Doğu Akdeniz Isınıyor ve Türkiye Her Türlü Tedbiri Aldı

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yıllardır tüm dünyaya çağrı yapmakta. Suriye’de kimyasal silahlar maalesef ilk defa Doğu Guta’da kullanılmadı. En başta çocuklar olmak üzere binlerce Suriyeli masum sivil Suriye’deki faşist Baas Rejimi’nin kuklası olan diktatör Esed’in kimyasal silahları bile kullanmaktan çekinmeyecek bir cani olması nedeniyle katledildiler. Dünya bugüne kadar tüm bu katliamlara karşı gereken tepkiyi vermedi.

ABD ya da Avrupa Birliği sadece konuşmak ile yetindiler. Türkiye’nin Suriye topraklarında teröre karşı topyekün mücadelesi olmasa bugün sadece diktatör Esed değil aynı zamanda DAEŞ’de hala insanları katletmeye devam ediyordu. Sözde “DAEŞ’e karşı uluslararası koalisyon” değil Türkiye bitirdi DAEŞ belasını. Yine ne ABD ne AB ne de başka bir ülke değil Türkiye’nin Suriye’deki kararlı tavrı titretmekte ve korkutmakta faşist Baas Rejimini. Suriye’de bu faşist Baas Rejimi ve onun kuklası diktatör Esed varlığını sürdürdükçe Suriye barışa ve huzura kavuşamayacak.

Suriye’de teröre karşı mücadele eden Türkiye bu mücadelesinin başarısı için işbirliği yaptığı Rusya ve İran’a da bu gerçeği her bulduğu fırsatta dile getirmekte. Rusya’nın ve Putin’in de süper güçler rekabeti nedeniyle Akdeniz’de en önemli üslerinin olduğu ve bu nedenle yitiremeyeceği Suriye’de faşist Baas Rejimi ve kuklası Esed yüzünden yaşananlardan memnun olmadığı kesin.

Ancak ne oldu da birden ABD ve Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’de çıkarları için işbirliği yaptığı bazı ülkeler birden hiç beklenmedik bir askeri güçle harekete geçti. Doğu Guta’da kimyasal saldırı düzenlendiği haberleri mi acaba gerçekten buna neden oldu? İşte buna inanmak çok güç! Savaş ve barış konusunda çok duyarlı olan AB kamuoyunun bu son gelişmeleri sorgulamasında yarar var.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yıllardır defalarca çağrı yaptı “gelin birlikte müdahale edelim ve kimyasal silah kullanımını engelleyelim ve de Suriye’de tüm bu havadan yapılan saldırılara karşı birlikte koruduğumuz Suriye topraklarında insanların hiç değilse canını kurtaralım” diye. Nedense ABD en başta olmak üzere diğer tüm ülkeler de kayıtsız kaldılar. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu çağrısını defalarca görüştüğü ABD eski Başkanı Obama’ya ve ardından yeni Başkan Trump’a dile getirdi. “Kıllarını bile kıpırdatmadılar”.

Şimdi ise ABD Donanmasından yapılan yazılı bir açıklamada, “USS Harry Truman” uçak gemisinin beraberindeki gemilerle dün Norfolk limanından demir alacağı ve ABD’nin 5 ile 6’ncı filo bölgelerinde görev icra etmek üzere yola çıkacağı ifade edildi. Açıklamada, uçak gemisine güdümlü füze kruvazörü “USS Normandy”nin yanı sıra güdümlü füze destroyerleri “USS Arleigh Burke”, “USS Bulkeley”, “USS Forrest Sherman” ve “USS Farragut”un eşlik edileceği belirtildi. “USS Jason Dunham” ve “USS The Sullivans” destroyerlerinin de daha sonra gruba dahil olacağı belirtildi. Yani ABD dün büyük bir askeri gücü harekete geçirdi.

6 bin 500 personel ve Birinci Hava Kol Komutanlığına bağlı savaş uçakları ile yola çıkan gemi grubuna bir süre Alman Fırkateyni FGS Hessen’in de eşlik edeceğini de öğrendik.

Rusya’da Doğu Akdeniz’de savaş gemileri ve uçakları ile “alarm” durumunda. Doğu Akdeniz’i “kendi deniziymiş gibi” görmeye meraklı ve sürekli sorunlar yaratan İsrail’i de unutmamak gerekiyor. Fransa’da bölgeye yönelik yoğun temaslarını sürdürmekte ve bölgede daha aktif bir askeri rol oynama hazırlığında. İngiltere ise zaten Kıbrıs adasındaki üsleri ve uçakları ile bu bölgede her han hazır bulunmakta.

Doğu Akdeniz bir kaç güne kadar çok ısınacak. ABD’nin amacı sadece Suriye’de son kimyasal saldırı nedeniyle Esed’e müdahale etmek mi? Yoksa sorun Rusya mı? Rusya’nın bölgede usta politikalarla oluşturduğu ittifaklar ABD’yi ve müttefiklerini epeydir rahatsız etmekteydi. Artık müdahale ederek Rusya’nın gücünü azaltmak mı hedeflenmekte? İngiltere’deki hala bir muamma olan Rusya ile yaşanan ve başka ülkelerin de katılımıyla derinleşen “ajan krizi” de unutulmamalı. Suriye üzerinden hedef Rusya ve İran mı? Hatta “Türkiye mi” diye sormaya dilim varmıyor ama NATO müttefiklerimize bu konuda güvenmek zor.

ABD’nin savaş gemileri ile doldurmakta olduğu Doğu Akdeniz’de tek hedefi Suriye ile sınırlı değil de aynı zamanda Kıbrıs çevresindeki enerji kaynakları da olabilir mi? Bu konuda da şüpheler var.

Kısacası bölge çok ısınıyor. Türkiye kamuoyu gelişmeleri dikkatle izliyor. Meselenin sadece Suriye’de kimyasal silahlara hedef olan insanlara destek olmadığı açık ve net. Türkiye kamuoyu artık uyanık. Türkiye de tüm gelişmeleri dikkatle izliyor. Türkiye ve KKTC, Doğu Akdeniz’de çıkarlarına zarar verdirmemeye kararlılar.

Bu nedenle özellikle Avrupalı dostlarımızın Türkiye’nin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar,’ın ”Ege ve Doğu Akdeniz’de bir oldu bittiye de asla izin verilmeyecek. Bunun için gerekli her türlü tedbir kararlılıkla alınmaktadır.” sözlerini dikkate almalarında yarar var. Türkiye bu konuda çok kararlı olduğunu son haftalarda kanıtladı. Gerektiğinde tekrar kanıtlamaktan kesinlikle çekinmeyecektir.

Bu nedenle ben Genelkurmay Başkanı Akar’ın diğer sözlerini de paylaşmakta yarar görmekteyim: “Zeytin Dalı Harekatı kapsamında, icra edilen tüm faaliyetler, hem askeri hem insani değerler anlamında diğer dünya ülkelerine örnek olacak bir şekilde, BM kararları doğrultusunda, kullanılan silah ve mühimmat dahil uluslararası hukuka ve terörle mücadele esaslarına uygun, Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olarak sürdürülüyor.” Sivil/masum kişiler ile çevre, tarihi eserler ve kültürel yapılar, Türk Silahlı Kuvvetleri için dokunulmazdır. Bölgede yaşayan sivillerin can ve mal emniyetinin sağlanması için gereken her türlü tedbir alınmaktadır. Bundan sonra da huzur ve güven ortamının korunması konusunda asla taviz verilmeyecektir.” diyerek Türkiye’nin Suriye politikasını ve Doğu Akdeniz hassasiyetini kısaca özetlemiş oldu.

İnşallah Doğu Akdeniz sadece ısınmakla kalır ve hiç birimizin istemediği gelişmeleri yaşamak zorunda kalmayız. (Türkiye)

PAYLAŞIN:
Türk kökenli Alman politikacı Ozan Ceyhun, Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD)’den 4. ve 5. Dönem Avrupa Parlamentosu Milletvekilliği yaptı. SPD parti sözcülüğü ve Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girme sürecinde delegelik yaptı. Halen Almanya ve Brüksel’de partisi adına çalışmalar yürütmekte. Ayrıca AB İçişleri ve Adalet Politikaları alanında danışman olarak hizmet etmekte. 1979’de Boğaziçi Lisesi’nden mezun olan Ozan Ceyhun, İstanbul’da büyüdü. Hacettepe Üniversitesi’nde Alman Dili ve Edebiyatı okurken cunta nedeniyle okuldan ayrıldı. 1980 darbesinde Avusturya’ya 1982 yılında ise Almanya’ya gitti. Almanya’da sosyal pedagog olarak eğitimini tamamladı. 1986 yılında Alman Yeşiller Partisi’ne üye oldu ve aktif çalışmalarda bulundu. Ağırlık noktası Almanya’da yabancılar ve mültecilerin durumları idi. 1992 ve 1998 yılları arasında Hessen Sosyal Bakanlığı’nda çalıştı. 1998 ile 2000 yılları arasında Yeşilller Partisi Almanya (Die Grünen) adına Avrupa Parlamentosu’nda görev aldı. Bu görevi 2000 yılında SPD’ye geçtikten sonra da 2004 yılına kadar devam etti.