Küresel Belirsizlik Döneminde Almanya ve ABD’nin Türkiye Politikası

Doç. Dr. HASAN BASRİ YALÇIN

Türkiye ile ABD arası ilişkiler iyi bir dönemden geçmiyor. Ama Almanya ile Türkiye’nin arası ondan da beter. İlişkiler belki hiç olmadığı kadar gerildi. ABD Türkiye’nin güvenliği için Almanya ise ekonomisi için en merkezi aktörler. Dolayısıyla Türkiye’nin bu iki ülkeyle son dönemdeki gibi gergin ilişkiler yaşamasının sonuçları olacaktır. Konuyu esaslı biçimde değerlendirmek için ise bu gerilimlerin doğasına ve kökenlerine bakmak gerek.

Tek kutuplu uluslararası sistemin tek süper gücü olan ABD ve onun liderlik ettiği NATO, Türkiye’nin yaklaşık 60 yıldır güvenliğinin vazgeçilmez bir parçası oldu. Soğuk Savaş sonrası zamanlarda da bu müttefiklik ilişkisi devam etti. Zaman zaman iki ülkenin arasındaki güvenlik ilişkisi “model ortaklık” gibi isimlerle bile anıldı. Buna rağmen, ilişkiler hiçbir zaman pürüzsüz değildi. Türkiye kamuoyu ABD’nin ‘Çekiç Güç’ dönemindeki hareketlerinden hep rahatsız oldu. PKK’ya alan açıldığına dair çeşitli kanıtlar ortaya konuldu. Fakat konu hep kapatıldı. ABD hiçbir zaman PKK’ya açık destek vermemişti. Hatta PKK’yı resmen bir terör örgütü olarak da tanıdı. İlişkiler tekrar düzelme yoluna girdi. Mesela 2003’teki Irak savaşı öncesinde, Amerikalılar Türkiye’yle yakınlaşmak ve işbirliğini artırmak için ellerinden geleni yaptı. Sonra savaş sırasında yine sorunlar çıktı. “Çuval hadisesi” gibi istenmeyen olaylar gerçekleşti. Obama’nın ilk döneminde tekrar düzelme emareleri görünse de ikinci döneminde ilişkiler yine bozuldu ve bugüne kadar bozularak geldi.

ABD görünüşte mutedil

Bugün ABD Türkiye’nin hassasiyetlerine saygı duymak bir yana, onun en öncelikli güvenlik tehdidi olarak gördüğü alanlarda, gözünün içine baka baka müttefikine zarar veriyor. PKK’nın bir parçası olan PYD’yi ağır silahlarla donatıyor; PYD güçlerinden bir ordu kuruyor. Elinden gelse Suriye’nin kuzeyinde bir terör devleti kuracak. Bu sırada “Ankara’nın kaygılarını anlıyoruz” ve “onları gidermeye gayret ediyoruz” gibi açıklamalar yapıyor. Ancak bunun bir geçiştirme siyaseti olduğunu herkes biliyor. Türkiye için son derece can sıkıcı ve moral bozucu bir durum.

Konuyla ilgili rahatsızlıklar en üst düzeylerde dile getiriliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Amerikan Başkanı Trump arasında iki ay önce gerçekleşen görüşmede de bu konu dile getirildi. Türkiye ABD’nin PYD’ye verdiği desteğin müttefiklik ilişkisinde sorun oluşturduğunu söylerken Amerikalılar bunun geçici bir durum olduğunu dile getirdi. Buna göre Türkiye’den Rakka temizliği için zaman istendi. Verilen silahların sadece Rakka temizliğinde kullanılacağı, daha sonra bu ağır silahların PYD’den geri alınacağı yönünde teminatlar verildi. Bunların ne derece gerçekçi olduğu tartışılır, ancak uygulanabilme şansının çok düşük olduğunu şimdiden hesaba katmak gerek. Bir kere verilen silahların geri alınması pratik anlamda gerçekçi değil. Fakat asıl önemli mesele bu da değil. Zira Türkiye’yi asıl rahatsız eden, terör örgütüne ağır silahların verilmesi değil. Türkiye günü geldiğinde, kendisine karşı bu ağır silahlar kullanılsa bile, bunlarla mücadele etmeyi göze alabilir. Türkiye için asıl sıkıntılı konu, böylesi silah anlaşmaları marifetiyle bir oldubittinin doğması ihtimalidir. ABD PYD ile bu tarz bir ilişkiyi sürdürdüğü müddetçe, PYD bir çeşit normalleştirme sürecine tabi tutuluyor. Terörist bir oluşum değil de normal bir aktörmüş gibi sunuluyor. Bu haliyle ileride Türkiye için bu durumla mücadele çok daha zor olacaktır. Fakat Amerikalılar bunun da gerçekleşmeyeceğine dair teminat veriyorlar. Hâlbuki bu tür teminatların gerçekte bir karşılığı yok. Ancak yine de Amerikan tarafı Türkiye’ye karşı takındığı bu tavrı gizleme ihtiyacı duyuyor.

