AMERİKABÖLGESEL ANALİZLER

ABD – Türkiye Çatışan mı? Çakışan Çıkarlar mı?

Ulusal çıkarlar devletleri karşı karşıya getiren bir rol oynamaktadırlar. Devletler arasında ki bu çıkar ilişkileri çatışmacı bir eksende olabileceği gibi işbirliği ekseninde de gerçekleşebilmektedir. Türk – Amerikan ilişkilerini Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi (ya da II. Dünya Savaşı sonrası) olarak iki döneme ayırmak mümkündür.

Osmanlı İmparatorluğu ile ABD arasındaki ilişkiler 1830 tarihli Osmanlı – ABD andlaşması (ABD’nin Osmanlı topraklarında serbestçe dolaşabilmesi) ile başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu ile ABD arasında yapılan bu andlaşma Osmanlı aleyhinedir. İlk ilişkilerin kurulmasından bugüne kadar olan dönemde Türk – Amerikan ilişkilerinde ‘’zaman zaman iyi, zaman zaman gergin’’ diye tanımlayabileceğimiz ilişkiler mevcuttur. Burada ki önemli nokta; ikili ilişkilerde gerginlik yaşanmış olsa da sürekliliğini koruyan ilişkilerin mevcut olmasıdır. ABD’nin bağımsızlığını ilan etmesinden I. Dünya Savaşı’na kadar olan dönemde ikili ilişkiler kültürel, askeri, ekonomik ve siyasi alanlar da yürütülmüştür. Robert Kolejinin açılması, Osmanlı İmparatorluğu’nun Philadelphia ve Chicago Fuarlarına katılması,  Bahriye-i Hümayun subaylarının gemi inşası öğrenimi için Amerika’ya gönderilmiş olması, ilişkilerin karşılıklı çıkarlar doğrultusunda yürütüldüğünün kanıtıdır. İki devlet arasında yürütülen bu ilişkiler ABD’nin I. Dünya Savaşı’na dahil olması ile kesintiye uğramıştır. 1927 yılında diplomatik münasebetlerin oluşması için Modus Vivendi ‘’Geçici Anlaşma’’ ile Türkiye ve ABD arasında ki ilişkiler yeniden başlamış ve II. Dünya Savaşı’na kadar normal bir seviyede seyretmiştir.

II. Dünya Savaşı ve Sonrası Türk – Amerikan İlişkileri

 II. Dünya Savaşı sonuna takiben hız kazanan Türk – Amerikan ilişkileri Soğuk Savaş dönemi boyunca güvene dayalı bir ilişki olarak ‘’Uluslararası Güvenlik Politikaları‘’ çerçevesinde tanımlanan ortak çıkarlar üzerine inşa edilmiştir. Türkiye, II. Dünya Savaşı  sonu ve akabinde Soğuk Savaş döneminde tarafını ABD ve Batı Bloğunun yanında yer alarak belirlemiş, 1947 Truman Doktrini ve Marshall Yardımı ile ABD’nin SSCB’yi çevreleme politikasında kilit roller üstlenmiştir. Amerika’nın Türkiye’ye verdiği gerek askeri gerekse de ekonomik yardımlar karşısında Türkiye Amerika’ya bazı tavizler vermeye mecbur kalmıştır. Bu durum Türkiye’nin dış politikasında köklü değişikliklere neden olmuştur. Türkiye, ABD’nin tesiri ile İsrail devletini tanıyan ilk Müslüman ülke olarak hem Arap dünyası ile arasına mesafe koymuş, hem de üçüncü dünyacı hareketlerden uzak durarak Batı ve ABD lehinde hareket etmiştir. Yine ilerleyen dönemde Sovyetler Birliği’nin tehditlerine karşı Türkiye konumunu ABD’nin yanında yer alarak belirlemiştir. Kore’ye asker göndererek NATO’ya üye olmuştur. ABD ile Türkiye arasında NATO çerçevesinde uyarlanan askeri ekonomik ve mali konuları içeren ‘ikili anlaşmalar imzalanmıştır. Bu ikili anlaşmalara uygun olarak Amerikalılar Türkiye’nin çeşitli bölgelerine askeri üsler açmışlar ve daha çok kendi başlarına hareket etmişlerdir.

