AB ve Yunanistan Kıbrıs’ta Gerilimi Tırmandırıyorlar

Yunanistan ve Güney Kıbrıs, Ege Denizi’nde ve Doğu Akdeniz’de çok tehlikeli bir oyun oynamaktalar. Özellikle Yunanistan’a güvenerek ve İsrail ile Mısır’ı da yanına almaya çalışarak Kıbrıs adasında barışı ve gelecekte muhtemel bir kalıcı çözümü nihai olarak tehlikeye sokan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne bu konuda destek veren Avrupa Birliği yanlış yolda ilerliyor. Oysa AB’nin Yunanistan’ı ve Güney Kıbrıs’ı uyarması AB’nin çıkarları açısından çok doğru olurdu.

Yunanistan’ın Ege Denizi’nde hem de askeri açıdan Türkiye ile boy ölçüşemeyecek cılız askeri kuvvetleri ile sürekli kışkırtıcı tavırlar içinde olması sadece barışı tehdit etmiyor. Aynı zamanda AB ve Türkiye’nin birlikte kaçak göçe karşı uyguladığı önlemlerin başarılı olmasını da engellemekte. AB’nin ve Avrupa Parlamentosu’nun eğer AB’nin çıkarlarını savunmak gibi bir hedefe hizmet etme niyeti var ise Yunanistan’a hesap sorması gerekir. AB için büyük bir ekonomik yük olan Yunanistan ülkesindeki emekli maaşlarını bile ödeyemezken Ege Denizi’nde “boyundan büyük askeri manevralara kalkarak en başta kendi ekonomisini daha da zayıflatmakta. Yunanistan’ın bu kışkırtıcı askeri “savaş oyunları” en başta Alman, Fransız, Avusturya, İspanya ya da Belçika gibi AB üyesi ülkelerin vatandaşlarının vergilerinin “çar çur” edilmesi anlamına gelmekte.

Niçin bir Alman ya da Avusturya vatandaşı Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki “saçmalıklarını” cebinden ödemek zorunda kalsın? AB kamuoyu gün gelecek ve haklı olarak bu soruyu da soracak!

Bu hafta başında yine Yunan hücumbotları Türkiye’yi kışkırtmaya kalktılar ve misliyle karşılık buldular.

Bu konuda Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Salı Günü Ankara’da “Bu Yunanlılar gene şaşırdı maalesef. Yunan botlarının Kardak’a bu tür geliş gidişleri oldu. Biz başından itibaren Yunan tarafına, ‘Bu tür şeyleri yapmayın, etmeyin. Bizi sıkıntıya da sokmayın. Bu it dalaşını artık havada da bırakalım, denizde de bırakalım’ dedik. Bırakılmayınca da askerimiz görevini yapıyor. Yine dün gece böyle bir şey oldu. Herhangi bir sıkıntı yaşanmadan iş bitirildi.” açıklamasını yaptı. Bu konu Türkiye’nin çok kolay başa çıkabildiği bir “vızıltı” niteliğinde olsa da Yunanistan’a “dur” denilmesi gerektiği apaçık ortada.

Bir AB üyesi olan Yunanistan’ın kışkırtmaları sadece Ege Denizi ile sınırlı değil. Maalesef Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile de birlikte Doğu Akdeniz’de çok daha tehlikeli oyunlar oynamaktalar.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Doğu Akdeniz’i KKTC çevresi de dahil 13 ayrı parsele ayırarak doğal gaz aramaları için ruhsatlandırmıştı. Ancak ne Türkiye ne de KKTC bu parselizasyonu kabul etmemiş, bu durumun uluslararası hukuka aykırı olduğuna dair gerekli uyarıları yapmıştı. Türkiye özellikle Rumların “3. Parsel” olarak adlandırdığı bölgeye gelmelerinin ciddi bir kriz oluşturacağını bunun yapılmaması gerektiğini daha önce deklare etmişti. Rum Yönetimi buna rağmen yabancı şirketlere doğal gaz arama ruhsatı vermeye devam ediyor. Son olarak iki gün önce bir İtalyan şirketine ait “Saipem 12000 adlı sondaj platformu” KKTC’nin Gazimağusa açıklarındaki 3. parsele sondaj için geldi.

