BM Genel Kurulu Başlıyor

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu New York’ta başlıyor. Her eylülde olduğu gibi dünya liderleri dünyadaki en önemli diplomatik platformda birbirleriyle görüşme imkânı bulacak ve küresel gelişmelere dair kendi bakış açılarını uluslararası kamuoyuyla paylaşacak.

BM Genel Kurulu’nun gündeminde yer alan konu başlıkları hepimizi ilgilendiriyor. İklim değişikliğinden, mülteci sorunlarına, terörle mücadeleden, nükleer silahlanmaya, insanlığa karşı işlenen suçlardan, iç savaşlara kadar birçok küresel sorun bu gündemin üst sıralarında yer alıyor.

Bu konular bugün gündemde yer alıyor da, dün yoklar mıydı? Son bir yıl içinde mi ortaya çıktılar? Hepimiz BM Genel Kurulu’nun 2017’deki önceliklerini tartışırken, yıllardır kronikleşen sorunların çözümünün, bunların çözülmesini engelleyen yapısal sıkıntılar giderilmeden mümkün olmadığını göz ardı etmemeliyiz. Günümüzde BM, kuruluş amaçlarından uzaklaşmış, son 72 yılda defalarca güncellenmiş hedeflerine ulaşamamış, birkaç devletin çıkarları çerçevesinde bilinçli olarak etkisizleştirilmiş -üzülerek ifade ediyorum- başarısız bir kurumdur.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 19 Eylül’de Genel Kurul’a hitap edecek. Elbette Türkiye’nin kendi dış politika gündeminde yer alan konuları öncelikle dile getirirken, tüm insanlığı ilgilendiren küresel sorunların giderilmesine ilişkin Türkiye’nin görüş ve önerilerini ifade de edecek. Ama Erdoğan’ın BM Genel Kurullarında yapmış olduğu konuşmaların ve Türkiye’nin BM’ye bakışının diğer tüm liderlerden ve ülkelerden çok önemli bir farklılığı var. ‘Dünya Beşten Büyüktür’ cümlesi siyasi bir vecize olsun, slogan hâline getirilerek meydanlarda kitlelerce seslendirilsin diye söylenmiş bir söz değildir. ‘Dünya Beşten Büyüktür’, BM’nin şu an içinde bulunduğu durumun en kısa ama en etkili özetidir. Bir durum tespitidir. Bir teşhistir. Tedavi önerisini de mündemiçtir.

‘Dünya Beşten Büyüktür’; yani BM gibi küresel bir örgüt sadece dünyanın en büyük ve güçlü devletlerinin değil, tüm ülkelerin ve tüm insanlığın meselelerinin ele alınacağı bir platform olmalıdır. Bu işlevi yerine getirmediği müddetçe etkin ve sonuç alıcı bir örgüt olamaz.

‘Dünya Beşten Büyüktür’; yani 8 milyar insanın yaşadığı, 200’e yakın ülkenin bulunduğu gezegenimizin geleceğine BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin karar vermesi kabul edilemez. Adil bir karar verme mekanizması geliştirilmediği müddetçe BM Güvenlik Konseyi, birçok hayati konuda etkisiz kalmaya devam etmeye mahkûmdur.

‘Dünya Beşten Büyüktür’; yani BM’de reform şarttır. Kendini reforme edemeyen BM; Arakan’daki apaçık soykırıma, ‘etnik temizlik’ diyerek bu ve benzeri olayları sıradanlaştırmaya devam edecektir, Suriye’de yüz binlerce insan hayatını kaybetmişken hâlâ ‘rejimle tamam mı, devam mı’ kısır tartışmasının bilmem kaçıncı perdesini oynamayı sürdürecektir, yeryüzünde sayıları 50 milyona yaklaşan mültecilerin hiçbir problemini kalıcı şekilde çözemeyecektir, işgal altındaki toprakları hukuken değilse de, fiilen işgalciye bırakma çaresizliğine teslim olacaktır, kadınların-çocukların-engellilerin-dezavantajlı grupların haklarının dünyanın dört bir yanında ihlal edilmesine sessiz kalacaktır, katılımcı demokratik yönetimler yerine itaatkâr diktatörleri tercih eden ‘büyük devletlerin’ oyuncağı olacaktır, tüm halkların kaliteli ve sağlıklı yaşama hakkını değil, her kaynağı vahşice sömürmeyi tercih edenlerin kitleleri uyutma aracı işlevini icra edecektir.