Almanya açıkça saldırgan

Öte taraftan Almanya ise sınır tanımıyor. Sadece Türkiye karşıtı terör örgütlerini desteklemekle kalmıyor, açıktan Türkiye düşmanlığı yapıyor. Hem siyasi figürler hem de medya organları doğrudan doğruya Türkiye’yi ve onun devlet başkanını hedef alıyor. Alman gazeteleri ve dergileri sürekli Erdoğan resimleriyle çıkıyor; “Sultan” benzetmeleri yapılıyor, “diktatörlük ve otoriterlikle” suçlanıyor. Alman yayın organları ve Alman siyasetçiler 16 Nisan referandumunda açıkça taraf olmaktan çekinmediler. Yani Almanya çok daha hırslı, çok daha kavgacı, çok daha ön planda.

ABD’nin Türkiye ile var olan çatışma alanlarına bakıldığında, bunların fikir ve çıkar ayrılıklarından kaynaklanan meseleler olduğu anlaşılıyor. Yani belli başlı konular üzerinde anlaşamayan iki ülkenin çıkar farklılaşması gibi görünüyor. Fakat Türkiye ile Almanya, belli başlı konular üzerinden anlaşamadıkları için değil, özünde birbirlerine karşı oldukları için sorun yaşıyor gibiler. ABD Türkiye ile Suriye konusunda anlaşamıyor ama Almanya Türkiye ile ‘Türkiye olduğu için’ anlaşamıyor. Bu nedenle daha uzlaşmaz bir tavır sergiliyor. Öyle olunca da ilişkilerde bir düzelme eğilimi ihtimali bile ortaya çıkmıyor.

ABD ve Almanya beraber mi?

Türkiye’nin aynı anda hem Almanya hem de ABD ile sorun yaşaması akla bazı soruları da getiriyor. Acaba ABD ve Almanya beraber mi hareket ediyor? İkisinin de ortak özelliği Türkiye karşıtlığı mı? İkisi de aynı nedenlerden dolayı mı Türkiye ile sorun yaşıyor? İkisi ortak bir siyasetin parçası da, Almanya ABD adına tetikçilik mi yapıyor? Topyekûn bir Batılı ittifakı var ve Almanya bunun koçbaşı olarak mı Türkiye’ye hücum ediyor?

Genel resme bakınca, Almanya ve ABD’nin beraberce Türkiye’ye karşı pozisyon aldıkları düşüncesine kapılmak hiç de uzak bir ihtimal değil. Eğer ikisi de Türkiye karşıtıysa, belki nedenleri de aynı olabilir ve eğer nedenleri aynıysa belki bir koordinasyon dahilinde hareket ediyorlardır.

Fakat daha yakından bakıldığında aksi de iddia edilebilir: Her iki ülkenin de Türkiye’ye karşı böylesi tavırlar benimsemelerinin kökeninde benzer sebepler olmasına rağmen, aslında ikisi beraber hareket etmiyor. Bunun en güzel kanıtı ise bu iki ülkenin aslında birbiriyle de ciddi sorunlar yaşıyor olması.

Bugün Türkiye’den bakınca, her iki ülkenin de Türkiye’ye saldırdığı, Almanya’nın bunu daha açıktan yaptığı düşünülebilir. Fakat bu iki ülkenin aynı zamanda kendi aralarında da ciddi çıkar ayrılıkları var. Hatta Almanya ile ABD arasındaki rekabetin çok ciddi seviyelere ulaştığı ve tarafların özellikle ekonomik ilişkilerde birbirlerini sürekli cezalandırma peşinde olduğu bile söylenebilir.

Trump iktidara gelmeden dahi bunun örnekleri ortaya çıkmıştı. Fakat Trump’ın kişisel hali ve hareketi buna hız kazandırmış gibi duruyor. Alman Başbakanı Merkel yeni Amerikan Başkanı Trump tarafından hiç de sıcak karşılanmadı. Tokalaşmak isteyen Merkel’in eli havada kaldı. Trump bir skandala imza atmayı da göze alarak Almanya’ya bir sinyal verdi. İlişkilerin pek de sıcak gitmeyeceğini gösterdi.

Hâlbuki Amerikan sağının sesi olma iddiasındaki Trump’ın, Almanya ile ideolojik ve tarihi bağlar üzerinden ilişki kurabileceğini düşünenler vardı. Buna göre, Trump ve takipçileri Batılı ittifakı önemseyecek ve ABD’yi Almanya çizgisine yakınlaştıracaktı. Böyle olunca da ABD ve Almanya, Rusya ve Türkiye gibi aktörlere karşı birlik oluşturacaktı. Ama bu iddialar oldukça zayıf varsayımlara dayanıyordu. Bunların başında ise Alman ve Amerikan devletlerinin tarihsel ve ideolojik bağlara dayanarak hareket edeceği varsayımı vardı. Öyle olmadı; olmaz; olmayacak. ABD de Almanya da daha maddi sebeplere göre hareket ediyor. Daha rekabetçi dış politika yöntemleri benimsiyor. İdeolojik ve tarihsel kardeşlik zemininde hareket etmiyor. Bugün ABD ile Almanya arasındaki çelişkili konu sayısı, Türkiye ile ABD ve Türkiye ile Almanya arasındaki konu sayısından bile fazla olabilir. Ancak Türkiye’nin çelişki alanları niteliksel olarak çok daha ehemmiyetli olduğundan, daha fazla gerginliğe neden oluyor ve daha fazla dikkat çekiyor. Fakat ABD ile Almanya arasındaki gerginlik göz ardı edilmeli. Bu ikisi, Türkiye’ye karşı ortak hareket etmiyor. Herkes kendi başına birbirine düşmanlık ediyor.

Çoklu gerginlikler dönemi

Ama burada dikkat edilmesi gereken husus, devletler arası bu gerilimlerin ikili ilişkiler sonucu doğmadığıdır. Devletlerin ikili ilişkilerinde artan gerilim sayısı, sadece devletlerin ikili ilişkilerinin bir sonucu değil, yapısal faktörlerin sonucu olarak görülmelidir. Türkiye sadece Almanya ve ABD ile değil, Rusya, Suudi Arabistan ve İran gibi ülkelerle de sorunlu. ABD sadece Türkiye ve Almanya ile değil, Rusya, İran, Kore ve diğerleriyle de sorunlu. Aynı şekilde İngiltere de Almanya ile sorun yaşıyor. Rusya da Çin’den rahatsız. İran bile Rusya’dan çekiniyor. Suud Katar’la kavgalı. İran da Suud’la kavgalı.

Böyle bakınca, aslında yepyeni bir görüntü çıkıyor ortaya. Mesele sadece Türkiye meselesi değil. Sorun sadece Almanya veya ABD de değil. Sorun yapısal bir sorun. Dünya siyaset sisteminde yeni bir döneme girildi. Bu dönem işbirliği değil çatışma ve gerilim dönemi. Güvensizlik ön planda. Çünkü uluslararası sistemde ciddi bir güç boşluğu var. Herkes bu boşluğun nasıl dolacağı konusunda endişeli ve güvensiz. Bu nedenle herkes birbirinden tehdit algılıyor. Herkes aynı zamanda fırsat kolluyor. Herkes herkesin fırsat kolladığını bildiğinden, daha da korkuyor. Çeşitli sarmallar kendi kendini yeniden ve sürekli üretiyor. Yani çoklu gerginlikler döneminde herkes tek başına. Kendi başının çaresine bakıyor.

[İstanbul Ticaret Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olan Doç. Dr. Hasan Basri Yalçın aynı zamanda SETA Strateji Araştırmaları direktörüdür]