Orta Doğu’da Savaş Şafağı!..

Bölgemizde; yani müstemlekeci garbın bir asır evvel “orta doğu” dediği ve bir asır evvel öz vatan toprağımız olan topraklarda vaziyet iyiden iyiye kötüleşmekte. Turgut Özal, merhum “iyi ki petrolümüz yok; yoksa biz de yan gelir yatardık!” demişti. Bir hiciv olan bu konuşmanın insana hatırlattığı bir başka gerçek daha var. Bu bölgede petrol olmasaydı I. Cihan Harbi çıkmaz, Devlet-i âli Osman zaman sahnesinden çekilmez, bölge kan ve gözyaşına boğulmaz, İsrail devletleşmez, Filistinli tarihin en mazlûm milletlerinden biri olmazdı.

Ne var ki böyle düşünmenin veya böyle bakmanın filli bir faydası yoktur.

Bu bölgede yerin altında petrol varmış. Zemzem 5 bin yıl gibi bir zaman önce, petrol daha sonra bulundu. Petrol bulunmuş ve fakat onun kıymet kazanması Sanayi İnkılabı’nın devamında motorlu vasıtanın keşfiyle bir buçuk asır evvel oldu.

Churchill’in sözü meşhurdur:

-Bir damla kan, bir damla petrol!

Bugün Kerkük’ten Nijerya’ya kadar nerede petrol varsa oraya bakan kem göz vardır. Oralar huzursuzdur. Ya fakirdir, ya kargaşa içindedir, ya doğrudan işgal edilmiştir veya ısmarlama idarecilerle, dolaylı işgal altındadır.

I. Cihan Harbi, bitmemiştir. “Petrol Fırtınası”(*) aynen devam ediyor.

Bölgede bütün dikkatler, Kerkük, Musul, Erbil, Kuzey Suriye üzerindeyken üst akılgiller senaryosunun Ankara-Moskova-Tahran çalışmasıyla bozulması üzerine birden bire Suudi Arabistan karıştı. Kral Abdülaziz bin Selman ve oğlu Muhammed bin Salman, önce mevcut veliaht Muhammed bin Naif’i yerinden uzaklaştırdılar sonra çok sayıda nazır, general, bürokratla prensi içeri aldılar. En sonunda bunların mal varlıklarıyla banka hesaplarına el kondu. Yapılan bu icraata “yolsuzlukla mücadele” deniyordu.

Veliaht Salman, bunları yapmadan evvel, Amerikan Başkanı Trump’ın Yahudi olan damadı Jared Kushner’le masaya oturup görüş alış-verişinde bulunmuştu. Bu beklenmedik olaylar yaşanırken Husiler, Yemen’den Suudilerin başşehri Riyad’a balistik füze fırlattılar. İdareyi fiilen eline almış veliaht Salman, bu füzeleri İran’ın verdiğini ve bunun savaş sebebi sayılacak bir saldırı odluğunu söyledi. Bu arada eş zamanlı olarak Lübnan Başbakanı Saad Hariri Lübnan Hizbullahı’nı suçlayarak can emniyeti endişesiyle istifa edip akıl danışmak için BAE’ye gitti…

Bu bölgede bugün vaziyet şudur:

Washington, Londra, Riyad, Kahire, Tel Aviv, Birleşik Arap Emirlikleri bir taraftır.

Büyük Türkiye, Katar, Kuveyt, Azerbaycan, Filistin, Irak bir taraftır.

Büyük Türkiye, Rusya, İran bir taraftır.

Rusya-Baas Suriye’si bir taraftır.

Büyük Türkiye-Suudi Arabistan-ihtilafsızdır.

Büyük Türkiye, Baas Suriye’si, Mısır ihtilaflıdır.

Büyük Türkiye, Almanya çekişmelidir.

Büyük Türkiye-ABD sancılıdır.