Türkiye bıkmadan, usanmadan BM’nin kendisini yenilemesi gerektiğini söylemeye devam ediyor. Ama görülen o ki, bu dönüşüm beş büyük devletin mutabakatı ve ortaya koyacakları müşterek iradeyle olmayacak. Hiçbiri BM’nin elan kendileri için sağladığı avantajlardan feragat etmeye yanaşmayacak. O hâlde, ya kendini dönüştüremeyen BM 100. yaşını kutlayamadan yok olacak, ya da küresel mağdur ve madunlar yepyeni bir düzenin inşası için birbirleriyle daha fazla iş birliğinin yollarını arayacaklar.

21. yüzyılın ilk yarısı iç içe iki mücadeleye sahne olacak: ABD ile Çin arasında patırtılı küresel hegemonya mücadelesi ve yepyeni bir dünya düzeni kurulmasını isteyen revizyonistlerle, mevcut yapının nimetlerinden vazgeçmek istemeyen statükocular arasındaki sessiz

Biçare BM’nin önleyemediği küresel krizlerin ayak sesleri sıklaşırken, Türkiye’nin önünde 20. Yüzyıl boyunca şahit olmadığımız ölçüde büyük bir fırsatlar denizi belirginleşiyor. (Türkiye)

PAYLAŞIN:
Şu anda Kemerburgaz Üniversitesi Rektörü olan Çağrı Erhan, 1993’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Aynı üniversitede, 1996’da uluslararası ilişkiler yüksek lisansını, “Türk-Amerikan İlişkilerinde Afyon Sorunu” başlıklı tezi savunarak tamamladı. 2000 yılında da, “Osmanlı-Amerikan Siyasi İlişkileri” başlıklı teziyle, Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümünde doktor unvanını aldı. 2003’te siyasi tarih doçenti oldu. 2009 yılnda profesör oldu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler ve Hukuk Fakülteleri ile TOBB ETÜ’de, “Osmanlı Diplomasi Tarihi”, “Türk-Amerikan İlişkileri”, “Siyasi Tarih”, “Uygarlık Tarihi”, “NATO” ve “Amerikan Diplomasi Tarihi” derslerini vermektedir. 2002′den itibaren, Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi (SAREM) Yürütme Kurulu, Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Yayın Kurulu, Türk Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu, Tarih Yazıcılığı’nın Avrupa Boyutu Projesi Ulusal Komitesi, Avrupa Konseyi Tarih Eğitimi Projesi Yönetim Kurulu, Uluslararası Siyasi ve Ekonomik İlişkiler Merkezi Merkez Kurulu üyeliklerinde bulunan Çağrı Erhan, Uluslararası İlişkiler Dergisi ve Ankara Avrupa Çalışmaları dergilerinin kurucu editörlerindendir. Çağrı Erhan, Ekim 2000-Kasım 2003 arasında Ankara Üniversitesi Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi müdür yardımcılığı görevini yapmıştır. Aralık 2005′te aynı merkeze müdür olarak atanmıştır. Şubat-Kasım 2008′de Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcılığı görevini yürütmüştür. Ocak 2009′da profesör olmuştur. Halen Mülkiye’de Ortadoğu, Osmanlı Diplomasi Tarihi, ABD Dış Politikası, NATO ve TOBB ETÜ’de Siyasi Tarih dersleri vermektedir.