BÖLGESEL ANALİZLERORTA DOĞU / AFRİKASİZDEN GELENLERTÜRKİYE

Sadabat’tan Bağdat’a Türk Dış Politikasında Ortadoğu

Sadabat Paktı ve Bağdat Paktı… İlki, işleyen bir güvenlik mekanizmasına dönüşememiştir ve Paktın sadece tarihi varlığının bilinmesi haricinde üzerinde pek durulmamıştır. İkincisi ise, dönemin şartlarının da etkisi ile çok girift bir sürece sahip olmuş ve Sadabat Paktı’na kıyasla çok daha fazla incelenmiş ve tartışıla gelmiştir.

İki farklı dönemde, her iki Pakta üye olan ülkelere baktığımızda, her iki Paktta yer alan ülkeler; Türkiye, İran ve Irak’tır. Sadece Sadabat Paktı’na üye olan ülke Afganistan ve sadece Bağdat Paktı’na üye olan ülkeler Pakistan ve İngiltere’dir. İngiltere’nin bölgenin asli unsuru olmadığı dikkate alınarak diğer ülkelere bakılırsa, Türkiye, Irak, İran, Afganistan ve Pakistan hattındaki coğrafi bağın, çeşitli dönem ve şekillerde tarihe de yansıdığı/yansıttırıldığı görülmektedir. Bu husus hakkında özellikle iki dönem ciddi ipuçları vermektedir. İlki, ilerleyen bölümlerde de görüleceği üzere, Bağdat Paktı’nın ortadan kaldıran, Temmuz 1958’de Irak’ta ordunun yönetime el koymasıdır.  Ardından Ekim 1958’de Pakistan’da hükümet ordu tarafından düşürülmüştür. Mayıs 1960’da ise, Türkiye’de ordu yönetime el koymuştur.

Zikredilen hat üzerindeki ikinci dikkate değer dönem, 1970’lerin ikinci yarısıdır. 1977’de, Pakistan’da, General Ziya ül Hak, seçimle gelen Ali Butto’yu askeri darbe ile devirmiştir. 1979’da İran’da İslam Devrimi gerçekleştirilmiştir. Aynı yıl Irak, İran’a savaş açmış ve yine aynı yıl Brejnev’in emriyle Afganistan’a asker gönderilmeye başlanmıştır. 1980’de ise yine Türkiye’de ordu yönetime el koymuştur.

Bütün bu gelişmeler belli bir plan dâhilinde mi gerçekleşmiştir yoksa coğrafik, kültürel ve tarihsel bağların tabii bir tezahürü müdür? Bu çalışmanın amacı, iki dönemdeki bu gelişmeler neticesinde bu sorulara cevap arayan çeşitli teoriler ortaya koymak değildir. Verilen iki dönem, üye ülkeler arasındaki tartışmaya açık bağı ortaya koymaktır. Onun haricinde bu çalışmanın amacı, Sabadat Paktı ve Bağdat Paktı özelinde Türk dış politikasında Ortadoğu ekseninde yaşanan gelişmeleri ve bu gelişmeler sonucunda Türkiye’nin ve Türk dış politikasının ne şekilde etkilendiğini açıklamaktır.

Sadabat Paktı ve Sıfır Sorun Politikası

İtalya’nın Habeşistan’ı (Etiyopya) 3 Ekim 1935’ten itibaren işgal etmeye başlaması, Sadabat Paktı’na üye olacak olan devletleri birbirlerine yaklaştıran bir süreç olmuştur. Dolayısıyla Türkiye, İran ve Irak arasında Cenevre’de bölgesel bir pakt kurulmasına dair sözleşme taslağının paraflanmasının bu tarihten yalnızca bir gün önce gerçekleşmesi İtalyan tehdidinin bir göstergesi olarak algılanabilir.(1)

Ancak Irak ve İran arasında özellikle 1930’lardan itibaren tırmanan sınır anlaşmazlığı, böylesi bir taslağın hayata geçmesi için olumsuz bir durum teşkil etmiştir. Lakin 1937 yılında Türkiye’nin arabuluculuğu ile iki devlet bir sınır anlaşması imzalamışlardır.(2) Türkiye’nin arabulucu bir konumda yer alması 21. yüzyılda Türkiye’nin bölgede almak/kazanmak istediği konumun tarihsel izdüşümü olarak kabul edilmelidir.

