Rusya-Batı Gerilimi

İki Rus vatandaşının İngiltere’de sinir gazıyla zehirlenmesinden sonra bu ülke ile Rusya arasında başlayan kriz dalga dalga başka ülkelere de yayıldı. Birçok AB ülkesi ve ABD bazı Rus diplomatları ülkelerinden sınır dışı ediyor. Rusya da, diplomasideki “mütekabiliyet” ilkesi gereğince aynı şekilde karşılık veriyor. Moskova’nın son hamlesi, ülkenin ikinci büyük şehri, Çarlık başkenti ve Putin’in “memleketi” olan St. Petersburg’daki ABD Başkonsolosluğunun kapatılacağını açıklamak oldu.

Uluslararası ilişkiler ve strateji uzmanları hâlihazırdaki durumu “Soğuk Savaş”a benzetiyorlar. Hatta BM Genel Sekreteri Antonio Guterres bile iki gün evvel yaptığı açıklamada Rusya ile Batılı ülkeler arasında “yeni bir Soğuk Savaş’ın gelişmekte olduğunu” savundu.

Soğuk Savaş dönemi, uluslararası ilişkilerde aşağı yukarı 1947’den 1990’a kadar devam eden zaman dilimine verilen özel bir addır. Bu dönemin başlıca üç temel özelliği bulunmaktaydı. Birincisi, ABD liderliğindeki Batı ile o zamanki adıyla SSCB liderliğindeki Doğu arasında ideolojik bloklaşma. İkincisi, her iki tarafın da nükleer silahları birbirlerine karşı bir caydırıcılık aracı olarak bulundurmaları. Üçüncüsü dünyanın dört bir yanında birbirleriyle “vekalet savaşları” yürütmeleri. Taraflar birbirleriyle hiç sıcak çatışmaya girmediler. Fakat birbirlerine karşı destekledikleri ülkelerin ya da silahlı grupların dâhil olduğu savaşlarda milyonlarca insan hayatını kaybetti. Dünya neredeyse yarım yüzyıl boyunca iki kutuplu düzenin esiri oldu.

Bugün Batı ile Rusya arasında yaşananlarla Soğuk Savaş esnasındaki Batı-Doğu mücadelesi arasında elbette benzerlikler kurulabilir. O zaman da “casus savaşları” vardı. O dönemde de, ülkeler birbirlerinin diplomatlarını sınır dışı ediyorlardı. Fazlası da vardı: Varşova Paktı ülkelerinden kaçan sanatçılar, sporcular, siyasetçiler Batılı ülkelere sığınırlar, Batı da bunu güzel propaganda malzemelerine dönüştürürdü. Aynı şekilde Batı’dan “kaçan”ların da Doğu Bloku ülkelerine gitmesi ve oralardan Batı’yı eleştirmesi Moskova’nın öncelikleri arasındaydı. Özgür Avrupa Radyosu, Amerika’nın Sesi gibi radyo istasyonları dünyanın tüm lisanlarında SSCB’yi ve komünizmi hedef alan, liberalizmi/kapitalizmi yücelten yayınlar yaparlardı. SSCB de, Bizim Radyo üzerinden sabahtan akşama Batı’yı topa tutardı. Edebiyatta, sinemada hatta sporda bu ideolojik mücadelenin yansımalarını görmek mümkündü. Olimpiyat oyunlarında, ABD’nin mi SSCB’nin mi daha çok altın madalya kazanacağı taraflar açısından bir gurur meselesi yapılırdı. Hele bu iki ülke bir müsabakada karşılaşırsa, neredeyse savaş, spor sahasında yaşanacak gibi bir hava eserdi.

Bunun nasıl bir atmosfer olduğunu hatırlamak için yaşı müsait olan okuyucularımız hafızalarını yoklayıp Rocky 4 filmini gözlerinin önüne getirsinler. Rocky, Sovyet boksör Ivan Drago’yu Moskova’da yeniyor. “İtalyan aygırı”nın üzerinde ABD bayrağından bir boksör şortu var. Drago ise, orak-çekiç logolu kırmızı-sarı şort giymiş. Drago’yu yere seren Rocky, ABD bayrağını omuzlarına sararken, müsabakayı izleyen SSCB Komünist Partisi Politbüro üyeleri onu ayakta alkışlıyorlar. Filmin yapım yılı 1985. Mikhail Gorbachev henüz Ronald Reagan ile meşhur Cenevre Zirvesi’nde bir araya gelmemiş. Sovyetler Afganistan işgalini sürdürüyor. Yani Soğuk Savaş tüm hızıyla sürmekteydi ve Hollywood da bu iklimden nemalandığı filmler yapmaya devam ediyordu…

Soğuk Savaş’ın bu özelliklerini dikkate aldığımızda, Batı ile Rusya arasındaki gerilimin henüz “soğuk savaş” mertebesinden epey uzak olduğunu söylemek mümkün. Herhâlde bugün hiçbirimiz tarafların birbirlerine nükleer silahlarla saldırabileceklerini düşünmüyoruz. Batı’nın da Rusya’nın da herhangi bir ideolojik mücadele yürüttüğünü de söylemek mümkün değil. En önemlisi İngiltere ve ABD ile birlikte hareket eden Rusya karşıtı blok karşısında, Rusya yanlısı ve Batı karşıtı bir bloktan söz etmek mümkün değil.

Belki hepsinden önemlisi, Soğuk Savaş yıllarında kayda değer bir küresel güç addedilmeyen Çin Halk Cumhuriyeti, bugün tüm dengeleri değiştirebilecek imkân ve kabiliyetlere dönüşmüş bir devlet mertebesine erişmiş durumda. Batı ile Rusya arasındaki gerilimin geleceğinde Çin’in belirleyici bir rol oynayabileceğini söyleyenler dahi var.

Son olarak, Soğuk Savaş sonrası dönemde küreselleşen çok-uluslu sermaye gruplarının Batı-Rusya geriliminden çıkar sağlama peşinde olup olmadıkları da hesap yapılırken dikkate alınmalı… (Türkiye)

PAYLAŞIN:
Şu anda Kemerburgaz Üniversitesi Rektörü olan Çağrı Erhan, 1993’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Aynı üniversitede, 1996’da uluslararası ilişkiler yüksek lisansını, “Türk-Amerikan İlişkilerinde Afyon Sorunu” başlıklı tezi savunarak tamamladı. 2000 yılında da, “Osmanlı-Amerikan Siyasi İlişkileri” başlıklı teziyle, Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümünde doktor unvanını aldı. 2003’te siyasi tarih doçenti oldu. 2009 yılnda profesör oldu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler ve Hukuk Fakülteleri ile TOBB ETÜ’de, “Osmanlı Diplomasi Tarihi”, “Türk-Amerikan İlişkileri”, “Siyasi Tarih”, “Uygarlık Tarihi”, “NATO” ve “Amerikan Diplomasi Tarihi” derslerini vermektedir. 2002′den itibaren, Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi (SAREM) Yürütme Kurulu, Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Yayın Kurulu, Türk Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu, Tarih Yazıcılığı’nın Avrupa Boyutu Projesi Ulusal Komitesi, Avrupa Konseyi Tarih Eğitimi Projesi Yönetim Kurulu, Uluslararası Siyasi ve Ekonomik İlişkiler Merkezi Merkez Kurulu üyeliklerinde bulunan Çağrı Erhan, Uluslararası İlişkiler Dergisi ve Ankara Avrupa Çalışmaları dergilerinin kurucu editörlerindendir. Çağrı Erhan, Ekim 2000-Kasım 2003 arasında Ankara Üniversitesi Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi müdür yardımcılığı görevini yapmıştır. Aralık 2005′te aynı merkeze müdür olarak atanmıştır. Şubat-Kasım 2008′de Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcılığı görevini yürütmüştür. Ocak 2009′da profesör olmuştur. Halen Mülkiye’de Ortadoğu, Osmanlı Diplomasi Tarihi, ABD Dış Politikası, NATO ve TOBB ETÜ’de Siyasi Tarih dersleri vermektedir.