Türkiye Hakkında Yalanlar

Çok merak ediyorum. Eğer Türkiye ve Türkler olmasaydı Almanya’da politikacılar seçim kampanyasında ne konuşacaklardı? Almanya’da bazı medya kurumlarının çarpıttığı haberleri hiç araştırmadan seçim malzemesi olarak kullanmak aslında hiç etik değil. Hele Türkçe’den ya “aptalca” ya da “kasıtlı” olarak yanlış bir şekilde Almanca’ya tercüme edilen metinlerin Alman medyasında manşet olması ve bu “yanlış manşetlerin” seçim meydanlarında konuşulan neredeyse tek konu olması Türkiye ve Almanya arasındaki ilişkiye büyük zarar vermekte. Tamiri de her geçen gün daha zorlaşmakta.

Son olarak Türkiye Dış İşleri Bakanlığı’nın Almanya’ya seyahat edecek Türk vatandaşlarına yönelik bir “dikkatli olun” açıklaması yine çarpıtılarak çirkin bir şekilde istismar edilmekte. Oysa hem Alman hem Avusturya dış işleri bakanlıklarının internet sayfaları Türkiye’ye seyahat edecek olan Alman ya da Avusturya vatandaşları ile ilgili “uyarılarla” dolu. İlk önce Türkiye düşmanı bazı Alman çevreler çarpıtsa da özel olarak açıklamakta yarar var.

Almanca “Reisehinweis” kelimesi ile tanımlanan “seyahatinizde dikkatli olun” uyarıları dış illeri bakanlıklarının rutin uyarılarıdır ve vatandaşlarını koruma amaçlıdır. Yani vatandaşların gereksiz bir takım sorunlar yaşamasını engellemek amaçlıdır. Almanca “Reisewarnung” kelimesi ise “o ülkeye sakın gitmeyin” anlamına gelen tarzda ve bu tip açıklamaların yapıldığı ülkelerde tatil yapmayı planlayanların hukuki avantaj sağlayarak bu ziyaretleri iptal etmelerini sağlar. Yani “Reisehinweis” ve “Reisewarnung” arasında dağlar kadar fark vardır.

Alman medyası Türk Dış İşleri Bakanlığı’nın “Almanya’yı ziyaret eden vatandaşlarının dikkatli olması için” yaptığı Almanca karşılığı “Reisehinweis” olan uyarı açıklamasını “Reisewarnung” olarak kasıtlı bir şekilde yanlış çevirerek kullandığı için Almanya’da kıyamet kopmakta. Ve bu durumu seçim kampanyasında istismar eden politikacılar yüzünden de Alman kamuoyu bir kez daha Türkiye hakkında yanlış bilgilendirilmekte. Bir kez daha Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı “algı operasyonu” yapılmakta.

İlk önce bu açıklamada yer alan “…Son olarak Almanya’da şansölye adayı bir parti liderinin açıkça ırkçı unsurlar içeren beyanları karşısında Alman makamlarınca herhangi bir tedbir alınmaması endişe ve ibret vericidir. Almanya’da Türk vatandaşları arasında siyasi görüşleri temelinde de ayrım yapılmaktadır. Bir kısım vatandaşımıza sırf bu nedenle sözlü saldırılar yöneltilmektedir.” cümleleri yanlış mı? Tam tersine günlük yaşamda Türkler Almanya’da politikada, iş yerlerinde, sosyal yaşamlarında ve daha bir çok alanda “hakaretlere maruz kalmakta” ya da “mobbing” ve “dışlama” nedeniyle zorluklar yaşamaktalar.

Yine aynı şekilde bu açıklamada yer alan “…Başta havalimanlarında olmak üzere Almanya’ya Türk vatandaşlarının varışlarında Alman emniyet ve gümrük makamlarınca keyfi olarak bekletme, sorguya çekme, saygısız davranma gibi kötü muamelelere maruz bırakılmalarının da sıklıkla yaşanılan uygulamalar olduğu …” cümleleri Almanya’ya gelen her Türk vatandaşının ya da Türkiye kökenli Alman vatandaşının sürekli yaşadığı ve iyi bildiği konular.