Kıbrıslı Türklerin haklarının gasp edilmeye kalkılarak 3. parselde ilk kez yapılacak bu faaliyet için gelen sondaj platformunu bölgedeki Türk savaş gemileri bu nedenle uluslararası kurallara uygun gerekli önlemleri alarak geri yolladılar. Bu da yine tipik bir kışkırtma girişimiydi. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bu kışkırtmaları yaparken bazı AB kökenli sondaj şirketlerini de bu çirkin emellerine alet etmekte. AB bu duruma kayıtsız kalıyor. Oysa AB’nin bu alanda faaliyet gösteren şirketleri Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne karşı uyarması ve bilgilendirmesi gerekmekte. Kıbrıs adasında sadece Rumlar yaşamıyor ve bu nedenle de sadece Rum Kesimi’nin çıkarları için sondaj faaliyetleri Kıbrıslı Türklerin haklarına “tecavüz” anlamına gelmektedir.

Bu konuda da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bence özellikle AB’nin çok dikkatli değerlendirmesi gereken bir açıklama yaptı ve , “Sanılmasın ki Kıbrıs açıklarındaki doğalgaz arama ve Ege’deki kayalıklarla ilgili fırsatçı girişimler dikkatimizden kaçıyor. Ülkemizin, güneyindeki gelişmelere yoğunlaşmasına fırsat bilerek Kıbrıs’ta ve Ege’de haddini aşanları yanlış hesap yapmamaları konusunda buradan ikaz ediyoruz. Bizim için Afrin neyse Kıbrıs’taki Ege’deki haklarımız da odur. Kıbrıs açıklarında faaliyet gösteren yabancı şirketlere, Rum tarafına güvenerek hadlerini ve güçlerini aşan işlere alet olmamalarını tavsiye ediyoruz. Bunların efelikleri, bizim ordumuzu, gemilerimizi, uçaklarımızı görene kadardır. Bu işin, öyle gözlerden uzak kaya parçalarında gizlice fotoğraflar çektirmekle, hiçbir geçerliliği olmayan anlaşmalarla, bölgeye sondaj gemileri getirmekle olmayacağını bir kez daha hatırlatıyoruz. “dedi. Bu açıklamaya ekleyecek tek bir kelime yok.

AB’nin Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Ege Denizi’nde ve Doğu Akdeniz’de sürekli kışkırtıcı tavırlar içinde olmasına yönelik uyarıları karşısında yapması gereken Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni uyarmak olmalı. Hiç bir AB üyesi kendi ulusal hataları yüzünden AB’nin tümüne zarar verecek eylemler içinde olmamalı. Bu en başta AB’ye zarar vermekte. (Hürhaber)

PAYLAŞIN:
Türk kökenli Alman politikacı Ozan Ceyhun, Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD)’den 4. ve 5. Dönem Avrupa Parlamentosu Milletvekilliği yaptı. SPD parti sözcülüğü ve Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girme sürecinde delegelik yaptı. Halen Almanya ve Brüksel’de partisi adına çalışmalar yürütmekte. Ayrıca AB İçişleri ve Adalet Politikaları alanında danışman olarak hizmet etmekte. 1979’de Boğaziçi Lisesi’nden mezun olan Ozan Ceyhun, İstanbul’da büyüdü. Hacettepe Üniversitesi’nde Alman Dili ve Edebiyatı okurken cunta nedeniyle okuldan ayrıldı. 1980 darbesinde Avusturya’ya 1982 yılında ise Almanya’ya gitti. Almanya’da sosyal pedagog olarak eğitimini tamamladı. 1986 yılında Alman Yeşiller Partisi’ne üye oldu ve aktif çalışmalarda bulundu. Ağırlık noktası Almanya’da yabancılar ve mültecilerin durumları idi. 1992 ve 1998 yılları arasında Hessen Sosyal Bakanlığı’nda çalıştı. 1998 ile 2000 yılları arasında Yeşilller Partisi Almanya (Die Grünen) adına Avrupa Parlamentosu’nda görev aldı. Bu görevi 2000 yılında SPD’ye geçtikten sonra da 2004 yılına kadar devam etti.