Yeni Mekanizma

ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’ın Ankara ziyaretinde Türkiye ile ABD arasında ‘yeni bir mekanizma’ kurulması üzerinde mutabakata varıldı. Tillerson’un Ankara’ya gelmeden önce yaptığı, YPG/PYD’ye ağır silahlar vermedikleri konusundaki açıklama inandırıcılıktan uzaktı. Hemen hemen aynı saatlerde ABD Savunma Bakanı Mattis’in, ‘PKK ile YPG’yi ayrıştıralım. YPG, PKK’yla mücadele etsin’ şeklindeki teklifini Millî Savunma Bakanı Nurettin Canikli basınla paylaştı. Bu iki açıklamayı birlikte değerlendirdiğimizde, Tillerson’ın Ankara temasları öncesinde, Suriye’deki terör faaliyetleri hakkında Türkiye’nin endişelerine ABD’nin yeterince duyarlı yaklaşmadığı bir kez daha ortaya çıkmış oldu.

Tillerson’a üç husus tüm delilleriyle ve şüpheye mahal bırakmayacak şekilde, bir kez daha aktarıldı:

1-PKK ve YPG aynıdır. İkisi de terör örgütüdür. ABD yasalarına göre PKK terör örgütü sayıldığına göre, YPG de aynı kapsamda değerlendirilmelidir.

2-ABD, DEAŞ’la mücadele adı altında YPG’yi silahlandırmıştır. Bu silahlar arasında askerî terminolojide ağır silah olarak tabir edilenler de bulunmaktadır. Washington yönetimi DEAŞ’a karşı zafer kazanıldığını ilan etmiş olmasına rağmen, söz konusu silahlar YPG’ye verilmeye devam etmektedir. YPG de bu silahları PKK’yla paylaşmaktadır. Dahası, farklı isimler zikredilse de, tek vücut olan YPG ve PKK Amerikan silahlarıyla bir NATO müttefiki olan Türkiye’yi hedef almaktadır.

3-Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanabilmesi için, YPG-PKK terör örgütünün tamamen etkisizleştirilmesi gerekmektedir.

Görüşmeler sonucunda taraflar arasında ‘yeni bir mekanizma’ kurulmasına karar verilmesi, her iki tarafın da istemediği daha büyük bir gerilimin yaşanmasını şimdilik engelleyebilir. En azından herhangi bir yanlış anlaşılma sebebiyle Türk ve Amerikan askerlerinin Suriye’de karşı karşıya gelmesi önlenebilir. Ama yeni mekanizmanın bunun ötesinde bir faydası olur mu? İşleyişini görmeden bir şey diyemem.

Tüm delillere rağmen ABD, YPG’ye yani PKK’ya yardımı keseceğini ilan etmekten uzak durmuştur. Dağıttığı silahları toplayacağına ya da YPG militanlarını eğiten askerlerini geri çekeceğine dair bir imada dahi bulunmamıştır. Amerikalılar, toplantılardan sonra yapılan ortak açıklamaya ‘YPG/PYD ile mücadele’ ifadesinin net şekilde yazılmasını istememişler, onun yerine ‘tüm terör gruplarıyla mücadele’ ifadesinde ısrarcı olmuşlardır. Ankara bu ifadenin YPG/PYD’yi de kapsadığı düşüncesindedir. Ama Washington aynı kanaatte olsaydı, bu örgütlerin isminin zikredilmesine karşı çıkmazdı. Demek ki, PKK ile YPG’nin aynı örgüt olduğuyla ilgili görüş farklılığı Tillerson’ın ziyaretinden sonra da devam etmektedir. Dahası Tillerson, FETÖ ile mücadelede Türkiye’nin taleplerinin karşılanacağını da söylemekten uzak durmuş, daha önce de benzerlerini duyduğumuz kaçamak ifadeler kullanmayı tercih etmiştir.

