Ana Sözü!

Türk Silahlı Kuvvetleriyle Suriye Kuvayı Millîyesi Afrin’i kuşatmış vaziyette. Şehre girmeye çok fazla zaman kalmadı. Bu maksatla, jandarma, komando, polis hareket, keskin nişancılar bölgeye sevk edilmekte. Afrin’e girildiğinde havadan bombardıman mümkün olmayacağı gibi top atışı da yapılamayacak. O ândan itibaren âdeta cerrahi müdahale söz konusudur. Hainler tek tek ayıklanacaktır.

Tam bu safhadayken Washington’dan müzakere teklifi geldi. CB Sözcüsü İbrahim Kalın’la ABD millî güvenlik danışmanı H.R. McMaster telefonla görüştüler, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillorson’ı kabul etti. Aynı misafirle Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu bir araya geldiler. Millî Savunma Bakanımız Nurettin Canikli, Brüksel’de ABD Savunma Bakanı Jim Mattis ile masaya oturdular.

Bu görüşmelerde iki söz ve bir karar dikkat çekti. Sözlerden birini Rex Tillorson etti. Bu bakan dedi ki: “Biz, PYD’ye ağır silah vermedik ki neyi geri alalım!?” Türkiye ziyareti öncesi Körfez ülkelerinde sarf edilen bu laf, ya gafletle edilmişti, ya ağızdan kaçmıştı veya gerçekler gizlenmekteydi. Amerika, tırlar dolusu silahı adı geçen örgüte verirken daha işin başında “geri almak kaydıyla veriyoruz” demişti. Şimdi ise dışişleri bakanı böyle konuşmaktaydı. Üstelik güvenlik danışmanı da CB sözcümüze artık PYD’ye silah vermeyeceklerine dair beyanda bulunmuştu. Aslına bakılırsa “silahları geri almak kaydıyla veriyoruz” demek de mesnetsiz bir vaaddir. “Kaybettik, çalındı, karşı tarafın eline geçti…” gibi bahaneleri ne ile çürütebilirler?

ABD Savunma Bakanı’nın, Millî Savunma Bakanımıza yaptığı teklif ise Tillorsun’ın lafından da öte huylandırıcı bir cümle. O da şöyle dedi: “İsterseniz, YPG’yi PKK ile savaştırabiliriz!” Acaba bu bakan bu sözü söylerken hükûmetinin görüşünü mü yansıtıyordu yoksa o ân aklına eseni mi söylüyordu? Hangisi olursa olsun ciddiye alınacak gibi değildir. PYD ve PKK’nın aynı örgütün farklı ülkelerde faaliyet gösteren iki kolu olduğu bilinmiyorsa bu bir faciadır.

Amerikan tarafına tuhaf laflar ettiren sebep, içerideki mecburiyet ve bölgemizde içine düştükleri çıkmazdır. İçeride Yahudi para, medya ve lobi baskısı altındadır. Dışarıda ise itimat edilir olma vasfını kaybetmekte. Kuzey Irak Kürt İdaresi âdeta müstakil bir devlet iken ‘önce referandum, sonra bağımsızlık’ vaadiyle yıkıldı. Beri tarafta ise PKK/PYD-YPG hem Irak ve hem de Suriye’de Türkiye’ye karşı ABD’ye güveniyordu. Güvendikleri merkez, Donald Trump eliyle önce Kudüs skandalına imza attı. Türkiye, orada zafer kazandı. Sonra Kuzey Suriye’de bir Kürt ordusu kuracakları hayalini dile getirdiler. Bu Sorumsuz beyan Türkiye’yi harekete geçirdi. 20 Ocak 2018’de Afrin Harekâtı başladı.

Harekât, bugün gâyet güzel gitmekte:

Siyasi irade güçlü,

Halk desteği muazzam,

Cephedeki kuvvetler cengaver…

Bu üç unsuru her zaman böylesine ahenk içinde bulmak mümkün değildir. Şehidler, gaziler kahraman; fakat onların “ağlayıp kâfiri sevindirmeyeceğiz!!!” diyen ana-babaları da kahraman.

Geçen haftaya damgasını vuran bu görüşmelerin en dikkat çekeni Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rex Tillorson’ı Külliye’de kabul ettiği görüşme oldu. 3 saat 15 dakika sürdü. Buradan “3’lü Mekanizma” denen bir çalışma düzeni çıktı. Buna göre İki devletin dışişleri ve savunma bakanları kendi mevkidaşlarıyla istihbarat başkanları da kendi mevkidaşlarıyla mart ayında bir araya gelecekler. PKK/PYD, Afrin Harekâtı ve FETÖ konuşulacak.

Korkulan o ki Türkiye’nin oyalanıp, bu rüzgârın dinmesi, bu ateşin soğumasına yol açılmasıdır. Rex Tillorson, yukarıdaki tuhaf lafından başka FETÖ ihaneti mevzuunda da “belgeler verilsin bakarız, ne nedir?” dedi. Ankara’nın Washington’a kamyon dolusu yazılı ve dijital evrak verdiğinden gerçekten mi haberi yok? Buna ihtimal vermek mümkün değil. O zaman da güven sarsılmakta.

Türkiye, yakaladığı bu rüzgârla Kandil’e kadar gitmelidir. Biz savaşmıyoruz, bölgeden terör örgütlerini atıyoruz. Bunu şu veya bu kadar da olsa zaten 40 yıldır yapmaktayız. Harekâtın ertesi günü döviz düşmekte, borsa coşmakta. Gençler, askerlik şubelerinde kuyruğa girmekte.

Sahada kazandığımızı masada heba edemeyiz. Burada söz verip Washington’da inkâr edilmesi artık alışıldık bir davranıştır. Müzakerenin yapılması harekâtı ne durdurmalı ve ne de hızını kesmeli:

PKK/PYD Fırat’ın doğusundan ve batısından çekip gitmedikçe, PKK Kandil’i terk etmedikçe, DEAŞ tiyatrosu perde indirmedikçe, İsrail bölgeden elini çekmedikçe, FETÖ örgüt mensupları iade edilmedikçe, Türkiye aleyhine açılan şantaj dâvâları düşürülmedikçe, verilen sözler eksiksiz tutulmadıkça masaya oturmanın bir değeri yoktur.

Hem sahada hem masada.

Hem silahla hem kalemle.

Hem iradeyle hem kelamla kazanmak zorundayız.

Zira ihtilaflı bölgede birçok devlet ve unsur var.

İşte etrafı sarılan PYD, Afrin’e Suriye rejim güçlerini davet etti. Bu acaba tek başına PYD-Esad iş birliği midir, yoksa Moskova’nın Ankara-Washington yakınlaşmasını durdurma, 3’lü Mekanizmayı işlemez kılma hamlesi midir?

Oyunlar, her ne olursa olsun biz, yolumuzdan dönemeyiz. O kahraman şehid Piyade Kıdemli Çavuş Ömer Bilal Akpınar’ın kahraman vâlidesi Ülker Ana ne dedi?

-Bir Ömer ölür, bin Ömer gelir! (Türkiye)

PAYLAŞIN:
Rahim Er, 1950 yılında Harput’ta doğdu. 1969 yılında Adana Erkek Lisesi’nden mezun oldu. 1970’de Türkiye gazetesine girdi. 1974’te İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1976’dan itibaren Türkiye gazetesinde, ‘Pırıltı’, ‘Yorum’, ‘Tahlil’ sütun başlıkları ile günlük yazılar yazdı. 15 Kasım 1979’da Türkiye Çocuk dergisi, 15 Şubat 1989’da TGRT, 24.11.1994’te şimdiki adı ihlas.net olan İhlas Databank, 13.11.1999’da, BKY – Babıali Kültür Yayıncılığı çalışmalarını başlattı. İhlas Holding Genel Yayın Danışmanlığı’nda bulundu. 1996’dan itibaren TGRT ve TGRT FM’de programlar yaptı. ‘Sevgili Peygamberim’, ‘İmparatorluk Coğrafyasında Diplomasi Koşturmak’, ‘Örsteki Ülke Türkiye’ ve ‘Hayatın Rengi İnsan’ adlı kitapları bulunan Rahîm Er’in, Türkiye gazetesinde şimdiki köşesinin adı Entellektüel Boyut’tur.