Balkanlardan 1879-1890 Göçleri

NEDİM İPEK

93 harbi öncesi Tuna Vilayeti’nin batı ve merkezi bölgelerinde Türk nüfusunun büyük bir kısmı İstanbul ve Anadolu’ya hemen birbirine eşitti. Türk Rus savaşı bu nüfus dengesini değiştirdi. Zira, zorunlu olarak, Rus orduları önünde Trakya, İstanbul ve Anadolu’ya göç etti. Yalnız vilâyetin doğusu genel bir göçe marûz kalmadı. Söz konusu bölgede bulunan Varna, Eskicuma, Pravadi, Razgrad, Rusçuk, Silistre ve Şumnu’da Türk nüfûs henüz ezici çoğunluğunu (% 80) koruyordu.

Savaş esnasında ve geçici Rus idâresi sırasında, dağlardan, Makedonya’dan, Trakya’dan Türklerin terk ettikleri topraklara Bulgar göçü başladı. Bu tip göç akınlarına Elena, Razgrad, Kotel ve Dobruca’da çok sık rastlandı. Bu hareketin sonucunda Bulgaristan’ın doğusundaki hemen hemen Müslüman olan köyler önce karma oldu ve daha sonra tamamen Bulgarlaştı.

Şehirlerdeki Bulgarlaşma daha fazladır. Mesela 1871’de Sofya şehir nüfûsunun % 26’sı Türk iken bu oran 1880’de % 2.6’dır. Şumnu’da 1865’de % 52 olan oran 1880’de 42’ye, Tatarpazarcığı’nda 1868’de % 28 olan oran 1884’de % 16’ya, Köstendil’de 1878’de % 56 olan oran 1880’de % 16’ya düşmüştür.

Yukarıdaki örnekten de anlaşılacağı üzere geçici Rus idâresinin sonuna doğru ve Bulgaristan Emâreti ile Şarkî Rumeli vilayeti idaresi başında, savaş esnasında yurdlarında kalmış olan Türkler ve yurdlarına geri dönmüş olan muhacirler tekrar göçe başladılar.

Haziran 1879’dan itibaren Avusturya, İngiliz, Fransız, Rus ve Türk gemileri, Bulgar limanlarından İstanbul’a doğru Türk muhacir gruplarını taşımaya koyuldular. Öte yandan, Balkanlar’ın diğer yakasından gelen ihtiyar, çocuk, kadın, Türk muhacirleri kağnılarla Edirne üzerinden İstanbul ve Anadolu’ya göç ediyorlardı. Kısacası göç hareketi geneldi. Bulgaristan’daki Türk nüfûs tarifsiz acı ve meşakkatle vatanını terk ediyordu.

Bu göç hareketine paralel olarak 1879’dan itibaren Bulgaristan ve Şark’i Rumeli’deki genel nüfûs içindeki Türk nüfûs nisbeti gittikçe gerileyecektir. Bu durumu nüfûs istatistikilerinden izlemek mümkündür. Bu istatistiklerden anlaşılacağı üzere Türk nüfûsunun genel nüfûs içindeki payı göç hareketleri nedeniyle % 40’dan % 14.41’e inmiştir. 1879-1900 yılları arasında söz konusu bölgedeki Bulgar nüfûsunun artışına karşılık Türk nüfûsu tedricen azalmıştır.

Köylüsü İle Kentlisiyle Türk Halkını Göç Kararı Almaya Ve Göç Etmeye Zorlayan Sebepler Nelerdir?

Bulgarlar daha Rus askerî birlikleri geri çekilir çekilmez Türklere karşı yapılan baskıları artırmak niyetini açıkta ilân etmekten kaçınmadıkları gibi uygulamalarda da gecikmediler. Nitekim Bulgaristan hükümeti, Rus askerleri geri çekilmeye başlayınca 22 Temmuz 1879 kararnâmesi ile Emâretin Türk bölgelerinde sıkıyönetim ilân etti. Bu kararnameye göre:

1- İkinci bir emre kadar, Varna. Eskicuma, Razgrad, Ruscuk, Elena Osmanpazarı ve Tırnova bölgelerinde sıkıyönetim geçerli olacaktır.

2- Ordu kumandanının, suçluları savaş konseyi önüne çıkarmak ve cezalandırmak gibi geniş selahiyetleri olacaktır.

Kararnâmeden de anlaşılacağı üzere sıkıyönetim, Türklerin çoğunluğu oluşturduğu Bulgaristan’ın doğu bölgelerinin tamamında ilan edilmişti. Yeni idâre, sadece Türk nüfûsa karşı çok sert davranıyordu. Bir resmi raporda belirtildiği gibi “Sıkıyönetim fakat, yalnız Türk nüfûsu için” zira, Bulgarların silah taşıma polis ve jandarma hizmeti yapma izinleri vardı.

Her ne kadar halkın ırk ve din ayrımı yapılmaksızın eşit olduğu kanun güvencesine alınmışsa da Türk ahâli, genelde silahlı Bulgarların saldırısına maruz kalmıştır. Bunun üzerine ahâli, mahalli idarelere ve konsolosluklara müracaat ederek, kendilerine karşı yapılan saldırıların ve haksızlıkların önlenmesini istemiştir. Bu teşebbüslerden bir sonuç alınamadığı gibi şikayetçi olanlar sorgulanarak suçlanmışlardır.

Buna karşılık Müslümanlar aleyhine yapılan en ufak bir şikayet dahi dikkate alınmakta, hatta suçlanan kişi hapsolunmaktaydı. Diğer taraftan uzun yıllar önce sonuçlanmış mahkeme kararları Bulgarların lehine çevrilmekte yol tamiri gibi en zor işlerde Türkler çalıştırılmakta ve Bulgarların iddiaları üzerine, Türk ahâli mülkiyetlerinden kovulmaktaydı.

Bulgar idarecileri, Müslümanların seslerini duyuramaması için seçimlerde Müslüman adayların millet vekili seçilmesini engelleyerek, Müslümanların hiç emniyet duymadıkları Bulgarlara oy vermelerini sağlamıştır. Ayrıca, ağır cezaların verileceği tehdidi ile Müslümanların, uğradıkları haksızlıkları İstanbul’a ve konsoloslara duyurmaları büyük ölçüde önlenmiştir.

Bulgar idaresinin bu tarafgir tutumu Türklere karşı sistematik bir baskı meydana getirdi. Nitekim, mahallî idarelerin bu davranışlarından cesaretlenen Bulgarlar ve asayişi sağlamakla görevli ve sınırsız yetkilere sahip polis, jandarma ve Cimnastik cemiyeti üyeleri evlere ve camilere saldırarak yükte hafif, pahada ağır her şeyi gasp ederler.

Bulgarlar, bu ortamda, bir çok köyde Türk gençlerini gece evlerinden topluyor, zorla kadınların feracelerin çıkartıyor, alkol içiriyor ve ırzlarına geçiyorlardı. Kadınlar tecavüze uğramamak için su kuyularına atlamayı tercih ediyorlardı.

Mahalli idareler, Müslümanları bu saldırılara karşı koruyacakları yerde ellerindeki silahları toplamakla meşgul olmuşlardır. Bu durumdan yararlanan silahlı Bulgarlar, “Pek yakında hepiniz yok edileceksiniz… Sanıyor musunuz ki evlerinizi ve mal varlığınızı koruyacaksınız? Bütün gayr-i, menkulleriniz yağma edilecek” diye her gün Müslümanları tehdit ederler.

Diğer taraftan, Bulgar muhacirlerini Müslümanlara ait yerlere yerleştirmek istiyen Bulgar Hükümeti de, Müslümanları, me’mûrları vasıtasıyla “her türlü yola müracaat ederek sizi yok etmemizi istemiyorsanız mallarınızı terk ederek göç etmelisiniz… Aksi takdirde mal ve mülklerinizi Bulgarlarla paylaşmak ve Bulgarlaşmak zorunda kalacaksınız.” diye tehdit ediyordu.

Sonuçta Türkler, aralıksız olarak Bulgarların kötü davranışlarına ve aşağılamalarına marûz kaldılar. Geçimlerini temin etmek, yaşamak veya tarlalarında çalışmak için artık hiçbir yerde evlerini terk etmek cesaretini gösteremiyorlardı. Ayrı bölgede Rum, Yahudi ve Ermeniler olmasına rağmen bu dayanılmaz barbarlık sadece Müslümanlara yapıldı

Şarkî’ Rumeli’deki Müslüman ahâlinin durumu çekilecek gibi değildi. Hemen hemen Vilayetin bütün bölgelerinde, özellikle, Karapınar, Yanbolu ve Yenizağra’da her an Bulgarların zulm, baskı ve tecavüzleri ile karşı karşıyalardı. Bulgarlar, açıkça Türk halkını yok etmek sistemini takip ediyorlardı. Nitekim, muhacirler daha geri döner dönmez Bulgarlar kendilerine saldırmakta ve ellerindeki ufak tefek her şeyi almaktaydılar. Özellikle, Yanbolu, Panislavizm’in merkezi olduğu cihetle o bölgedeki muhacirlerin görmüş oldukları eziyet ve zulm tarif edilemez.