen Avusturya’da bile benzeri gelişme söz konusu. Çünkü iş dünyası bugüne kadar politik ilişkiler ve ekonomik ilişkileri birbirinden ayrı tutmayı hep başardı. Ekim ayında yapılacak seçimler sonrası Avusturya’nın da her ne kadar AB konusunda Türkiye’yi desteklemeyen bir hükümete sahip olacak olması beklense de ekonomik ilişkilere farklı bakacağı beklenmekte.

Aslında bu durum Almanya için de aynı olmak zorunda. 24 Eylül 2017 tarihinde yapılacak olan seçim belki de Almanya tarihinde ilk defa bu derece kötü bir kriz yönetimine neden oldu. Bu durumu maalesef iki parti yarattı. “Önce ülkem sonra partim” diyen Almanya’nın başarılı eski şansölyesi Gerhard Schröder’in partisi SPD’nin günümüzdeki başarısız yöneticileri artık “önce ben sonra ülkem” dedikleri için Alman seçmen tarafından cezalandırılmaktalar. SPD 24 Eylül öncesi haftalardır %25’ten daha yukarı çıkamamakta ve çıkması da beklenmemekte. Bu başarısızlık ise SPD’nin yeni hatalar yapmasına neden olmakta. Angela Merkel karşısında şimdiden “kaybeden” olarak tanımlanan Martin Schulz bir çok hatasına bir de “Türkiye ve Recep Tayyip Erdoğan’a karşı sloganlarla seçim propagandası yapma” hatasına düşünce ister istemez Almanya ve Türkiye ilişkisi bundan büyük zarar gördü.

Buna bir de şu sıralarda %6,5 ile son sırada yer alan Yeşiller Partisi’ni ve kendi sağlıksız egoları ve kompleksli sorunları nedeniyle “Türkiye’ye ve Recep Tayyip Erdoğan’a karşı şahsi bir savaş yürüterek” Almanya iç politikasını buna alet etmeye çalışan Türkiye kökenli eş başkan Cem Özdemir’i eklersek iki başarız parti ve politikacının Türkiye ve Almanya arasındaki ekonomik ilişkilere sırf kendi egoları yüzünden ne kadar zarar verdiğini üzülerek görebilmekteyiz.

Almanya gibi büyük ve aslında dış ilişkilerde çok titiz olması gereken bir ülkenin Martin Schulz ve Cem Özdemir gibi politikacıların yüzünden Türkiye ile olan ilişkilerini daha da bozmasını aslında aklı başında kimse istememekte.

Aslında geçmişte de kısa bir Schröder Dönemi hariç Almanya Türkiye’nin AB üyeliğini hiç desteklemedi. Ancak buna rağmen iki ülke arasında ekonomik ilişkiler hiç zarar görmeden gelişti ve bugünkü konumuna ulaştı. Yani istenirse politikada gündemde olan fikir ayrılıkları titiz davranıldığında ekonomiye zarar verememesi sağlanmakta. Türkiye bu konuda çok titiz. Almanya ile var olan ve Türkiye açısından gerçekten kabulu zor olan bir çok siyasi soruna rağmen Türkiye bugüne kadar Alman firmalarına yönelik olarak “fair” davranmaya özen gösterdi.

İşte geçtiğimiz hafta enerji alanında 1 milyar avro değerindeki bir ihalenin en büyük kazananı Alman Siemens firması oldu. Türkiye’ye yatırım yapmış ve bu ülkede çok iyi kazanan Alman firmaları hala her şeye rağmen bu pazardan çok mutlular. Türkiye’de yaşamakta olan Almanlar da yaratılan krize rağmen sıkıntısız ve mutlu bir şekilde yaşıyorlar. Tüm engelleme çabalarına rağmen Türkiye’ye gelen Alman turistlerin hiç bir sorunu yok.

Son olarak Türkiye Dış İşleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Almanya Dış İşleri Bakanı Sigmar Gabriel, Alman Federal Meclisi’nden bir heyetin bir ay sonra Konya’daki NATO üssünde görev yapan Alman askerlerini ziyaret etmesi konusunda anlaştılar. İnşallah bu gelişme Alman meclisindeki PKK terör örgütü destekçisi sol parti tarafından sabote edilmez. Çünkü bugüne kadar bir heyet gelemediyse bunun sorumlusu o heyetlerde PKK terör örgütü destekçisi bir vekilin olması için özel çaba veren Sol Parti idi. Göreceğiz.

Kısacası ben her şeye rağmen olumlu bakmaktan yanayım. Türkiye ve Almanya arasında siyasi alanda ne olursa olsun ekonomik ilişkiler zarar görmemeli ve bunu sağlamalıyız. Aksi durum hem Almanya’ya hem de Türkiye’ye bir yarar sağlamamakta. AB’de zarar görmekte. Ancak en başta Alman sanayisi en değerli pazarlarından birinde sorun yaşamakta.

Umudumuz 24 Eylül 2017 tarihinde yapılacak seçimlerden sonra ilişkilerin düzelmesi için yeni bir ortama sahip olmamız. O tarihte kaybedecekleri kesin olan Martin Schulz ve Cen Özdemir gibi egoları yüzünden Almanya’ya zarar veren politikacıların da artık 25 Eylül’den itibaren bu konumda olmayacağı yeni bir başlangıca acilen ihtiyaç var. (Hürhaber)

PAYLAŞIN:
Türk kökenli Alman politikacı Ozan Ceyhun, Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD)’den 4. ve 5. Dönem Avrupa Parlamentosu Milletvekilliği yaptı. SPD parti sözcülüğü ve Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girme sürecinde delegelik yaptı. Halen Almanya ve Brüksel’de partisi adına çalışmalar yürütmekte. Ayrıca AB İçişleri ve Adalet Politikaları alanında danışman olarak hizmet etmekte. 1979’de Boğaziçi Lisesi’nden mezun olan Ozan Ceyhun, İstanbul’da büyüdü. Hacettepe Üniversitesi’nde Alman Dili ve Edebiyatı okurken cunta nedeniyle okuldan ayrıldı. 1980 darbesinde Avusturya’ya 1982 yılında ise Almanya’ya gitti. Almanya’da sosyal pedagog olarak eğitimini tamamladı. 1986 yılında Alman Yeşiller Partisi’ne üye oldu ve aktif çalışmalarda bulundu. Ağırlık noktası Almanya’da yabancılar ve mültecilerin durumları idi. 1992 ve 1998 yılları arasında Hessen Sosyal Bakanlığı’nda çalıştı. 1998 ile 2000 yılları arasında Yeşilller Partisi Almanya (Die Grünen) adına Avrupa Parlamentosu’nda görev aldı. Bu görevi 2000 yılında SPD’ye geçtikten sonra da 2004 yılına kadar devam etti.