ASYABÖLGESEL ANALİZLER

Sovyetler Birliği Döneminde Türkistan’da Ekonomik, Siyasal ve Sosyal Yapı

Orta Asya; sınırları üzerinde kesin bir görüş birliğine sahip olunamayan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Tacikistan, Afganistan ve Doğu Türkistan ile Rusya ve Pakistan’ın da bir kısmından oluşan coğrafi, jeo politik ve jeo stratejik bir bölgedir. Tarihte “TÜRKİSTAN” olarak da adı geçen coğrafi bir alana, Rusların ve Oryantalistlerin kendileri için “Türk” adını unutturmak amacıyla vermiş oldukları bir isim olarak da bilinir.

“Tarihte şanlı, şerefli, ilim ve medeniyette göz kamaştırıcı bir azamete sahip olan Türkistan, bu öz Türk yurdu, 18. Yüzyıldan itibaren bir takım hanlıklara parçalanarak zayıflamış ve bu hal istilaya uğramasını kolaylaştırmıştır”. Rus egemenliğine girmeye başlayan Türkistan, yoğun Ruslaştırma ve Ortodokslaştırma politikalarına maruz kalmıştır. Özellikle bölgenin 19. Yüzyılda tamamen işgal edilmesiyle birlikte, bölge Türklüğü Rus egemenliği altına girmiş ve bunun sonucunda bu topluluklara ayrı kimlikler kazandıracak “uluslaştırma” politikaları uygulamaya konulmuştur. Böylelikle “Sovyetik Ulus” teriminin temelleri bölgede atılmaya başlamıştır. Bu tarihsel politikalar ihtilal sonrası dönemde de Rus geleneğine paralel bir şekilde sürdürülmüştür. Özellikle Sovyet iktidarının iyice bölgede belirginleşmesini müteakiben, gerçekleştirdiği uluslaştırma politikaları ile zayıf ve sorunlu uluslar su yüzüne çıkmıştır. Komünist rejim, bu oluşturulan kimliklerin belirginleşmesine, ulusal çıkarların savunulmasına ve her türlü ulusçuluk propagandasına şiddetle karşı çıkmıştır. Bu şekildeki gösterileri, “burjuva ulusçuluğu” olarak nitelendirmiştir. Bu bağlamda Sovyetlerin Marksist ideoloji ile uyguladığı ve sınıfsız toplum yaratma fikrine dayanan politikalar ile Sovyetler Orta Asya bölgesinde ekonomik ve siyasi sistemde kendini hissettirmeye başlamıştır. Sovyetlerin uygulamaya koydukları ilk ekonomi politikası iç savaş ortamında başlatılmıştır. Bu yüzden bu politika “Savaş Komünizmi” olarak adlandırılmıştır. 1917’den hemen sonra başlatılan bu politika, 1919-1920 yıllarına gelindiğinde doruk noktasına ulaşmıştır. Bu politika neticesinde tüm sanayi kuruluşları millileştirilmiştir. Ancak uygulanan politikalar sonuçsuz kalmış, ekonomide tam bir çöküş yaşanmıştır. Savaş komünizminin yetersiz kalması sonucunda Lenin, NEP adı verilen, yeni ekonomi politikasını başlatmıştır. Böylelikle komünist rejim, ekonomik alandaki yayılma stratejisini başlatmıştır. 1930’lu yıllara gelindiğinde ise ağır sanayileşme politikaları başlatılmıştır. Bu doğrultuda ekonomi % 14 oranında bir büyüme hızına ulaşmış, Komünist yönetim sanayileşmeyi ve kalkınmayı özdeş bir yapı içerisinde tutmuştur. Bu dönemde özellikle tekelleşme politikasının gereği olarak, hammadde ihtiyacını temin etmek adına, Türk Cumhuriyetlerindeki hammadde kaynaklarının kontrol altında tutulmasına büyük önem verilmiştir. SSCB’de özel bir ekonomi politikası olarak yapılandırılan merkezî planlı ekonomik sistem çerçevesinde, bölgedeki hammaddelerin çıkarıldıkları yerde işlenmesi yerine, merkezde işlenmesi yoluna gidilmiş ve bu politikalar sayesinde endüstri tesisleri daha çok merkezde yer alan Slav cumhuriyetlerinde kurulmuştur. Türk Cumhuriyetleri sanayiden daha ziyade tarım alanına yönlendirilmiş ve tarım politikası pamuk üretimini arttırma, yeni ekim alanları kazanma ve suni sulama yöntemlerine geçme şeklinde olmuştur. 1930-1933 yılları içerisinde tarım kesiminde hızla gerçekleştirilen bu kamu mülkiyeti reformları, sosyalist ekonomik sistemin kuruluşu yolunda atılmış en önemli adımlardan birini teşkil etmiştir.

Orta Asya’daki siyasi yapı da yukarıda özetlemeye çalıştığımız ekonomik yapıya paralel bir biçimde şekillenmiştir. Sovyetler Birliği, Türkistan bölgesini ayrı ayrı Sovyet muhtar ve müttefik cumhuriyetlerine ayırma ve Türk Cumhuriyetlerinin arasındaki birliği bozma gibi adımlar atarak Türkistan’da siyasi yapılanma sürecini başlatmıştır. Lenin 1920 yılında Türkistan’ın Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan haritasının çizilmesini emretmiş ve Komünist Parti idarecilerinden Türkistan eyaletlerinin taksimi veya birleştirilmesi konularının hangi şartlar altında gerçekleştirilebilineceğinin aydınlatmalarını istemiştir. Parti idarecileri, Türkistan’ın bölünmesi fikrini ileri sürerek, bu uygulamayı 1924 yılında başlatmışlardır. Meydana gelen taksim sonucunda Türk toplulukları ayrı statülere ve birimlere ayrılarak aralarındaki ayrım belirgin hâle getirilmiştir. Ulus olarak kabul edilenler “devlet” yapısına sahip olurken, etnik köken kabul edilenler, gelişmişlik düzeylerine göre Cumhuriyet, Oblast ve Ulusal topraklar şeklinde örgütlendirilmiştir.

İşte bundan sonra büyük bir kültür emperyalizmi başlatılmıştır. Türk toplulukları birbirinden ayrı unsurlarmış gibi gösterilerek lehçe farklılıklarını arttıran girişimler yoğunlaştırılmıştır. Sovyetlerin bundan sonraki politikası ise Kazak, Özbek, Kırgız ve Türkmenleri dillerinden ayırarak, onların Türk olmadıklarını, aksine Türkler tarafından zorla Türkleştirildiklerini savunan Sovyetleştirme politikalarını kabul ettirmek olmuştur. Yapılan bu kültürel politika ilerleyen dönemde meyvelerini vererek siyasi bir araç haline gelmiştir. Bugün Türk Dünyasında bir entegrasyon sağlanamayışının en büyük nedenlerinden birisi, kültürel amaç görünümünde uygulanan bu siyasi Sovyetleştirme politikalarıdır. Uygulanan bu politikalar neticesinde 1936 yılında Orta Asya’nın günümüzdeki yapısı nihai olarak tamamlanmıştır. Netice itibarıyla beş yeni ulus-devlet meydana getirilmiş, ulus-devletler adına Stalinist kuramda öngörülen koşullar yapay ve keyfi nispetlerle biçimlendirilmeye başlamıştır. Bu doğrultuda; ulusal marş, bayrak, ulusal tarih, edebiyat, folklor ve idari birimler yapılandırılmıştır.

Tüm bu uygulamalar, Sovyet toplum mühendisliği tarafından hayata geçirilen projelerin hâlen geçerliliğini yitirmediğini kanıtlamaktadır. Sovyet sisteminin bu ülkelerde yarattığı her türlü tahribata rağmen, Türkistanlılık bilinci tam anlamıyla bölgeden silinememiştir. Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov’un bu doğrultuda yağmış olduğu açıklamalar, 1996 yılında kaleme aldığı kitabında yer alan bilgiler, bu tezi destekleyen nitelikler taşımaktadır.

Kemal Oğuz ÇAKIR

KAYNAKÇA

Yahya Okçu, Türk-Rus Mücadelesi, Berikan Yayınları, Ankara, 2001.

Erol Kurubaş, “SSCB Sonrası Türk Cumhuriyetlerinde Yeni Uluslaşma Süreçleri Üzerine Bir Değerlendirme”, Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi, C: 2, N: 5, 2006, s.119, http://www.usak.org.tr/dosyalar/dergi

Aslıhan P. Turan, “Orta Asya’da Dönüşüm”, http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com

Alesker Aleskerov, Eski Sosyalist Ülkelerde Siyasi Rejim Değişimleri, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmış Doktora Tezi, Ankara, 2007.

İlhan Uludağ ve Salih Mehmedov, Sovyetler Birliği Sonrası Bağımsız Türk Cumhuriyetleri ve Türk Gruplarının Sosyo-Ekonomik Analizi Türkiye ile İlişkileri, TOOB Yayınları, İstanbul, 1992.

İsmail Özsoy, “Sovyet Sisteminin Çöküşünden Tarihi ve Evrensel Dersler”, Bilig Dergisi, Güz 2006, S: 39.

Arzu Tekin, Sovyetler Birliği Döneminde Kırgızistan, Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi, Elazığ, 2010.

Nurbek Khairmukhanmedov, Ulus-Devlet Bağlamında Orta Asya Cumhuriyetlerinde Siyasal ve Hukuksal Değişim, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmış Doktora Tezi, Ankara, 2008.

Fırat Purtaş, “Orta Asya’nın Bütünlüğü Sorunsalı ve Orta Asya’da Bölgesel Entegrasyon Girişimleri”, Orta Asya ve Kafkasya’da Güç Politikası, Der: M. Turgut Demirtepe, USAK Yayınları, Ankara, 2008.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı