AVRUPABÖLGESEL ANALİZLEREKONOMİKÖŞE YAZILARISİYASETSİZDEN GELENLER

Euro Krizi ve Yunanistan Kaosu

Avrupa Birliği’nin Euro para birimi sistemi, 1992 yılında imzalanan Maastricht Anlaşması’yla kuruldu. Dönemin İngiltere Başbakanı John Major, Maastricht kriterleri olarak adlandırılan kuralları, güney Avrupa ülkelerinin kamu borçlarını kontrol edemeyebileceği gerçeğini gördükleri için getirdiklerini belirtiyordu. Bu çerçevede, kamu borçlarının gayrisafi yurtiçi hâsılanın (GSYİH) %60’ını, bütçe açığının da GSYİH’nin %3’ünü geçmemesi öngörülüyordu. Fakat başta Almanya ve Fransa olmak üzere, pek çok Euro ülkesi bu kuralları açıkça ihlal etti. Gittikçe şiddetlenen kamu borç problemi, 2008 küresel finans kriziyle birlikte gelen bankacılık kriziyle birleşince, sonuçları çok ağır oldu.

Sorunun çözümü için hararetli tartışmaların yaşandığı günlerde, dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Avrupalılara şöyle sesleniyordu: “Avrupa’nın infilak etme ihtimali, hiçbir zaman şu anki kadar büyük olmamıştı. Avrupa çok tehlikeli bir durumla karşı karşıya… Eğer birlikte çözüm bulmak istiyorsak, duruma uygun bir teşhis koymamız lazım. Doğru teşhis ise şu: Güven uyandırması gereken Euro, hiç de güven vermiyor. Halkları koruması gereken Avrupa, bütün ülkeler için endişe kaynağı oluşturuyor. Karar vermek için çok az vaktimiz var ve zaman aleyhimize işliyor. Eğer bunda anlaşamazsak, korkarım hiçbir şeyde anlaşamayacağız” (8 Aralık 2011).

Yunanistan başta olmak üzere, bazı üyelerin Euro bölgesinden atılabileceği ihtimali, artık en ciddi ağızlardan duyulmaya başladı. Toplantı üstüne toplantı yapan Avrupalı liderler, bir türlü piyasaları rahatlatacak kararları alamadılar. Hatta tam tersine, her toplantıdan sonra, Euro ülkelerine duyulan güven gittikçe sarsıldı. AB’nin başarısız olmasını imkânsız kılacak ölçüde büyük olmadığı ve eğer gerekli adımları atamazsa pekâlâ dağılabileceği görüldü. Yani Avrupa Birliği projesinde on yıllarca süren uğraşlar neticesinde kaydedilen ilerlemenin, geri dönülemeyecek bir noktada olmadığı anlaşıldı.

Fırtınalı günlerde, İrlanda, Portekiz, İspanya ve Fransa yönetimleri seçim yoluyla görevden alındılar. Yunanistan’da ise istifaya zorlanan Yorgo Papandreu hükümeti sonrasında, teknokratlar hükümeti kuruldu. Borç verenlerin dayattığı şartlara karşı olan halkın oylarıyla göreve gelecek siyasetçilerin, bu konularda geri adım atacağı endişesiyle, seçimin mümkün olduğunca ertelenmesi yolunda baskılar arttırıldı. Hatta bununla da yetinilmeyerek, kredi veren AB, IMF ve Avrupa Merkez Bankası temsilcilerinden oluşan bir ekibin, Atina’nın politikalarını denetlemek üzere ülkeye gönderilecek olması, bunun en uç örneklerinden oldu.

Üstüne üstlük bir de Yunanistan, anayasasına borç ödemelerini diğer bütün harcamaların önüne koyacağına dair bir madde eklemek zorunda bırakıldı. Seçilmiş hükümetler üzerinde kurulmak istenen ve adeta ‘demokrasinin kısmen askıya alınmasını’ öngören bu baskılar, Yunan halkının çoğunluğu tarafından egemenlik haklarına yapılmış utanç verici bir müdahale olarak görüldü. Bu tepki, bu ay düzenlenen genel seçimlerde kullanılan oylara da dikkat çekici bir şekilde yansıdı. Yunanistan’a krediler karşılığında dayatılan istekleri yerine getirmeyeceğini açıklayan partilerin bu seçimde elde ettikleri başarı, bunun en iyi göstergesiydi.

Yunanistan’da partiler hükümet kurma konusunda anlaşamadılar. Şimdi Haziran ayında yeni bir seçim düzenlenecek. Böylece Yunanistan’daki kaos ortamının daha da ağırlaşması bekleniyor. Kamuoyu yoklamaları radikal partilerin gittikçe güçlendiğini gösteriyor. Bir zamanlar her şey yolunda gittiği için sıkıcı bir gündemi olduğuna inanılan AB, artık ertesi gün ne olacağı belli olmayan bir ülkeler grubu görüntüsü veriyor. İstikrara alışmış olan pek çok Avrupalı, artık geleceğinden endişeleniyor…

Oğuzhan YANARIŞIK

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı