Kuzey Kore’nin Bombası Var, İsrail’in de!..

Günlerdir daha doğrusu aylardır hatta daha da doğrusu yıllardır, dünya siyaset odakları, Kuzey Kore’nin nükleer programı ile yatıp kalkıyor!..

Kuzey Kore, dünyadaki belli başlı devlet formatına uyan bir ülke değil. İkinci Dünya Savaşı sonrasında, küresel güçlerin; dünyayı yeni baştan dizayn edip, kendi aralarında komünist ve kapitalist sisteme hizmet etmek üzere; nüfuz alanlarına taksim etme operasyonunda, Kore Yarımadası da Kuzey ve Güney diye ikiye bölündü. Vaktiyle Japon işgaline karşı direnişe katılan, bu çerçevede Sovyet Kızıl Ordusunda da bir müddet görev yapmış olan Kim İl Sung, 1947 yılından itibaren Kuzey’in başına geçirildi…

Tam yetmiş yıldır, aynı aileden üç kuşak bu garip ülkeyi yönetiyor. Sadece büyükbaba, baba ve torun değil, ailenin diğer fertleri de, devletin başkanlık dışındaki diğer önemli makamlarını işgal etmiş durumda. Dolayısıyla Kuzey Kore, âdeta bir aile devleti! Ve rejimi itibarıyla kapalı kutu… Dışarıya bilgi sızması pek mümkün değil veya dışarıdan bilgi edinilmesi çok zor. Bu yüzden olacak, 2006 yılında Kuzey Kore ilk defa nükleer deneme yaptığında, şayet bazıları rol yapmadıysa dünya bir hayli afallamıştı… O günden beri Kuzey Kore, git gide sertleşen ekonomik ambargolara tabi tutuluyor. Lâkin ülke halkı açlık ve sefalet içinde kan ağlasa da, komünist rejim nükleer silah sevdasından vazgeçmiyor.

Oysa benzer bir duruma maruz kalan İran, epeyce direndikten sonra, ekonomisinin çökmeye yüz tutması sebebiyle, sonunda müzakerelere oturmayı kabul etti ve sonuç itibarıyla biraz rahat nefes almaya başladı…

Gelgelelim bütün dünyanın gözü önünde sürmekte olan tuhaf bir durum var. Hepsi de nükleer silahlara sahip Birleşmiş Milletlerin beş daimi üyesi (İran konusunda P5+1 formülüyle Almanya da dâhil edildi.) Kuzey Kore ve İran’a yüklenirken, en az kırk küsur yıldan beri nükleer silahlara sahip olduğu bilinen İsrail’e kimse bir şey demiyor!..

İran’ın ve Kuzey Kore’nin nükleer silahlara sahip olması, öncelikle bölge ülkeleri ve dünya barışı için bir tehdit sayılıyor. Temel gerekçe, bu ülkelerin rejimlerinin güven vermemesi… Yani öyle diyorlar! Demek istedikleri şu; bu tehlikeli silahlar bu rejimlerin elinde her zaman yanlış kullanımlara konu olabilir! Fakat nedense bunu İsrail için düşünmüyorlar. 1960’lı yıllardan itibaren, Fransa’nın İsrail’e nükleer program konusunda yardım etmesine ABD ve Sovyetler Birliği hiç de ses çıkarmadı. 1973 Ramazan savaşında, Mısır ordusunun ilk günlerde etkili olması üzerine, İsrail hemen nükleer silahlara başvurma hazırlıklarına girişti… Rivayet odur ki, Sovyetler Birliği, İsrail’in böyle bir çılgınlığa kalkışmasını önlemek için, Mısır’a söz verdiği askerî yardımı yapmaktan vazgeçti!..

Küresel güçlerin, nükleer silahlanma konusunda etik ve gerçekçi bir yaklaşımı yok özetle. Kendi menfaatlerine göre bir düzen kurmaya çalıştıkları için, dünyada bir barış sistemi de kurulamıyor. İsrail’in nükleer silahlarına hiç ama hiç ses çıkarmayan bu güçler, demokrasi rejimine sahip olmadıkları için İran ve Kuzey Kore’ye ve hatta Pakistan’a karşı baskı üstüne baskı kuruyorlar. Ama Hindistan’a bir şey demiyorlar… Böyle olunca da kör döğüşü devam ediyor.

Bir müddet sonra Kuzey Kore’nin nükleer silahları kabullenilirse, Güney Kore ve Japonya’nın aynı yola başvurmayacağını kim garanti edebilir. Keza İran bir şekilde nükleer silahlara sahip olursa, Türkiye ve Mısır ve Suudi Arabistan’ın tavrı ne olur? Onların da aynı yöndeki çabalarına kim nasıl mani olmaya çalışacaktır?

Görünen şu ki, nükleer silahların yayılmasını önleme anlaşması (Treaty on the Non – Proliferation of Nuclear Weapons) bu gidişle bir çöküşe uğramaya mahkûm. Tıpkı daha önce kevgire çevrilen nükleer denemelerin yasaklanması anlaşması (Nuclear Test Ban Treaty) gibi. Zira bütün bunların altında, fırsatçılık ve güvensizlik yatıyor.

Bugün Kuzey Kore’nin denediğini söylediği hidrojen bombasının bin katı gücünde aynı tür bombalar ABD ve Rusya’nın elinde var. Amerika sırf Sovyetler Birliği’ne gözdağı vermek için 1945’te Japonya’ya iki atom bombası attı. Çünkü o zaman Sovyetler henüz aynı bombayı yapmamıştı ve ABD bu konuda mutlak üstünlüğe sahipti. (Sovyetler ancak 1949’da yaptı.) ABD 1951’de Hidrojen bombasını yaptı. Dolayısıyla nükleer yarışı tırmandırdı ve Sovyetler de 1955’te yaptı aynı bombayı. Derken “Dehşet Dengesi” dedikleri durum ortaya çıktı. Neticede bu tırmanışı durdurmak için, bu defa nükleer füzeleri sınırlandırma anlaşmaları (Önce SALT I ve SALT II, daha sonra START I ve START II) imzalandı. Ve karşılıklı olarak bir kısım nükleer başlıklar imha edildi. Ama hâlâ daha ABD ve Rusya’nın elinde, her birinin yedi – sekiz bin nükleer başlığı var. Şayet mevcut sistem çökerse, yeniden bir korkunç yarış başlamaz mı? (Türkiye)

PAYLAŞIN:
Yrd. Doç. Dr. İsmail Kapan, Yeni Yüzyıl Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanıdır. 1956 yılında Malatya’nın Pütürge ilçesine doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans; aynı üniversitenin İktisat Fakültesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme Anabilim Dalında Yüksek Lisans ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde de doktora eğitimini tamamladı. 1978 yılında köşe yazarı olarak profesyonel gazetecilik hayatına başlayan Kapan, aynı meslekte yazı işleri müdürü, sorumlu müdür, genel yayın müdürü ve genel koordinatör olarak uzun yıllar yöneticilik görevlerinde de bulundu. Askerlik görevinden sonra, bir süre avukat ve hukuk müşaviri olarak serbest çalışan İsmail Kapan, tekrar gazetecilik mesleğine döndü. 1993 yılında İhlas Haber Ajansı’nı (İHA) kurdu ve bir buçuk yıl süre ile genel müdürlüğünü yaptı. Kapan, köşe yazarlığının yanı sıra 1993 yılından beri görsel medya alanında da çalışmalarını devam ettirmektedir. İsmail Kapan, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Konseyi Yüksek Kurul üyesidir.