Myanmar’da Soykırım

Uluslararası ajanslar ve haber kanalları günlerdir Myanmar’da yaşananları gündeme taşıyor. Ama ne Birleşmiş Milletler (BM), ne Güneydoğu Asya Ülkeleri İşbirliği Teşkilatı (ASEAN), ne de İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) yol edilme tehdidiyle karşı karşıya kalan Arakan bölgesinde yaşayan Rohingyaların yardımına koşuyor. Binlerce Müslüman Bangladeş’e sığındı. Bangladeş kapılarını kapattı. Önlerinde kapalı bir sınır, arkalarında ise kendilerini yok etmeye kararlı soykırımcılar arasına sıkışan Arakan Müslümanları tüm dünyanın gözleri önünde birer birer katlediliyor.

BM’nin meydana gelen olaylarla ilgili hazırladığı raporda, Rohingyalara karşı etnik temizlik yapıldığı vurgulanıyor. Rapora göre Myanmar’da Müslümanlar topluca katlediyor; kitlesel tecavüz olayları yaşanıyor; hayat alanları yok ediliyor. Myanmar’ın Nobel Barış Ödülü sahibi siyasi lideri Aung San Suu Kyi’ye göre, ortada etnik temizlik olarak adlandırılabilecek bir durum yok; terörist faaliyetler ve onlara karşı mücadele eden meşru hükûmet güçleri var.

Gerçekten de Myanmar’da sadece bir etnik temizlikten söz edilemez. Zira yaşanan apaçık bir soykırımdır. 1990’ların başlarında Bosnalı Müslümanlara karşı Sırplar tarafından girişilen soykırımı, soykırım olarak nitelemekten aciz kalan BM, etnik temizlik kavramını uydurmuştu. Esasen 1948 tarihli BM Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme’de net şekilde tarif edilmiş olan insanlığa karşı suçların tamamını işlemelerine rağmen o tarihlerde Sırp silahlı güçlerinin soykırım yaptığı kabul edilmemişti.

Bosna’da yaşananların bir benzeri bugün Myanmar’da yaşanıyor. Ve yine BM, etnik temizlik kavramı üzerinden havanda su dövmekle meşgul. Hâlbuki yukarıda bahsettiğim sözleşmenin ikinci maddesi soykırımı bakın nasıl tarif ediyor:

‘Ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden herhangi biri, soykırım suçunu oluşturur. a) Gruba mensup olanların öldürülmesi; b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi; c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak yaşam şartlarını kasten değiştirmek; d) Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak; e) Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek.’

Bu tanımı okuyan herkes Myanmar ordusunun ve Budist çetelerin Rohingyalara karşı işlediği suçun soykırım olduğu sonucuna ulaşır. Soykırım insanlığa karşı işlenen en alçakça fiildir. Failler dünyanın neresine kaçarlarsa kaçsınlar adalet önüne çıkartılıp cezalandırılmalıdır. Soykırım olarak tanımlanan fiilleri işleyenler hiçbir surette BM Antlaşmasının ikinci maddesinin yedinci fıkrasında düzenlenen ‘ülkelerin içişlerine karışmama’ prensibinin arkasına sığınamaz. Zira insanlığa karşı işlenen suçlar bu prensibin düzenlediği alanın dışında kalır. Dahası 2005’te BM tarafından düzenlenen Dünya Zirvesi’nin sonuç bildirgesinde, devletlerin kendi halklarını soykırımdan, etnik temizlikten, savaş suçlarından ve insanlığa karşı suçlardan koruma sorumluluğu olduğu belirtilmiştir. Aynı metne göre, kendi halklarını bu suçlara karşı koruyamayan devletlere BM’nin yardım edeceği, bir erken uyarı sistemi kurulacağı, söz konusu devletin halkını bu suçlara karşı korumakta başarısız olması hâlinde ise BM Güvenlik Konseyi’nin, gerekirse bölgesel örgütlerle birlikte duruma müdahale edeceği de düzenlenmiştir. Koruma sorumluluğu kavramına ilerleyen yıllarda çeşitli BM Güvenlik Konseyi kararlarıyla atıf yapılmıştır.

Gelgelelim, bugün yüz binlerce Arakan Müslümanı yok oluş uçurumuna sürüklenirken, Asya’daki stratejik hesapları önceleyen BM Güvenlik Konseyi’nin koruma sorumluluğu kavramını hatırlamaya hiç niyeti olmadığı ortada.

Sadece bir devlet Arakan’dan yükselen çığlığa kulak veriyor. Çoktandır varlık sebebine yabancılaşmış BM’nin hiçbir zaman gerçek anlamda uygulayamadığı koruma sorumluluğundan değil, tarihin kendisine yüklediği misyondan ötürü Türkiye Rohingyalara da sahip çıkıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan BM Genel Sekreterini, dünya ve İslam ülkelerinin liderlerini arayarak zulmün durdurulmasına çalışıyor. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Bangladeş’ten kapılarını açmasını isterken, Rohingyaların tüm masraflarının Türkiye tarafından karşılanacağını ilan ediyor. Milletimizin bağrından çıkan yardım kuruluşları, Arakan’daki kardeşlerimize yardım ulaştırmak için birbirleriyle yarışıyor.

Bu dün böyle idi. Bundan sonra da böyle olacak. Nerede bir mazlum varsa bu millet onun yardımına koşacak. Tüm dünya zalimlerle bir olsa, tek başına kalsa da, bu milletin her bir ferdi manen ve maddeten mazlumun yanında yer alacak. (Türkiye)

PAYLAŞIN:
Şu anda Kemerburgaz Üniversitesi Rektörü olan Çağrı Erhan, 1993’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Aynı üniversitede, 1996’da uluslararası ilişkiler yüksek lisansını, “Türk-Amerikan İlişkilerinde Afyon Sorunu” başlıklı tezi savunarak tamamladı. 2000 yılında da, “Osmanlı-Amerikan Siyasi İlişkileri” başlıklı teziyle, Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümünde doktor unvanını aldı. 2003’te siyasi tarih doçenti oldu. 2009 yılnda profesör oldu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler ve Hukuk Fakülteleri ile TOBB ETÜ’de, “Osmanlı Diplomasi Tarihi”, “Türk-Amerikan İlişkileri”, “Siyasi Tarih”, “Uygarlık Tarihi”, “NATO” ve “Amerikan Diplomasi Tarihi” derslerini vermektedir. 2002′den itibaren, Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi (SAREM) Yürütme Kurulu, Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Yayın Kurulu, Türk Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu, Tarih Yazıcılığı’nın Avrupa Boyutu Projesi Ulusal Komitesi, Avrupa Konseyi Tarih Eğitimi Projesi Yönetim Kurulu, Uluslararası Siyasi ve Ekonomik İlişkiler Merkezi Merkez Kurulu üyeliklerinde bulunan Çağrı Erhan, Uluslararası İlişkiler Dergisi ve Ankara Avrupa Çalışmaları dergilerinin kurucu editörlerindendir. Çağrı Erhan, Ekim 2000-Kasım 2003 arasında Ankara Üniversitesi Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi müdür yardımcılığı görevini yapmıştır. Aralık 2005′te aynı merkeze müdür olarak atanmıştır. Şubat-Kasım 2008′de Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcılığı görevini yürütmüştür. Ocak 2009′da profesör olmuştur. Halen Mülkiye’de Ortadoğu, Osmanlı Diplomasi Tarihi, ABD Dış Politikası, NATO ve TOBB ETÜ’de Siyasi Tarih dersleri vermektedir.