Temelleri Cenevre’de atılan, kolektif bir savunma sisteminin oluşturulması fikri, sınır meselelerinin aşılmasının ardından, Afganistan’a da önerilmiş ve Ortadoğu’da ilk kez komşu ve Müslüman ülkeler bir işbirliği ve saldırmazlık antlaşması olan Sadabat Paktı’nı(3) 8 Temmuz 1937’de Tahran’ın Sadabat Sarayı’nda imzalamışlardır. Üyeler böylece, birbirlerinin içişlerine karışmamayı, ortak sınırlara saygı gösterilmesini ve birbirlerine karşı herhangi bir saldırıya girişilmemesini taahhüt etmişlerdir.

Değinildiği üzere, Ortadoğu’da komşu ve Müslüman ülkelerin bu şekilde bir araya gelişi, Ortadoğu tarihi açısından bir ilktir. Dolayısıyla Pakt, “modern Ortadoğu’nun ilk bölgesel ittifakı”dır.(4)

İran, Irak ve Afganistan’ın Sadabat Paktı’na katılma nedenleri genel olarak birbirine benzemektedir. Her üç devlet de iktidarı yeni elde etmiş olan elitler rejimlerini yerleştirmek ve güçlendirmek için dışarıda komşuları ile iyi ilişkiler kurma temelinde bir dış politika izlemişler ve bunun neticesinde Sabadat Paktı’nı iyi bir fırsat olarak görmüşlerdir.(5) Ancak Türkiye için böylesi bir durum söz konusu değildir. Zira Türkiye özelinde bir meşruiyet eksikliği söz konusu değildir. Aksine arabuluculuk sürecinde de görüldüğü üzere, böylesi bir adım Türkiye’nin özgüvenini ortaya koymaktadır. Ancak Pakt işleyen bir güvenlik mekanizmasına dönüştürülememiştir. Bununla birlikte, ele alınan dönemde Türkiye’nin özgüveni yalnızca Ortadoğu bölgesi için söz konusu olmamıştır. Zira Sadabat Paktı’ndan üç yıl önce de Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya arasında 9 Şubat 1934’te Balkan Antantı imzalanmıştır.

Bu nedenlerle resmin bütününe bakıldığında, Türkmen’in ifadesi ile; “görüldüğü gibi, Atatürk Devri’nin Ortadoğu politikası ile bugünkü Ortadoğu politikası arasındaki ortak noktalar çoktur. O zaman da komşularla sıfır sorun politikası güdülüyordu, fakat bu bir slogan şeklinde ifade edilmiyordu.”(6)

Bağdat Paktı ve Ortadoğu’nun Üçe Bölünmesi

Bağdat Paktı’ndan önce 1950 ve 1952 yılları arasında, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa ve Türkiye’nin desteği ile İngiltere tarafından başlatılan iki Ortadoğu savunma önerisi Ortadoğu ülkeleri tarafından kabul edilmeyip başarısız olmuştur.(7)

II. Dünya Savaşı’nın ardından iki kutuplu sistemde tercihini Batı’dan yana kullanan Türkiye, Batı için Sovyetler karşısında özellikle Ortadoğu bölgesi için önemli bir aktör olmuştur. Önce İngiltere’nin ardından da Amerika’nın Türkiye’ye yönelik destekleri, bölgede işleri kolaylaştırmak amacıyladır.

Bağdat Paktı’na giden sürecin, 1953’de başladığını söylemek mümkündür. ABD’de 1953 yılında Eisenhower’ın başkan seçilmesinin ardından, Dışişleri Bakanı John Foster Dulles 11–28 Mayıs 1953 tarihlerinde 11 bölge ülkesini ve 26–27 Mayıs’ta da Türkiye’yi ziyaret etmiştir.

