“Bizi Kimse Durduramaz…”

Türkiye’nin Afrin’e yönelik Zeytin Dalı Harekâtında ne yapıp ne yapmayacağını ve nereye kadar gideceğini kestirebilmek için bazı çevreler hâlâ çeşitli testler yapmaya yelteniyor…

Bunlardan biri de, dün dolaşıma sokulan, Suriye rejimine bağlı güçlerin birkaç saat içinde Afrin’e gireceğine dair söylentiler oldu. Haberin kaynağı Suriye Devlet Televizyonu idi… Rejimin onayı ve bilgisi dışında kanalın böyle bir haber yayması mümkün değil. Bu öteden beri bilinen bir gerçek… Hâl böyle olunca Türk medyasında da konuyla ilgili pek çok tutarlı-tutarsız yorum ve analiz yapıldı. Aynı saatlerde Beşar Esad’ın danışmanı Buseyna Şaban’ın da ülkemize yönelik absürt suçlamaları olunca, konu etrafında tartışmalar büyür gibi oldu. Bu yüzden, mesele Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na da soruldu. Çavuşoğlu’nun cevabı gayet açık ve net oldu. “Rejim buraya girer mi girmez mi, PKK/YPG’yi temizlemek için girerse problem yok. Ama PYD’yi korumak için giriyorlarsa bizi kimse durduramaz…”

Dışişleri Bakanının ifadeleri gayet açık ve bir o kadar da şümullü, kapsayıcı. Sadece Esad rejimine değil ona destek verme niyetinde olacak bütün tarafları da içine alıyor. Buna benzer bir açıklamayı daha önce Cumhurbaşkanı Erdoğan Menbiç’teki terör örgütü unsurları için yapmıştı hatırlayacaksınız. Ve Menbiç’te terör örgütüne destek verecek olan kim olursa olsun hedef olacağını ihtar etmişti… Bu ihtarın özellikle hangi ülkeye yönelik olduğu da çok rahat anlaşılıyordu.

Dün Afrin merkezi için bu toz duman kaldırılınca hemen peşinden önemli gelişmeler oldu. Önce Suriye rejimi cenahından açıklama geldi ve Afrin ile ilgili resmî herhangi bir açıklama yapılmadığı duyuruldu. Bu çok çok önemliydi. İkinci olarak da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Putin’in telefon görüşmesi idi. Şüphesiz görüşmenin ana noktalarından biri de Afrin idi ve iki lider terörle ortak mücadele konusunda kararlılık vurgusu yapıyordu. Burası da çok önemli…

Zira herkes bilir ki, Suriye rejimi Rusya’nın destek ve onayı olmadan yukarıda bahsedilen atraksiyona kalkışamazdı. Nitekim konu hakkında yorum yapan bütün uzmanlar bu hususa dikkat çekmişti. Evet, Türkiye’nin Suriye sınırı boyunca güvenliği sağlamak üzere uygulamaya koyduğu stratejiyi bütünüyle kavrayamayan odaklar, birtakım tezviratla zihinleri bulandırıp sonuç alacaklarını zannediyor. Böyle düşünen bedbahtlara, Türkiye’nin Suriye konusunda yaptığı askerî hazırlığın çapını yeterince görüp anlamaları tavsiye edilir.

Buna ilaveten siyasi ve diplomatik alandaki teyakkuzun hangi seviyede olduğunu da, dün derhal Putin ile kurulan telefon temasından çıkarabilirler… Yani işler öyle sandıkları kadar basit değil. Türkiye bu meselede çok hazırlıklı! Altı sene boyunca sabır ve teenni ile hareket etmesi, asla bir zaaf belirtisi değil, tam aksine meselenin uluslararası hukuk düzeni içinde suhuletle hâl yoluna konulması için zemin teşkiline dönüktü. Ama artık başka bir safhadayız. Ve Sayın Çavuşoğlu’nun da ifade ettiği gibi, bu saatten sonra “Kimse bizi durduramaz…” Türkiye sahada gitmesi gereken yere kadar ilerleyecektir. Afrin, Menbiç, Kandil vs. vs… Masadaki konumu da, şüphesiz buna uygun olacaktır. Küresel güçlerin bu durumu gayet iyi anladıklarını sanıyorum. Elbette rahatsızlıkları hayli fazla… Ama her şey onların dediği gibi olacak değil ya!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Menbiç’ten bize parmak sallamaya kalkan birilerine Osmanlı tokadını hatırlatmıştı… El hak doğrudur; “Başkasının sillesini yemeyen kendi yumruğunu batman zanneder”, halk deyişimizin pek güzel anlattığı üzere. ‘Osmanlı tokadı’nın kendinden önce sesi geldi! Hani derler ya, bir şeyin şüyuu vukuundan beterdir… Batılı medya mensuplarının kendi aralarında latife konusu olan Osmanlı tokadı, Washington ve Ankara’daki basın toplantılarında ciddi ifadeler eşliğinde gündeme getirildi.

Türkiye’nin herhangi bir Orta Doğu ülkesi olmadığını Arap dostlarımıza da anlatabilmemiz lazım. 2009 yılında Sayın Erdoğan, Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı Peres’e ‘one minute!’ derken, aynı platformda Arap Birliği Genel Sekreteri Mısır eski Dışişleri Bakanı Amr Musa, bu tavrı alkışlamak durumunda kalmıştı… Daha sonra Arap Baharı ile Mısır dahil Arap dünyasının hangi felaketlere düçar oldukları meydanda.

Ama bunların hiçbirinden ders çıkarmadığı anlaşılan Arap Birliği’nin bugünkü genel sekreteri Ahmed Ebu Ghaith, Türkiye’ye nasihat vermeye kalkıyor. Münih Güvenlik konferansında yaptığı konuşmada, lastik gibi her yere çekilen laflarla Türkiye’nin Afrin harekâtını eleştirerek, (Komşu Suriye topraklarını işgal ettiğimizin idrakinde olmamız gerektiği) gibi saçma sapan ifadelerde bulunuyor… Lakin aynı şekilde hak ettiği cevabı Mevlüt Çavuşoğlu’ndan alıyor. Türkiye’nin kendi sınır güvenliğini korumak üzere, uluslararası hukuk ve BM Şartı hükümlerine göre meşru bir harekât yürüttüğünü hatırlattıktan sonra şu okkalı sözleri yüzüne haykırdı; “Sizin sisteminizden bahsediyorsunuz. Sisteminiz bir üye ülkenizin liderinin yarım milyon insanı öldürmesini, kimyasal silah kullanmasını da önleyecek kadar güçlü olsa keşke…” (Türkiye)

PAYLAŞIN:
Yrd. Doç. Dr. İsmail Kapan, Yeni Yüzyıl Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanıdır. 1956 yılında Malatya’nın Pütürge ilçesine doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans; aynı üniversitenin İktisat Fakültesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme Anabilim Dalında Yüksek Lisans ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde de doktora eğitimini tamamladı. 1978 yılında köşe yazarı olarak profesyonel gazetecilik hayatına başlayan Kapan, aynı meslekte yazı işleri müdürü, sorumlu müdür, genel yayın müdürü ve genel koordinatör olarak uzun yıllar yöneticilik görevlerinde de bulundu. Askerlik görevinden sonra, bir süre avukat ve hukuk müşaviri olarak serbest çalışan İsmail Kapan, tekrar gazetecilik mesleğine döndü. 1993 yılında İhlas Haber Ajansı’nı (İHA) kurdu ve bir buçuk yıl süre ile genel müdürlüğünü yaptı. Kapan, köşe yazarlığının yanı sıra 1993 yılından beri görsel medya alanında da çalışmalarını devam ettirmektedir. İsmail Kapan, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Konseyi Yüksek Kurul üyesidir.