Amerika’nın Sovyetler Birliği ile Küba’da füze krizi çıkması üzerine iki süper güç arasında ki pazarlıklar sonucunda Türkiye’de bulunan Jüpiter füzeleri ABD tarafından çıkarılmıştır. Amerika bu füzeleri Türkiye’den sökerken ne NATO üyelerinin ne de Türkiye’nin fikrini almadan tek taraflı hareket etmiştir. 1964 yılında Kıbrıs’ta ki Rumların, Türklere uyguladıkları dayatma politikalarına Amerika’nın kayıtsız kaldığı gözlenmiştir. Türkiye bu duruma daha fazla seyirci kalamamış ve yapılması gerekenleri yapmaya başladığında Amerika’nın beklenmedik tepkisi ile karşılaşmıştır. 1964 yılında Amerikan Başkanı Lyndon Johnson tarihe ‘’Johnson Mektubu’’ adı altında geçen mektubunu Türkiye’ye göndererek Türk – Amerikan ilişkilerine ciddi bir darbe vurmuştur. Jüpiter füzeleri krizi ile başlayan gerginlik süreci Johnson mektubu ile somut hâle gelmiş ve karşılıklı çıkarlar çatışan eksende eğilim göstermiştir. 1974 yılında Türkiye’nin Kıbrıs’a askeri harekât düzenlemesi ikili ilişkilerin daha da gerginleşmesine sebep olmuştur. Tamamen haksız konumda olan Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar Amerika’da ki nüfuzlarını kullanarak Amerikan kongresini ve hükümetini Türkiye’ye karşı kullanmışlardır. Bunun sonucu olarak da Türkiye ile ABD arasında en ciddi kriz meydana gelmiştir. Amerikan Temsilciler Meclisi ve Senatosu tarafından alınan karar neticesinde Türkiye’ye karşı silah ambargosu başlatılmıştır. Bu haksız karar sonucunda Türk – Amerikan ilişkileri karşılıklı çıkarları gözetme konusunda çok büyük darbe almıştır. Türkiye, Amerika’ya bir nota vererek iki ülke arasında imzalanmış olan ’Türk – Amerikan Savunma İşbirliği Andlaşması’nı ortadan kaldırarak Türkiye’de ki Amerikan üslerine el koyduğunu açıklamıştır.

1979 yılında gerçekleşen İran İslam Devrimi ile Ortadoğu’da ki iki sütunundan birini kaybetmiş olan ABD’nin gözünde Türkiye’nin önemi daha da artmıştır. Bu nedenle 1980 yılında Ronald Reagan döneminde yara almış olan Türk – Amerikan ilişkilerinin tamiri için büyük çaba sarf edilmiştir. Bu dönemde Amerika’dan askeri yardımlar alınmıştır.

ABD’NİN TÜRKİYE’YE ÖZELLİKLE ASKERİ ALANDA YAPTIĞI EKONOMİK YARDIMLAR (1980 – 1990)
     1980    1981    1982    1983    1984    1985    1986    1987    1988    1989  1990
 Askeri    —      —     57     110    130    215     206    312    312    410   412
 Hibe    208    250    343    290    585    485    409    178    178    90    86
 Kredi    198    210    300    245    185    185    119    100     52    60    14
Not: MİLYON

Soğuk Savaş’ın bitmesiyle genel olarak Türk tarafınca düşünülen nokta Türkiye’nin stratejik öneminin azalacağı kaygısında toplanmaktaydı. Bunun tabii sonucu olarak batıdan daha az askeri ve ekonomik yardım alınacağı endişeleri bulunmaktaydı. Fakat bu durum Uluslararası ilişkilerin yapısında meydana gelen gelişmelerle değişime uğramıştır. Körfez Savaşı’nın etkileri ve SSCB’nin dağılması Türkiye’nin stratejik önemini tekrar ortaya çıkarmıştır.

Türkiye, Körfez Savaşı’nda ki askeri harekâtta ABD’nin yanında yer alarak üslerinin kullanımına izin vermiş ve menfaatlerini ABD’nin çıkarlarıyla yakın hâle getirmeyi amaçlamıştır. NY Times gazetesinde 1991 yılında çıkan bir haberde  ‘’Savaş Türkiye’ye daha geniş rol oynama şansı tanıyor.’’ denmiştir. ABD’nin Türk üslerini kullanımına karşılık Türkiye ABD’den tekstil kotasının kaldırılmasını, askeri modernizasyon ve borçların hafifletilmesini talep etmiştir. Bu talepler belli ölçüde karşılanmıştır. Türkiye’ye öngörülen askeri yardım 553,4 milyon dolardan 635,4 milyon dolara çıkarılmıştır. Bu yardımın büyük kısmı hibe şeklinde gerçekleşmiştir. Tüm bu unsurlar göz önüne alındığında ABD’nin II. Dünya Savaşı sonrasında ki çıkarlarını koruma noktasında dönemi verimli kullandığı görülmektedir.

11 Eylül saldırılarında sonra Türkiye ABD’ye küresel terörizmle savaş konusunda destek olmuştur. Türkiye – ABD ilişkileri ‘’terörizmle ortak mücadele’’ adı altında şekillenmiştir. Hız kazanmış olan ilişkiler TBMM’nin 1 Mart 2003 tarihli tezkereyi reddetmesi üzerine tekrar gerginleşmiştir. Nitekim gerilen ilişkiler 4 Temmuz 2003 günü 11 Türk subayının Süleymaniye’de başlarına çuval geçirilerek tutuklanması üzerine daha da sancılı bir döneme girmiştir. ABD’nin silahla Irak’ta ve Ortadoğu’da çözüm getiremeyeceğini anlaması gerekmektedir. Türkiye bölgenin en önemli anahtar ülkesidir. Bölgede Türkiyesiz bir çözüm yolu uzak görünmektedir. Bölgede kalıcı barışın getirilmesi hem Türkiye hem de ABD çıkarlarına paraleldir.

Türkiye ile ABD’nin çıkarları Kafkaslar ve Orta Asya bölgelerinde örtüşmektedir. Türkiye bu bölgelere komşudur. ABD ise bölgenin enerji kaynaklarını kontrol etmek istemektedir.  II. Dünya Savaşı’ndan ABD’nin Irak’ı işgaline kadar geçen döneme bakıldığında örtüşen çıkarlar daha ön plandayken bilhassa 2003 yılından sonra çatışan çıkarlar gün yüzüne çıkmıştır. Son dönemde Türkiye – ABD ilişkileri incelendiğinde yaşanılan sancılı dönemi üç ana başlıkta toplamak mümkündür. İsrail, İran’ın nükleer programı ve Ermeni sorunu…

İran’a yaptırım uygulanması konusunda Türkiye’nin BM’de ‘’hayır’’ oyu kullanması İsrail ile Mavi Marmara sorunu ve Ermenistan Devleti ile yaşanan sözde soykırım sorunundan dolayı ABD’nin çıkarları ile Türkiye’nin çıkarlarının bazı konularda örtüşmediği görülmektedir. 2009 ve 2010 yılları itibariyle  Türkiye ile ABD arasında yaşanan sorunların başında Türkiye’nin terör konusunda ABD’den beklentileri gelmekteydi. Ayrıca İran konusunda da oldukça kesin çizgileri olan ABD, İran’ın nükleer çalışmalarını bir tehdit olarak algılıyor ve ekonomik yaptırımlarla İran’ı dize getirmeye çalışmaktadır. Türkiye ise İran2ın tavrını bir tehdit olarak görmüyor ve baskı politikası yerine İran’la diyalog ve uzlaşma yolunu tercih edilmesini istiyor. 2010 yılında yaşanan Mavi Marmara baskını sonrasında Türkiye’nin ABD’den beklediği desteği alamaması bu konuda ABD – Türkiye ilişkilerini samimiyetten uzaklaştırmıştır. Türkiye – ABD ilişkilerinin soğumasına sebep olan bir diğer konu ise Türkiye Cumhuriyeti – Ermenistan Devleti arasında sözde Ermeni soykırımı problemidir. Ermeni yasa tasarısı 1990’dan günümüze kadar çeşitli tarihlerde gündeme getirilmektedir. Türkiye buna karşı diplomasi alanında elinden geleni yapmaya çalışsa da maalesef fazla başarılı olamamıştır. Son olarak Türkiye, Suriye konusunda bölgesinde etkili olmaktadır. Hem Ankara hem de Washington Esad rejiminin halkına karşı giriştiği katliamı yermekte,  bu yönetimin meşruiyetini kaybettiğini ve değişmesi gerektiğini savunmaktadır. ABD, Suriye’de ki olaylar karşısında mesafeli davranırken Türkiye ise daha sert tavır ile Suriye konusuna angaje olmaktadır.

ABD, Türkiye’nin stratejik konumundan faydalanarak enerji bölgelerine müdahil olmak istediğinden; Türkiye ise karşılıklı çıkarlar doğrultusunda ABD ile ilişkilerini üst seviyede sürdürmektedir. Türk – ABD ilişkilerinin birçok boyutu vardır. Doğal olarak örtüşen ve çatışan çıkarlar vardır. İlişkiler değerlendirilirken tüm resmi görebilmek için terazinin bir kefesine örtüşen diğer kefesine çatışan çıkarlar koyulmalıdır. Eğer örtüşen çıkarlar çatışanlardan daha fazla ise bu ilişkilerin olumlu yönde seyrettiğinin göstergesidir. Türk – ABD ilişkilerinde örtüşen ve çatışan politikalar karşılaştırıldığında örtüşen politikaların daha ağır bastığı görülmektedir. Bu nedenle iki ülkenin menfaatlerini koruma açısından birbirlerini yok sayma lüksleri olmadığından ortak noktada buluşabilmek adına karşılıklı görüşmeleri sürdürmeleri gerekmektedir.

                                                                                             Mustafa GÜVEN

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı