Türkiye-ABD İlişkileri Nereye?..

Dün 11 Eylül idi. Bugün de 12 Eylül… Her iki tarihin de, Türkiye-ABD ilişkilerinde kırılmaların başlangıcı olduğuna dikkat isterim! 11 Eylül’ün dün 16. yılı idi. 12 Eylül üzerinden de 37 sene geçti…

12 Mart 1947… ABD Başkanı Harry S. Truman’ın, Kongre’de yaptığı ve daha sonra literatüre “Truman Doktrini” olarak geçecek olan konuşma ile başlayan süreç. Yani Türkiye ile ABD arasında, günümüze kadar dalgalı deniz misali, inişli-çıkışlı olarak gelen ikili ilişkilerin, yetmiş yıllık seyrinin başladığı nokta… 12 Mart 1947, II. Dünya Harbi sonrasında; ideolojik olarak iki ana bloka ayrılıp şekillenen dünyanın, “Soğuk Savaş” dönemi diye adlandırılacak olan yeni düzeninde, ABD ile ikili ilişkilerin başladığı tarih. 12 Mart 1971’e gelindiğinde bu ilişkiler farklı bir boyut kazanmıştır. Zira ABD cenahından, Türkiye’ye haşhaş ekimi konusunda çok büyük baskılar gelmekte, devrin başbakanı olan Süleyman Demirel ve AP Hükûmeti, Nixon’un “Sultanahmet Camiini bombalarız…” raddesine varan tehditlerine direnmektedir… Ancak bir yerden sonra, zinde kuvvetler devreye sokulacak ve sudan bahanelerle o mahut 12 Mart Muhtırası verilerek hükûmet devrilecektir… Akabinde, CHP’den istifa ettirilerek bir günde bağımsız ve tarafsız(!) hâle getirilen, Nihat Erim başkanlığında kurdurulan hükûmetin bir tek asli görevi vardır… Binlerce Türk çiftçisinin geçim kaynağı olan haşhaş ekimini yasaklamak. Dünya Bankasından gönderilen Atilla Karaosmanoğlu gibi teknokratların yer aldığı hükûmet, fazla uzun ömürlü olmayacak, iki-üç ay içinde yeni hükûmet bunalımı baş gösterecektir…

ABD ile ilişkileri yukarıda dalgalı deniz misaliyle anlatmaya çalıştık. Aslında 1971’den önce de defalarca bu dalgalanma yaşandı. Merhum Menderes döneminde, 1950’lerin sonunda ve Amerikan patentli olduğundan hiç şüphe duyulmayan 27 Mayıs Darbesi ile sonrasında İsmet İnönü döneminde bu dalgalanmalar hep yaşandı. Mesela Haziran 1964 yılındaki Johnson Mektubu… Türkiye’nin dış politika tarihindeki en sıkıntılı dönemlerden biridir. Ondan on yıl sonra, 1974 Kıbrıs Harekâtı sebebiyle ülkemize uygulanan silah ambargosu… Ki, bu ambargo hâlâ bazı yönleriyle devam etmektedir. Evet… 1960 Darbesi, 1971 Muhtırası derken peşinden sökün eden 12 Eylül 1980 Darbesi! Hani şu CIA istasyon şefinin Başkan Jimmy Carter’a “Bizim çocuklar yaptı…” dediği darbe!.. Üzerinden 37 sene geçti, ama tahribatı hâlâ giderilemedi. Ondan sonra da kaç tane gizli-açık müdahale tezgâhlandı, hepsini anlatmak için ciltlerle kitap yazmak gerekir.

