Donald Trump’a Reddiye

BM 21 Aralık’ta tarihî günlerinden birini yaşadı. Genel Kurul’da kahir ekseriyetle kabul edilen karar Türkiye’nin başarısıdır. Şayet Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dönem başkanı sıfatıyla İslam İşbirliği Teşkilatı’nı olağanüstü toplantıya çağırmamış olsaydı, İslam ülkeleri Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığı kararın karşısında kenetlenemeyeceklerdi. Şayet Türkiye konuyu BM Genel Kurulu’na taşımamış olsaydı, söz konusu tarihî karar alınamayacaktı.

Üç açıdan alınan kararı değerlendirelim.

Kudüs’ün geleceği açısından baktığımızda, daha yapılacak çok şey olduğunu görüyoruz. BM Güvenlik Konseyi’nde 1’e karşı 14, Genel Kurul’da ise 9’a karşı 128 oyla alınan karar şüphesiz büyük anlam taşıyor. Şimdi ABD kararından vazgeçinceye, iki devletlilik temelinde adil ve kalıcı bir Orta Doğu Barış Sürecini yeniden canlandırıncaya değin aynı yönde çabaların devam ettirilmesi gerekiyor. Türkiye buna da öncülük edebilir. Hem İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi hem de Avrupa Birliği’ne aday bir ülke olarak, bu iki örgütün ortaklaşa bir ‘Kudüs ve Orta Doğu Barışı’ toplantısı yapması sağlanabilir. İslam ülkeleri gibi, AB üyelerinin de BM Güvenlik Konseyi ve Genel Kurulundaki karar oylamalarında ‘hayır’ tarafında yer almadığını unutmayalım.

ABD Başkanı Trump açısından baktığımızda, Kudüs oylamasının kendisi açısından iki reddiye anlamına geldiğini görüyoruz. Birincisi, Kudüs’ü İsrail’in başkenti tanıyan kararın reddidir. Bağımsızlık ilan ettiği 1776’dan bugüne geçen zaman zarfında hiçbir ABD başkanı uluslararası platformlarda ülkesini bu kadar güç duruma sokmamıştı. Hiçbir Başkan ABD’nin bu kadar istiskal edilmesinin başaktörü olmamıştı. Makul Amerikalı seçmen cuma günkü gazeteleri okuduğunda, haritada yerini bile gösteremeyeceği Mikronezya, Nauru, Togo, Palau, Marshall Adaları gibi ‘egzotik’ adaların Başkan Trump’la göstermiş oldukları ‘güçlü dayanışmadan’ gurur duymuyor. Burada bir şeylerin yanlış olduğu, en yakın müttefiklerden İngiltere, Güney Kore ve Japonya’nın bile Trump’a hayır demesinin bir sebebi olduğu ABD’de de detaylı biçimde sorgulanıyor. Kamuoyunda ciddiye alınan kanaat önderleri; Başkan Trump’ın Kudüs hamlesinin iç siyasetteki sıkışmışlıktan kurtulmak için yapılmış ama tam tersi netice doğurmuş bir manevra olarak değerlendiriyorlar.

Trump için BM’den çıkan ikinci reddiye, geçen hafta içinde açıklanan yeni Ulusal Güvenlik Stratejisine yönelik. Bu belge, daha önceki stratejilerden ve doktrinlerden birçok yönüyle ayrılıyor. Belki de en önemli farklılığı stratejinin her yerinden -tabiri caizse- vıcık vıcık kibir, nobranlık ve bencillik akması. Trump “her şey Amerika için” derken “benim çıkarıma değilse dünyada olup biten hiçbir şey umurumda değil” mesajını veriyor. Ne küresel insani sorunlar, ne mültecilerin dramı, ne iklim değişikliği, ne geri kalmışlık problemleri, ne başka bir şey. “Amerika’yı yeniden büyük yapmak” için Trump’ın gündeminde bunlar yok. Stratejiyi okuyan Amerikalıların gözünde Amerika yeniden büyüyor mu bilmiyorum. Fakat dünyanın dört bir köşesinden uluslararası ilişkiler uzmanları, bu stratejiyle ABD’nin uluslararası kamuoylarında serbest düşüşlü bir irtifa kaybı yaşamakta olduğunu söylüyor. Strateji belgesi henüz sıcakken, Trump’ın BM Güvenlik Konseyi’ndeki temsilcisinin, “bize karşı olan ülkelerin isimlerini alıyorum” demesi, Trump’ın ise daha da ileri giderek ABD’ye destek olunmasını, ekonomik yardım almanın ön şartı olarak tanımlaması, Başkan Trump’ın popülaritesini insanlık nezdinde hâk ile yeksan etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sayın Trump, BM üyelerinin oylarını dolarla satın alamazsınız” demişti. Öyle de oldu.

Son olarak, BM’deki Kudüs oylamaları süreci bu teşkilatın bir an önce reforme edilmesi gerektiğini de bir kez daha gözler önüne serdi. Güvenlik Konseyi’nin yapısının acilen çağdaş standartlara kavuşturulması gerekiyor. Dünyanın güvenlik ve barışını korumak için kurulmuş bir teşkilat, sadece 1 üyenin hayır demesiyle bloke oluyorsa, o mekanizma maluldür. Kudüs kararı esnasında Başkan Trump’ın tutumuna karşı sergilenen uluslararası dayanışmanın, BM reformasyonuna vesile olup olmayacağını göreceğiz. Diğer dört daimi üye böyle bir yenilenmeye destek olurlar mı şimdiden kestiremeyiz. Ama bildiğimiz şey, BM bir gün yeni bir yapıya kavuşacaksa, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya Beşten Büyüktür” cümlesi, bu yenilenmenin ana fikrini oluşturacaktır. (Türkiye)

PAYLAŞIN:
Şu anda Kemerburgaz Üniversitesi Rektörü olan Çağrı Erhan, 1993’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Aynı üniversitede, 1996’da uluslararası ilişkiler yüksek lisansını, “Türk-Amerikan İlişkilerinde Afyon Sorunu” başlıklı tezi savunarak tamamladı. 2000 yılında da, “Osmanlı-Amerikan Siyasi İlişkileri” başlıklı teziyle, Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümünde doktor unvanını aldı. 2003’te siyasi tarih doçenti oldu. 2009 yılnda profesör oldu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler ve Hukuk Fakülteleri ile TOBB ETÜ’de, “Osmanlı Diplomasi Tarihi”, “Türk-Amerikan İlişkileri”, “Siyasi Tarih”, “Uygarlık Tarihi”, “NATO” ve “Amerikan Diplomasi Tarihi” derslerini vermektedir. 2002′den itibaren, Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi (SAREM) Yürütme Kurulu, Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Yayın Kurulu, Türk Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu, Tarih Yazıcılığı’nın Avrupa Boyutu Projesi Ulusal Komitesi, Avrupa Konseyi Tarih Eğitimi Projesi Yönetim Kurulu, Uluslararası Siyasi ve Ekonomik İlişkiler Merkezi Merkez Kurulu üyeliklerinde bulunan Çağrı Erhan, Uluslararası İlişkiler Dergisi ve Ankara Avrupa Çalışmaları dergilerinin kurucu editörlerindendir. Çağrı Erhan, Ekim 2000-Kasım 2003 arasında Ankara Üniversitesi Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi müdür yardımcılığı görevini yapmıştır. Aralık 2005′te aynı merkeze müdür olarak atanmıştır. Şubat-Kasım 2008′de Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcılığı görevini yürütmüştür. Ocak 2009′da profesör olmuştur. Halen Mülkiye’de Ortadoğu, Osmanlı Diplomasi Tarihi, ABD Dış Politikası, NATO ve TOBB ETÜ’de Siyasi Tarih dersleri vermektedir.