Her ne kadar son haftalarda Türkiye ile ABD arasındaki anlaşmazlıkları Suriye politikasına indirgemeye çalışan teşebbüsler varsa da, Ankara FETÖ ile mücadele konusunda ABD’den beklentilerinden vazgeçmiş değildir. Aksine örgütün elebaşı kadrosunun Amerikan topraklarındaki faaliyetlerinden duyulan rahatsızlık ve bunların Türkiye’ye bir an önce iade edilmesi talebi her Türk-Amerikan görüşmesinin ana gündemini oluşturmayı sürdürmektedir. Yeni mekanizma bu konuda neler getirebilir? Washington’un umursamaz tavrında bir değişiklik olabilir mi? Böyle bir umuda kapılmamız için herhangi bir sebep bulunmuyor.

Türkiye’nin ABD’ye karşı hissettiği güvensizliği ortadan kaldırmanın yolu üzerinde mutabakata varılacak bir önlemler dizisinin, başka bir tabirle güven artırıcı tedbirlerin alınmasından geçer. Belki de, yeni mekanizma bu yönde olumlu bir işlev görür.

Güven artırıcı tedbirlerin başında tarafların birbirleriyle diyalog kanallarının sürekli açık olması gelmelidir. Bugün itibariyle diyalog kanalları açıktır ama Türkiye’nin asla muhatap almayacağı, ABD’deki hangi siyasi makam adına konuştuğu belli olmayan bazı haddini bilmezlerin de susması gerekir. Suriye’deki bir ABD subayı, Türkiye’nin muhatabı değildir. Washington -şayet varsa endişelerini- askerlerin ağzından değil, siyasi sorumluluğu olan kişiler yoluyla iletmelidir.

Yeni mekanizmanın başarısı için ABD’nin önce Suriye’de tam olarak ne yapmak istediğine karar vermesi gerekir. Washington’da Suriye politikasını kimin oluşturduğu bile belli değildir… (Türkiye)

PAYLAŞIN:
Şu anda Kemerburgaz Üniversitesi Rektörü olan Çağrı Erhan, 1993’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Aynı üniversitede, 1996’da uluslararası ilişkiler yüksek lisansını, “Türk-Amerikan İlişkilerinde Afyon Sorunu” başlıklı tezi savunarak tamamladı. 2000 yılında da, “Osmanlı-Amerikan Siyasi İlişkileri” başlıklı teziyle, Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümünde doktor unvanını aldı. 2003’te siyasi tarih doçenti oldu. 2009 yılnda profesör oldu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler ve Hukuk Fakülteleri ile TOBB ETÜ’de, “Osmanlı Diplomasi Tarihi”, “Türk-Amerikan İlişkileri”, “Siyasi Tarih”, “Uygarlık Tarihi”, “NATO” ve “Amerikan Diplomasi Tarihi” derslerini vermektedir. 2002′den itibaren, Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi (SAREM) Yürütme Kurulu, Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Yayın Kurulu, Türk Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu, Tarih Yazıcılığı’nın Avrupa Boyutu Projesi Ulusal Komitesi, Avrupa Konseyi Tarih Eğitimi Projesi Yönetim Kurulu, Uluslararası Siyasi ve Ekonomik İlişkiler Merkezi Merkez Kurulu üyeliklerinde bulunan Çağrı Erhan, Uluslararası İlişkiler Dergisi ve Ankara Avrupa Çalışmaları dergilerinin kurucu editörlerindendir. Çağrı Erhan, Ekim 2000-Kasım 2003 arasında Ankara Üniversitesi Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi müdür yardımcılığı görevini yapmıştır. Aralık 2005′te aynı merkeze müdür olarak atanmıştır. Şubat-Kasım 2008′de Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcılığı görevini yürütmüştür. Ocak 2009′da profesör olmuştur. Halen Mülkiye’de Ortadoğu, Osmanlı Diplomasi Tarihi, ABD Dış Politikası, NATO ve TOBB ETÜ’de Siyasi Tarih dersleri vermektedir.