Gelelim 11 Eylül’e… Amerika’nın küresel menfaatlerine göre dünyayı yeniden dizayn etmek üzere, “AMERİKAN YÜZYILI” olarak tasarlanan ve Baba Bush tarafından “YENİ DÜNYA DÜZENİ” diye lanse edilen; Birinci Körfez Savaşı ile de ilk tatbikatı yapılan proje, istenildiği gibi yürümedi. Bunun üzerine B ve C planları raftan indirildi… Yeni tezgâhlar, yeni kirli oyunlar gerekiyordu!.. Amerika gibi, en az on altı ayrı istihbarat teşkilatının bulunduğu ve devletin haberi olmadan sineğin uçamadığı bir ülkede, bir saat için dört ayrı uçak (Bazı rivayetlere göre yedi) kaçırılabiliyor. Yerseniz tabii! Bu uçaklardan ikisi New York’taki Dünya Ticaret Merkezine, diğeri ABD’nin en iyi korunduğu söylenen Pentagon binasına çarptırılıyor. Neyse ki, dördüncüsü Beyaz Saray’a çarptırılmadan düşürülüyor. İşte bu “BİN YILIN TERÖR OLAYI”ndan sonra, Amerika malum projelerini hayata geçirmek için aynı gün düğmeye basıyor. Önce terörle mücadele kılıfı içinde Afganistan bombalanıyor ve daha sonra NATO güçleri eşliğinde işgal ediliyor. Bir müddet sonra da Irak işgal edilecektir…

11 Eylül 2001 saldırısı ile kılıfı hazırlanan Irak İşgali öncesinde ve sırasında, Türkiye-ABD ilişkileri fena hâlde gerilecektir. Öyle ki, ABD hesabına çalışan kiralık kalemler, “Bundan sonra Beyaz Saray’ın telefonları Türkiye için hep meşgul çalacaktır…” diye tehdit savuracaktır. Nitekim askerlerimizin kafasına çuval geçirme hadisesi dâhil pek çok şey yaşandı. Ancak sonunda Amerika şunu anlamış oldu. Türkiye ne Afganistan ve ne de Irak’a benzemiyordu… ABD bunu gördü ve anladı ve zaman içinde ilişkileri zehirleyen tavırlarının en azından bir kısmını terk etti…

Şimdilerde yine başta Suriye meselesi olmak üzere, Amerika ile aramızda çok ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Son olarak, mayıs ayındaki ziyaret sırasında; ABD polisinin engellemediği PKK militanları saldırısına, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın korumalarının müdahale etmesi üzerine açılan dava ve yine korumalara konulan silah ambargosu… Devamında eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan için çıkarılan tutuklama kararı. Amerika bütün bu davranışlarla bir “ZORBA DEVLET” görüntüsü veriyor. Üstelik bu zorbalığı hukuk diye yutturmaya kalkışıyor. ABD Yönetimi ve yargısı, “küresel imparatorluk” rüyasının bittiğini anlamak ve kabul etmek istemiyor. Ama anlayacaklar. Bu minvalde Türkiye’nin de eski Türkiye olmadığını öğrenecekler. Bunu ne denli anlarlarsa, ikili ilişkiler o derece sağlıklı bir konuma gelir!.. (Türkiye)

PAYLAŞIN:
Yrd. Doç. Dr. İsmail Kapan, Yeni Yüzyıl Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanıdır. 1956 yılında Malatya’nın Pütürge ilçesine doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans; aynı üniversitenin İktisat Fakültesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme Anabilim Dalında Yüksek Lisans ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde de doktora eğitimini tamamladı. 1978 yılında köşe yazarı olarak profesyonel gazetecilik hayatına başlayan Kapan, aynı meslekte yazı işleri müdürü, sorumlu müdür, genel yayın müdürü ve genel koordinatör olarak uzun yıllar yöneticilik görevlerinde de bulundu. Askerlik görevinden sonra, bir süre avukat ve hukuk müşaviri olarak serbest çalışan İsmail Kapan, tekrar gazetecilik mesleğine döndü. 1993 yılında İhlas Haber Ajansı’nı (İHA) kurdu ve bir buçuk yıl süre ile genel müdürlüğünü yaptı. Kapan, köşe yazarlığının yanı sıra 1993 yılından beri görsel medya alanında da çalışmalarını devam ettirmektedir. İsmail Kapan, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Konseyi Yüksek Kurul üyesidir.