Dulles, bu ziyaretlerin ardından 1 Temmuz 1953’te Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Kuzey Kuşağı/Zinciri Savunma projesini ortaya atmıştır. Projenin ilk somut adımı, 28 Aralık 1953’te ABD–Pakistan ve 18 Şubat 1954’te Türkiye–Pakistan arasında imzalanan anlaşmalar olmuştur.(8) Belirtildiği üzere, böylesi bir adımda “Sovyet tehdidi” ana faktör olmuştur.

Bu sürecin ardından, ABD ve İngiltere’nin desteği ile Türkiye ile Irak arasında 24 Şubat 1955’te Bağdat Paktı imzalanmıştır. 4 Nisan 1955’te İngiltere, 23 Eylül 1955’te Pakistan, 3 Kasım 1955’te de İran Pakta üye olmuşlardır. Bağdat Paktı ile birlikte, Ortadoğu’nun üçe bölündüğü söylenebilir:

Birinci grupta; Pakta katılan Irak, İran ve Pakistan

İkinci grupta; Pakta şiddetle karşı çıkan Mısır, Suriye, Arabistan ve Yemen

Üçüncü grupta ise her iki grubun da dışında kalan Ürdün ve Lübnan yer almışlardır.(9)

Bu bölünme neticesinde genel itibariyle bir Mısır–Suriye ve Türkiye–Irak bloğunun(10) oluştuğunu söylemek de yanlış olmayacaktır.

Bağdat Paktının Uzun Ömürlü Olmaması ve Sorunlar

1955’te hayata geçen Bağdat Paktı, Temmuz 1958’de Irak’taki askeri darbenin ardından Irak’ın, Mart 1959’da Pakt’tan çıkmasının ardından ortadan kalkmıştır.

Bu darbe haricinde Paktın uzun ömürlü olmamasına neden olan başka etkenler de bulunmaktadır. Bunlardan biri, Paktta tek Arap ülkenin Irak olmasıdır. Diğer Arap ülkelerinin dâhil edilememesi, bölgede amaçlanan birliğin sağlanamaması neticesini doğurmuştur. Bir diğer etken Türkiye de dâhil olmak üzere, Pakttan her üyenin güvenlik ve özellikle de ekonomik alanda kendine göre bir beklentisinin olmasıdır. Pakt’ın uzun ömürlü olmamasına bir neden olarak ABD’nin üye olmaması gösterilmektedir. ABD üye olmamıştır, çünkü Mısır’ın ve Yahudi lobisinin tepkisinden çekinmiştir.(11) Son olarak, Nasır’ın Arap dünyasındaki liderliğini yitirmemek amacıyla Pakta şiddetle karşı çıkması bir başka etken olmuştur.

Bağdat Paktı’nın ortadan kalkmasının ardından, yerini CENTO (Central Treaty Organization) Merkezi Antlaşma Teşkilatı alacaktır.

Bağdat Paktı Türk Dış Politikasını Ne Yönde Etkiledi?

Bağdat Paktı ele alındığında üzerinde en çok durulan hususlardan biri, Türkiye’nin böylesi bir adımı kendi inisiyatifiyle atıp atmadığı olmaktadır. Burada dış politikanın bağımsızlığı söz konusu olmaktadır. Paktın bir üyesi olarak Türkiye’nin ekonomik beklentileri olmuştur. Lakin tamamen İngiltere ya da ABD’nin talep ve isteği üzerine Türkiye’nin böylesi bir adım attığını söylemek doğru olmayacaktır. Bunlarla birlikte şunu da söylemek mümkündür ki, Türkiye’nin Bağdat Paktı üyeliği umulan beklentilerin aksine, olumsuz neticeler doğurmuştur.

Türkiye’nin Bağdat Paktı’nın kurulmasıyla üstlendiği liderlik rolü Paktın Arap dünyasında erken çöküşü ve Nasır’ın pozitif tarafsızlık görüşünün 1957 sonrası yayılmasıyla bozulmaya başlamıştır.(12) Türkiye, Bağdat Paktı üyeliği ile Arapları karşısına almıştır ki Türkiye’nin İsrail’i tanıdığı 1948’den bu yana ilişkilerin çok da iyi olduğunu söylemek mümkün değildir. Diğer taraftan ekonomik anlamda Batı’dan umulan destek görülememiştir.  Paktın kuruluş mantığının tabii bir neticesi olarak da Sovyetler ile olan ilişkiler olumsuz etkilenmiştir.

Sonuç

Bugün dahi, Sabadat ve Bağdat Paktı’na üye olan devletlerin bulunduğu mekânsal hattın gerek Türkiye, gerek bölge ve Dünya siyaseti için ehemmiyetini yitirmemiş olduğunu ve bu hat üzerindeki düğümün çözülmemiş olduğunu söylemek mümkündür. 2000’lerden bu yana, Irak, İran, Pakistan, Afganistan hattında yaşanan gelişmeler malumdur. Dolayısıyla Sadabat ve Bağdat Paktı girişimlerinin sadece birer tarihi vaka olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir.

Hangi açıdan değerlendirilirse değerlendirilsin, Türkiye ve Türk dış politikası tarihinde ele alınan her iki girişim de dikkate şayandır. Lakin yine de Sadabat Paktı’nın, Bağdat Paktı’na kıyasla çok fazla incelenmediği, değerlendirilmediği görülmektedir. Dolayısıyla bu boşluğun doldurulması dâhilinde daha sağlıklı çıkarımlarda bulunulabileceği düşünülmektedir.

21. yüzyılda Türkiye’nin Ortadoğu’ya yönelik geliştirdiği tutum ve davranışlarında, yetmiş beş yıl önceki Sadabat Paktı’na atıfta bulunulması, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihsel ve mekânsal derinliğini göstermesi bakımında manidardır. Bu sebepten ötürü yukarıda dile getirilen boşluğun doldurulması halinde ileriye dönük projeksiyonlar için bir dizi argümanın elde edileceğini iddia etmek yanlış olmayacaktır.

Bunun yanında, Bağdat Paktı konusunda, o dönemde Türkiye’nin ne denli bağımsız bir adım atmış olduğu tartışmaları kısmen devam etmektedir. Lakin dönemin şartları dikkate alındığında bu tür bir sorununun altının doldurulabilmesi güç olmaktadır. Ayrıca, yapılmakta olan arşiv çalışmaları süresince ve neticesinde ulaşılan veriler, Türkiye’nin sanılanın aksine tamamen Batı’nın yönlendirmesiyle bir adım atmamış olduğunu göstermektedir.

Samet ZENGİNOĞLU

*Bu yazı ilk olarak Akademik Analiz Dergisinin Mart sayısında yayınlanmıştır.

Dipnotlar

(1)Mustafa Serdar Palabıyık, Sadabat Paktı (8 Temmuz 1937): İttifak Kuramları Açısından Bir İnceleme, Ortadoğu Etütleri, Cilt: 2, No: 3, Temmuz 2010, s. 155.

(2)İlter Türkmen, Türkiye Cumhuriyeti’nin Ortadoğu Politikası, Bilgesam Yayınları No: 4, 2010, s. 12.

(3)Sait Dinç, Atatürk Döneminde (1920–1938) Türk Dış Politikasında Gelişmelere Genel Bir Bakış; İkili ve Çok Uluslu İlişkiler, http://www.turkoloji.cu.edu.tr/ATATURK/arastirmalar/sait_dinc_ataturk_donemi_turk_dis_politikasi.pdf (Erişim: 07.02.2012)

(4)Palabıyık, a.g.m., s. 155.

(5)A.g.m., s. 168.

(6)Türkmen, a.g.m., s. 13.

(7)Behçet Kemal Yeşilbursa, Bağdat Paktı (1955–1959), Tarihin Peşinde Uluslararası Tarih ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, Sayı: 6, Yıl: 2011, s. 86.

(8)Yeşilbursa, a.g.m., ss. 87–88.

(9)Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1914–1980), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1992.

(10)Yüksel Kaştan, II. Dünya Savaşı Sonrası Türkiye–Irak Siyasi İlişkileri, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 19, Yıl: 2008, s. 314.

(11)Türkmen, a.g.m., s. 18.

(12)İlay İleri, Türkiye’nin Dış Politikası, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, S. 35–36, Mayıs–Kasım 2005,  s. 381.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı