AB, Türkiye Politikasını Gözden Geçirmeli

Avrupa Birliği’nin Almanya seçimi sonrası yapması gerekenlerin başında Türkiye Politikasını gözden geçirmek en doğrusu olacaktır. Yanlış anlaşılmasın: Türkiye için değil! AB’nin çıkarları için. Almanya seçimi bir kez daha acı gerçeği gözler önüne serdi. Ekim ayında Avusturya’da bir tekrarını yaşayacağımızdan da maalesef eminiz. Tüm AB genelinde yükselen ırkçılık tehlikesi karşısında Türkiye ile var olan sorunları çözmek yerine onları istismar etmek sadece ve sadece ırkçılara yaramakta.

Avrupa’nın ırkçı parti ve grupları başarısız bir AB sayesinde başarılı olacaklarını çoktan keşfettiler ve tüm propagandalarını bu yönde organize etmekteler. AB’nin başarısızlığı ve bu nedenle AB kamuoyunun huzursuzluğu ırkçıları ve neo nazileri geleceğe yönelik olarak umutlandırmakta. Onlar için Türkiye karşıtlığı özünde AB karşıtlığının örtülü olarak gündeme gelen bir görüntüsü. AB ve Türkiye arasında var olan ve çözümü mümkün sorunları “çözülmez” olarak pazarlamayı çok iyi becermekteler.

Maalesef AB üyesi ülkelerin bazı hükümetleri ve merkez partileri de ırkçı partilere ve gruplara karşı sert tavır almak yerine onların sloganlarını üstlenerek AB’ye aslında en büyük zararı vermekteler. Hele AB’nin varlığının ve değerlerinin garantörü oldukları iddiasında olan sosyal demokratların ve yeşillerin tezgahlanan oyunu okuyamamaları ve yanlış roller üstlenmeleri AB’yi savunmasız bırakmakta.

Almanya seçimi kanıtladı: AB ve Türkiye işbirliği Almanya’da demokrasinin savunulmasında çok önemli rol oynadı. AB ve Türkiye arasında imzalanan ve bugüne kadar Türkiye tarafından başarıyla uygulanan bu anlaşma maddeleri ve pratikteki önlemleri sayesinde müslüman mülteciler üzerinden Almanya Şansölyesi Merkel’in tekrardan seçimini engelleme planları bozuldu. AB ve Türkiye işbirliği olmasaydı ve Almanya’nın kentleri, kasabaları ve köyleri mülteci akını altında büyük zorluklar yaşamak zorunda kalsaydılar bugün Bundestag’ta durum çok farklı olacaktı. Aynısı Avusturya için geçerli.

Türkiye ve Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığında en önde giden Almanya ve Avusturya, AB ile Türkiye’nin mülteciler alanındaki işbirliği sayesinde ırkçı partilerin daha büyük ve demokrasi için ağır darbe anlamına gelecek seçim yenilgileri yaşamak zorunda kalacaklardı. Almanya bu sayede demokrasini savunabildi. İnşallah Avusturya’da başaracak.

AB ve Türkiye işbirliği sadece mülteciler ve geçici “kısa hesaplar için yapılan” bir işbirliği olarak görüldüğü takdirde bu büyük bir hata olur. AB-Türkiye İşbirliği ve uzun vadede Türkiye’nin AB üyesi olarak AB ile bütünleşmesi özünde AB’nin geleceğinin garanti altına alınması demektir.

Varsın Avrupa Parlamentosu milletvekilleri bu gerçeği görmekte zorlasınlar. Önümüzdeki 19 Ekim 2017 tarihinde yapacakları gibi Türkiye’yi kışkırtma amaçı bir Ermeni Konferansı daha yapsınlar. PKK terör örgütü ve Suriye’deki uzantısı PYD ile toplantılar düzenlesinler. AB üyesi ülkelerde benzeri provakasyonlar tertiplensin. Ancak AB’de yönetici konumunda olan ve büyük bir sorumluluk taşıyanlar yani AB Konseyi, AB Komisyonu ve AB üyesi ülkelerin hükümetleri artık Türkiye konusunda AB’nin geleceğini düşünerek yeni politikalar üretmek zorundalar. Türkiye ile diyaloğu sadece Recep Tayyip Erdoğan’a muhalif olanlarla ilişkiler kurmak olarak görme hatasından dönmeliler.