Büyük Türkiye’nin PKK/PYD ile gayrı nizamı savaş hâli ise şiddetlenerek devam etmektedir. Terör örgütü, hiçbir zaman bugünkü kadar zelil vaziyetlere düşmemişti. Yaşama ümitleri tükenmektedir. Ona yatırım yapanlar hayal kırklığı içindedir.

Büyük Türkiye ile Yunanistan’ın arası açılsın diye her yola başvurulmaktadır.

ABD, Birleşik Krallık, Almanya, Girit’te kim olduğu bilinse de resmen açıklanmayan “doğudaki düşman”a gözdağı için tatbikat yapmış ve bu meyanda NATO da el altında tutulmuştur.

İşte bu manzarada Rusya’dan S-400 füzeleri satın alınmış, Amerika’dan satın alınan silahlarla suçlular teslim alınamamış, Kuzey Irak’taki referandum oyunuyla Kuzey Suriye’deki terör koridoru bozulmuş, Bakü-Tiflis-Kars İpek Demir Yolu hizmete açılmıştır. Başbakan Binali Yıldırım, “bu şartlar” altında Amerika’dadır, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “bu şartlar” altında Katar’a gitmiştir.

Bölgemiz, bölge dışından müdahale altındadır.

Tıpkı I. Cihan Harbi’nde olduğu gibi.

Bu şartlar, o günkü şartlara ne kadar da benzemekte. Nihayet Suudi Arabistan da sırtı sıvazlana sıvazlana Arap Baharı’na sürüklenmiştir. Tecrübesiz bir prens birden veliaht olmuş, olayları yönlendirmektedir. Prensleri nezarete alıp hesaplarına el koymaları üzerine Donald Trump, baba-oğul Selman’lar için “onlar, işlerini bilirler!” dedi. Bu sözün tercümesi “biz, işimizi biliriz” demektir.

Orta Doğu, savaşın şafağında.

Ama yanıltma olmasın; artık eskinin o göğüs göğüse mert savaşları yok. Bu savaş çok farklı. Bu savaşta cepheler, finans cephesi, psikolojik cephe, medya cephesi, siber cephesi, iletişim cephesi, istihbarat cephesi, diplomasi cephesi ve askerî cephe şeklindedir.

Var olan savaşta bir veya birkaç cephe daha açılmaktadır.

Bu bir sürdürülebilir savaş stratejisidir.

Bilinmeli ki hak, verilmez alınır.

Düşmanın merhametiyle yaşanmaz.

Kuvvetli olan daima haklıdır.

Kurtlukta düşeni yemek esastır.


* Merhum Raif Karadağ, “Petrol Fırtınası” adındaki kitabı çıktıktan sonra 22 Aralık 1973 tarihinde Ankara’da bir otelde şüpheli bir şekilde ölü bulundu. (Türkiye)

PAYLAŞIN:
Rahim Er, 1950 yılında Harput’ta doğdu. 1969 yılında Adana Erkek Lisesi’nden mezun oldu. 1970’de Türkiye gazetesine girdi. 1974’te İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1976’dan itibaren Türkiye gazetesinde, ‘Pırıltı’, ‘Yorum’, ‘Tahlil’ sütun başlıkları ile günlük yazılar yazdı. 15 Kasım 1979’da Türkiye Çocuk dergisi, 15 Şubat 1989’da TGRT, 24.11.1994’te şimdiki adı ihlas.net olan İhlas Databank, 13.11.1999’da, BKY – Babıali Kültür Yayıncılığı çalışmalarını başlattı. İhlas Holding Genel Yayın Danışmanlığı’nda bulundu. 1996’dan itibaren TGRT ve TGRT FM’de programlar yaptı. ‘Sevgili Peygamberim’, ‘İmparatorluk Coğrafyasında Diplomasi Koşturmak’, ‘Örsteki Ülke Türkiye’ ve ‘Hayatın Rengi İnsan’ adlı kitapları bulunan Rahîm Er’in, Türkiye gazetesinde şimdiki köşesinin adı Entellektüel Boyut’tur.