Sefaletten Beslenenler

Türkiye ne yapıyor? Güneydoğu sınırlarını kuşatmaya girişen bir tehdide karşı savunma hareketi yapıyor ve bu durum bölgede ABD siyasetine tabi olmaktan çıkıp bağımsız bir siyaset izlemeyi gerektiriyor. Eğer müdahale sınır ötesinden başlamazsa yakın gelecekte içeriden başlayacağından herkes hemfikir. ABD’nin ve vekâletinde olan terör çetelerinin bundan rahatsız olması anlaşılabilir bir şeydir ama içeride bazı sefaletten beslenenlere ne oluyor?

Bazı insanlar düştükleri yerden kalkmak istemezler, yerde yatmak onlara daha rahat gelir. Bunu anlamak mümkündür ama bazıları var ki zabıtaya yakalandıklarında üzerinde servet çıkan dilenciye benziyorlar. Dışarıda sefalet ve geri kalmışlık edebiyatı yapar içeride kendilerine özel bohem hayatı yaşamayı sürdürdüler. Sefalet algısı satarlar, bundan beslendikçe semirirler bu onların illetidir.

Kendileri müdahaleci olan bu tipler sefalete ve başkalarının insafına terk edilmeyi tek çıkar yol olarak millete dayatanlar kendilerine benzememek, ayağa kalkmak için yeni bir yol arayan mazlumları hadsizlik ve hayalperestlik ile suçlarlar.

Mazlumların ayağa kalkma çabasından dolayı, Batı’nın işinin zorlaştığı, emperyalist siyasetin etkisinin zayıfladığı zor bir döneme girildi. Huntington’un deyimiyle: “Bir sesin azalarak kaybolması gibi artık gerilemekte olan Sömürgeci Batı, dünyanın merkezi olma gücünü gelecek yüzyıla kadar kaybedecektir. Doğu Asya’ya giderseniz geleceğin nerede yattığını size söyleyecektir…”

Doğu’ya kaymakta olan bir gelecek Batı’nın işini zorlaştırmakta ama Doğu’yu hâlen sömürülebilir görmek isteyen içerideki sefalet bekçileri beslenme alanlarını kaybetme endişesinin getirdiği panikle saldırmaktadırlar. Maruz kaldığı talan ve katliamlardan bizar olmuş Doğu’nun ayağa kalkmak için verdiği mücadele sömürgecilerden çok bunları rahatsız ediyor.

Vedat Bilgin’in dediği gibi: “Daha 20. yüzyılın başında koca bir imparatorluğu kaybetmiş bulunan Türkiye, yaklaşık yüz yıl boyunca Batı’nın muhtelif kurumları içinde fakat hep edilgen, bağımlılık ilişkileri içinde yaşadıktan sonra, bu konuma razı olmayacağını takip ettiği siyasetle ortaya koymuş bulunmaktadır…”

Sancılı bir dönemden geçiyoruz, İslam dünyası işgalci zorbalıklara direniyor. Bu direnişten rahatsız olanlar sadece işgalciler değil. İşgalcilerin zulümlerini görmezden gelmekle kalmayıp zulmü meşrulaştırmakla görevli köleleştirilmiş sömürge hizmetkârları, Türkiye’nin bu hamleyi başaracak gücü olmadığını vurgulayan, mazlumu zalime şikâyet eden “Köle ruhlu aptallar” da rahatsız.

Telaşları boşuna değil, Batılıları korkutan şey, Türkiye’nin, tarihsel dinamiklerini sahada harekete geçirmeye başlaması. Menbiç’ten parmak sallayan ABD’nin tavır değiştirip son olarak “Menbiç’i bölüşelim” teklifi bu telaşın faturasıdır.

“El atına binen çabuk iner” hesabı paralı askerlere emanet edilen “Amerikan rüyası” kâbusa dönerken, müttefiklerde(!) emanet kalmaktan yorulan, bıkan coğrafya ayağa kalkıyor… (Türkiye)

PAYLAŞIN:
1950 Erzincan doğumlu olan Gazeteci-Yazar Hikmet Köksal Atatürk Üniversitesi İşletme fakültesini 1975 yılında bitirdi. 1979 yılında basın iş kolunda çalışmaya başladı ve bu tarihten itibaren Türkiye Gazetesinin Erzincan, Erzurum, Samsun ve İzmir Bölge müdürlüklerinde bulundu. Türkiye Gazetesinde köşe yazıları yayınlamakla birlikte, iş ve sosyal hayatta başarılı olmak üzerine dergilerde makaleleri ve kitapları yayınlandı. Eğitim Kurumlarında, kamu ve özel iş yerlerinde verdiği seminerlerde öğrenci, yönetici ve çalışanlarla tecrübelerini paylaştı. Erzincan ERT-TV’de “Açık Kürsü” Programını yaptı. Yurt içinde birçok dergi, yerel Gündem 24 Gazetesinde köşe yazıları ve makaleleri yayınlandı. Halen Türkiye Gazetesinde “Yerel Pencere” başlığı altında köşe yazıları hazırlamaya devam ediyor.