Türklerin güzel bir atasözü var: “zararın neresinden dönülse kârdır”. AB ile Türkiye arasındaki ilişki içinde bu atasözü acilen geçerli.

Yeni dünya düzeninde söz sahibi olmak isteyen AB, Türkiye’yi karşısına alarak değil yanına alarak bu konuda iddiasını gerçekleştirebilir. Türkiye, AB’nin İslam Alemine açılan kapısıdır. Türkiye olmaksızın ve müslüman bir ülke olduğu için Türkiye’yi AB üyesi yapmayan bir AB’nin İslam Alemi’ne mesajlarının inandırıcılığı da olmaz.

Eski Türkiye’nin yasını tutarak ve eski Türkiye’yi tekrardan diriltmeye çalışarak Türkiye Politikası yapmaya kalkmak hem “yeni Türkiye’yi okuyamamak” hem de yeni dünya düzenine ayak uyduramamaktır.

AB’nin ortak savunma politikasının, terörle mücadelesinin, mülteciler sorunu gibi günümüz global sistemin büyük sorunlarının çözümünün ve bir çok diğer sorunun çözümünün başarısı Türkiye ile işbirliği ve Türkiye’nin AB geleceği ile direk ilişkili olduğunu görmemek için “kör” olmak gerekir.

Ayrıca Türkiye’yi karşısına alan bir AB Yunanistan Türkiye arasındaki sorunları, Kıbrıs Sorununu, Suriye’yi, Irak’ı ve daha nice komşu olduğu coğrafyadaki krizi nasıl çözebilecektir? AB ve Türkiye bu açıdan bakıldığında sıkı işbirliğine “mahkumdur”.

AB, Türkiye Politikasına çeki düzen vermek zorundadır. Türkiye konusunda yanlış önerilerde bulunan ama AB nezdinde son seçim sonrası “şantaj” yapma gücü azalan Almanya ve seçim derdindeki Avusturya’nın etkisinde kalmadan ve hatta onları da ikna ederek bunu başarmak AB için bir “olmazsa olmazdır”. (Hürhaber)

PAYLAŞIN:
Türk kökenli Alman politikacı Ozan Ceyhun, Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD)’den 4. ve 5. Dönem Avrupa Parlamentosu Milletvekilliği yaptı. SPD parti sözcülüğü ve Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girme sürecinde delegelik yaptı. Halen Almanya ve Brüksel’de partisi adına çalışmalar yürütmekte. Ayrıca AB İçişleri ve Adalet Politikaları alanında danışman olarak hizmet etmekte. 1979’de Boğaziçi Lisesi’nden mezun olan Ozan Ceyhun, İstanbul’da büyüdü. Hacettepe Üniversitesi’nde Alman Dili ve Edebiyatı okurken cunta nedeniyle okuldan ayrıldı. 1980 darbesinde Avusturya’ya 1982 yılında ise Almanya’ya gitti. Almanya’da sosyal pedagog olarak eğitimini tamamladı. 1986 yılında Alman Yeşiller Partisi’ne üye oldu ve aktif çalışmalarda bulundu. Ağırlık noktası Almanya’da yabancılar ve mültecilerin durumları idi. 1992 ve 1998 yılları arasında Hessen Sosyal Bakanlığı’nda çalıştı. 1998 ile 2000 yılları arasında Yeşilller Partisi Almanya (Die Grünen) adına Avrupa Parlamentosu’nda görev aldı. Bu görevi 2000 yılında SPD’ye geçtikten sonra da 2004 yılına kadar devam etti.