Soruyorum: acaba Frankfurt (Fraport) havaalanına inen Türkiye’den gelen uçakların yolcularına yönelik olarak uçak kapısında kimlik kontrolü yapılmakta? Türkiye’den geliyorsanız ilk önce uçağı kapısında polis memurlarına pasaportunuzu gösterip ardından tüm diğer yolcuların normal olarak geçtikleri pasaport kontrolünden geçiyorsunuz. Yani Türkler iki kez kontrol edilerek resmen “dışlayıcı bir uygulamanın hedefi” konumundalar. Hele gümrük memurlarının normalda boş olan gümrük kontrolü bölümünde Türkiye’den gelen uçak yolcularını “av bekler” gibi bekleyip ardından çok kaba sözlerle ve baştan “yalancı ve kaçakcıymış gibi” önyargılarla sorguya çekmesine ne demeli? Bu “Türklere özel” uygulamalar konusunda Türkiye’nin Dış İşleri Bakanlığı’nın vatandaşlarını uyarması ve bir tür “yaşayacaklarını” önceden haberdar etmesi bence çok sorumlu bir davranış.

Açıklamanın diğer bölümleri de gerçekleri yansıtmakta. Bence kasıtlı olarak Almanca “Reisewarnung” şeklinde yanlış çevrildiği için meseleyi “onur” konusu yaparak Türkiye’ye “saldıran” politikacılar kendilerini yazılanlara odaklasalar daha doğru olurdu. Çünkü bu doğru karşılığıyla normal bir “Reisehinweis” olan açıklamada yazılan uygulamalara maruz kalanlar ya Türkiye kökenli Alman vatandaşları ya da onlarca yıldır Almanya’da yaşamakta olan Türkler. Yani kısacası Almanya’da seçim kampanyası yapan politikacıların sorumluluk alanında olan insanlar.

Türkiye kökenli bir Alman vatandaşı Türkiye’de gözaltına alındığında “Alman vatandaşına bunu yapamazsınız” diyenler Almaya’da Türkiye kökenli Alman vatandaşlarının nelere maruz kalıp ne zorluklar çektiğini de bir araştırsalar çok iyi olurdu! (Hürhaber)

PAYLAŞIN:
Türk kökenli Alman politikacı Ozan Ceyhun, Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD)’den 4. ve 5. Dönem Avrupa Parlamentosu Milletvekilliği yaptı. SPD parti sözcülüğü ve Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girme sürecinde delegelik yaptı. Halen Almanya ve Brüksel’de partisi adına çalışmalar yürütmekte. Ayrıca AB İçişleri ve Adalet Politikaları alanında danışman olarak hizmet etmekte. 1979’de Boğaziçi Lisesi’nden mezun olan Ozan Ceyhun, İstanbul’da büyüdü. Hacettepe Üniversitesi’nde Alman Dili ve Edebiyatı okurken cunta nedeniyle okuldan ayrıldı. 1980 darbesinde Avusturya’ya 1982 yılında ise Almanya’ya gitti. Almanya’da sosyal pedagog olarak eğitimini tamamladı. 1986 yılında Alman Yeşiller Partisi’ne üye oldu ve aktif çalışmalarda bulundu. Ağırlık noktası Almanya’da yabancılar ve mültecilerin durumları idi. 1992 ve 1998 yılları arasında Hessen Sosyal Bakanlığı’nda çalıştı. 1998 ile 2000 yılları arasında Yeşilller Partisi Almanya (Die Grünen) adına Avrupa Parlamentosu’nda görev aldı. Bu görevi 2000 yılında SPD’ye geçtikten sonra da 2004 yılına kadar devam etti.