Rakka, Menbiç, 6. Filo…

Türkiye ile ABD arasında bugün, Washington’da Suriye ile ilgili ortak komite toplantısı yapılacak. Amerikan Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın Ankara ziyareti sırasında, Suriye; Irak ve FETÖ ile mücadele konularında, üç tane ortak komite kurulması kararlaştırılmıştı. İşte bu birincisi… Ancak, Tillerson’un Türkiye’de yaptığı uzun görüşmelerden bu yana, ABD cenahında değişen bir şey yok. Yani eski tas eski hamam! Amerika, hem ikili ittifak ilişkilerinin ruhuna taban tabana zıt hem de uluslararası hukuka açıkça aykırı hatalarını sürdürmekte ısrar ediyor.

Bakınız BM Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Raporuna göre, 2017 yılında ABD’nin başını çektiği Koalisyonun; sözüm ona DEAŞ’la mücadele için Rakka’ya yaptığı yaklaşık 150 hava saldırısında, çoğu çocuk yüzlerce sivil öldürülmüş. Bunun yanında aynı raporda, ABD’nin desteklediği PYD/YPG terör örgütüne, kılıf olarak uydurduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’nin, 13 – 14 yaşlarındaki kız ve erkek çocuklarını ve yetişkin erkekleri zorla silahaltına aldığı resmen kayıtlara geçirilmiş. Lakin en baştan beri terör örgütüne alenen destek veren, onu silahlandırarak âdeta bir orduya dönüştüren ABD, bu uluslararası hukuk ve müttefiklik ahlakına aykırı tutumunu, bütün ikaz ve itirazlara rağmen sürdüren ABD hiç tınmıyor. Zira kendine göre bir strateji izliyor ve başka hiçbir değer ve hükmü takmıyor. Bu son derece açık ve net…

ABD siyasi ahlak açısından bu derece kötü sınav verince neler oluyor peki? Mesela ABD’nin güya DEAŞ’a karşı modern silahlarla donattığı PYD/YPG’li teröristler, Türk ordusuna karşı savaşmak üzere Menbiç’ten Afrin’e intikal ediyor… Üstüne üstlük ABD, bu durumu kendisi için üzüntü ve sıkıntı kaynağı olarak açıklıyor. Neymiş, Afrin’de sıkışan terör örgütüne destek için kuvvet kaydırılınca, DEAŞ’a karşı mücadele zayıflıyormuş, hatta durma noktasına gelmiş!..

Oysa daha önce ABD cenahından hangi açıklama yapılmıştı? Şayet PYD Menbiç’ten Afrin’e militan gönderirse, desteği kesecekti… Daha sonra çevir kazı yanmasın kabilinden bir ilave açıklama yapılmıştı. Yani SDG’nin tamamından değil de, Menbiç’te ve diğer yerlerde cepheyi terk edenlere destek verilmeyecekti…

Anlayacağınız ABD’nin Suriye siyasetinin her tarafı dökülüyor. Fakat kendisi büyük devlet ya, başkası ne derse desin bildiğini okumaya devam ediyor. Elbette buradan doğacak sonuçlara da katlanacaktır. Daha önce PYD/YPG’yi Menbiç’ten çıkarma sözü veren ve bu sözünü çabucak unutan ABD, şimdi pişkin bir üslupla, Türkiye’nin Afrin’e yönelik Zeytin Dalı Harekâtı’nı, DEAŞ’la mücadeleyi zayıflatıyor diye eleştirerek kendi yanlışlarını örtbas etmeye çalışıyor.

Ama bu laflara karnımız tok. Yalan ve samimiyetsizlik üzerine kurulu politikalara göz yummamızı kimse beklemiyor herhâlde… Bunu Cumhurbaşkanı Erdoğan son günlerdeki konuşmalarında çok keskin ifadelerle dile getiriyor. Verilen sözlerin tutulmaması elbette not ediliyor. Oyalama politikalarına karşı kesinlikle tolerans gösterilmeyecek. Söylenenlere değil, yapılanlara bakılarak gerekli adımlar atılacak elbet.

Mesela Türkiye ABD’den, Menbiç’ten Afrin’e, terör örgütü unsurlarının kaydırılmasına mani olmasını istiyor. Öyle ya, ABD, PYD/YPG’nin ortağı değil mi? ABD ne yapıyor peki? Terör örgütü elebaşına “general” payesini vererek desteklemeye devam edeceğini söylüyor. Bu tutum içindeki ABD ile neyi, nasıl müzakere edeceksiniz? Veya bu müzakerelerden olumlu bir sonuç çıkabilir mi? Besbelli ABD, Türkiye’yi olabildiği kadar oyalamaya çalışıyor. Zira Türkiye’nin Zeytin Dalı Harekâtı için harcayacağı süreyi, kendisi açısından Suriye’de kök salmak için bir fırsat addediyor. Evet, burası çok açık ve net… Hâl böyle olunca bugün Washington’da yapılacak ortak komite toplantısından dişe dokunur bir sonuç beklemek fazla iyimserlik olur. Irak ve FETÖ ile mücadele komitelerinin ne zaman toplanacağı da henüz belli değil.

Bu arada Doğu Akdeniz’de yeni bir çıbanbaşı ortaya çıktı. Münhasır ekonomik bölgede, mevcut rejime ve uluslararası hukuk kurallarına aykırı olarak petrol ve doğalgaz araması yapmak isteyen İtalyan Eni firmasının gemisi, Türk Deniz Kuvvetleri tarafından engellenince çalışmayı durdurup arama işinden vazgeçti biliyorsunuz. Ancak bu defa, Amerikan Rockfeller firmasının bir gemisi aynı bölgede arama yapmaya geliyormuş ve söylentilere göre ABD 6. Filosu da ona koruma yapacakmış…

Bu konu hem Başbakan Binali Yıldırım’a hem de Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’a soruldu. Her ikisinin de verdiği cevap aynı tabiatıyla. Öncelikle Türkiye’nin istediği ve beklediği şey, Doğu Akdeniz’de mevcut anlaşma hükümleri ve uluslararası hukuk prensipleri çerçevesinde; ihtilafların değil, uzlaşmanın hâkim olması. Petrol arama faaliyetlerinin de bütün paydaşların yararına ve adil biçimde yürütülmesi.

Aksi hâlde Türkiye kendi menfaatlerini haleldar edecek her türlü gelişme ve duruma karşı, gerekli gördüğü adımları atmaktan çekinmeyecektir. Yani 6. Filo veya herhangi bir başka güçle kimse bize gözdağı vermeye kalkışmasın ve Türkiye’yi sınamak gibi bir yanlışa da düşmesin!.. Açıkçası, ABD’nin Suriye’de ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye karşı böyle bir hata yapmayacağını düşünüyorum. (Türkiye)

PAYLAŞIN:
Yrd. Doç. Dr. İsmail Kapan, Yeni Yüzyıl Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanıdır. 1956 yılında Malatya’nın Pütürge ilçesine doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans; aynı üniversitenin İktisat Fakültesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme Anabilim Dalında Yüksek Lisans ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde de doktora eğitimini tamamladı. 1978 yılında köşe yazarı olarak profesyonel gazetecilik hayatına başlayan Kapan, aynı meslekte yazı işleri müdürü, sorumlu müdür, genel yayın müdürü ve genel koordinatör olarak uzun yıllar yöneticilik görevlerinde de bulundu. Askerlik görevinden sonra, bir süre avukat ve hukuk müşaviri olarak serbest çalışan İsmail Kapan, tekrar gazetecilik mesleğine döndü. 1993 yılında İhlas Haber Ajansı’nı (İHA) kurdu ve bir buçuk yıl süre ile genel müdürlüğünü yaptı. Kapan, köşe yazarlığının yanı sıra 1993 yılından beri görsel medya alanında da çalışmalarını devam ettirmektedir. İsmail Kapan, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Konseyi Yüksek Kurul üyesidir.