SİZDEN GELENLERTÜRKİYE

Türkiye’de Kamu Yönetimi Anlayışında Dönüşüm

Türkiye’de Kamu Yönetiminde verimliliğin sağlanabilmesi, katı bürokrasinin ve kadrolaşma faaliyetlerinin aşılabilmesi için alınması gereken önlemlerin, orta ve uzun vadeli olarak belirlenmesi mümkündür. Orta vadeli yaklaşımda, şeffaflığın sağlanması, iç ve dış denetim yapılarının geliştirilmesi, yolsuzlukla mücadelede oluşturulacak bir kurumun varlığı ve ücretlerin iyileştirilmesi gibi faktörlerin göz önüne alınması gerekmektedir. Uzun vadeli önlemler için, toplumsal yapıda demokrasi kültürünün benimsenmesi ve korunması, sivil toplum kuruluşlarının etkin kılınması başta gelen düzenleme ve çalışmaları oluşturmaktadır.

20. yüzyılın sonu ve içinde bulunduğumuz 21. yüzyıl, dünyada yönetim anlayışında bir takım değişmeleri beraberinde getirmiştir. Hem ulusal hem de uluslararası düzeyde yeni bir takım kavramlar ve uygulamalar hayata geçirilmektedir. Ulusal ekonomilerin globalleşme süreciyle birbirine eklemlenmesi, devletlerin politikalarını ve uygulamalarını etkilemekte, uluslar arası örgütlerin, kurum ve mekanizmaların uluslar üzerindeki etkisi her geçen gün artmaktadır. Bu kapsamda, saydamlık, yönetimde verimlilik, etkinlik kavramlarını kapsayan yönetişim anlayışı ve yönetişimin uygulanmasında yapılmak istenen alt uygulamaların, teorilerle ve görüşlerle bu yapılanmanın önemi yadsınamayacak düzeyde kendini göstermektedir. Bu noktada aktörlerin amaç aynı olsa da yöntem bakımından, klasik yönetim anlayışı ile yeni yönetim anlayışı arasında kaldıkları gözlenmektedir. Bu bağlamda her iki yönetim anlayışını da ortaya koymak gerekmektedir.

Klasik Yönetim-Yeni Yönetim Anlayışı: Bir Karşılaştırma

Klasik yönetim anlayışına göre bürokrasinin, belli kurallar ve ilkeler ile, sorumluluk, görev bilinci ve örgüt hiyerarşisi çerçevesinde işletilmesi, tablo-1’de belirtilenlerin yazılı hale getirilerek, yönetimde katı bir sistem oturtulması başarının koşulları olarak görülmektedir. Bürokratik örgüt kuramcısı Max Webber’e göre, bürokrat ve görevlilerin yazılı hale getirilmiş hiyerarşik yapısı, görev ve yetkileri belgelenerek saklanmalıdır. Böyle bir yapı, örgütün işleyişinde düzen ve verimlilik getirecektir. (Yağmurlu,2004;33-38). Dünyada ve Türkiye’de geçerliliğini koruyan bu görüş ülkemizde bürokratik yapının dışa kapalı, son derece katı ve karmaşık bir hal almasını da beraberinde getirmiştir. Bürokrasinin, kendi başına hareket edebilen ve vatandaşın söz sahibi olamadığı, dolayısıyla da vatandaşa karşı bir yükümlülüğü olmayan ve vatandaşa hesap vermeme hakkına sahip bir örgütlenme olarak ortaya çıkmasına neden olmuştur. Tabiatiyle yeni kamu yönetimi anlayışı ile geleneksel yönetim anlayışının çatışması (Yeni Kamu Yönetimi ile Geleneksel Kamu Yönetiminin karşılaştırılması için bkz; Tablo-1), yeni yönetim kavramı çerçevesinde yapılması planlanan reformların önünde bir engel olarak ortaya çıkmaktadır. Hesap verebilirliğin arttırılmasında yeni kamu yönetiminin beraberinde getirdiği kavramlar, reformlar ve uygulamalar katı bürokratik yapının aşılmasında önemli mihenk taşlarını ifade etmektedir. Belki de bu sayede, yönetimde yerelleşmeyle ve iletişim teknolojilerinin kullanılmasıyla bahsedilen sorunlar aşılacak, yönetimde şeffaflık ilkesi benimsenecek, vatandaşların yönetime katılımı sağlanabilecektir. Bugün de kamu yönetiminde genel kabul gören yaklaşım, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve beraberinde getireceği uygulamalar olmaktadır.[1]

Yönetimde yerelleşmenin sağlayacağı yararlardan bir diğeri de bürokrasi ve kırtasiyeciliğin azaltılmasında etkin bir işlev göreceği üzerinedir. Ülkenin herhangi bir bölgesinde meydana gelebilecek bir ihtiyacın veya bir sorunun yönetimin aşırı merkeziyetçi olması durumunda o ihtiyacın veya sorunun giderilmesi, aşırı bürokratik sistemin ve beraberinde gelen kırtasiyeciliğin neden olacağı gecikmeye ve hatta sorunun bürokratik yapı içerisinde kaybolmasına neden olabilmekte, sorunların daha da büyüyerek, ihtiyaçların daha da artarak altından kalkılması güç düzeylere gelebilmesine neden olabilmektedir.[2] Dolayısıyla aşırı merkeziyetçi bir yapının ekonomik, sosyal, mali ve siyasi pek çok sonucu olmaktadır. Nitekim ülkemizdeki yönetim anlayışı da bu çerçevede değerlendirilmektedir. Türkiye’de yapılan çalışmalarda ve kamuoyu araştırmalarında vatandaşların kamu kurum ve kuruluşlarında verilen hizmetlerden memnun olmadıkları görülmektedir[3] (Bilgin,2003;38). Ülkemizdeki aşırı bürokrasinin beraberinde, yozlaşma, bozulma ve verimsizlik gibi, siyasi katılmanın önünde engel teşkil eden, yönetimde demokratik bir yapının oluşmasına engel olan bir oluşumu da getirdiği söylenebilir.

Tablo-1

Yeni Kamu Yönetimi anlayışı 1990’lı yıllarda OECD ülkelerine ve Dünya Bankası ve IMF gibi uluslararası kuruluşların da desteği ile de gelişmekte olan ülkelerde uygulama alanı bulmuştur, aynı süreç bugün de devam etmektedir. (Erkan,2008;42)

Tablo-1’de görüldüğü üzere kamu yönetimi yaklaşımında iki farklı paradigmanın olduğu görülmektedir. Türkiye’deki kamu yönetimi uygulamalarının klasik görüşten, yeni anlayışlara doğru evrildiği söylenebilir. Ancak öncelikle Türkiye’deki geleneksel kamu yönetimi yapısına kısaca değinmek gerekmektedir. Özetle Türkiye’de: (Özer,2006;7)

  • Bürokrasi modeline göre örgütlenmiştir,
  • Biçimsellik ve aşırı kuralcılığın yönetimde etkinliği sağlayacağı düşünülmüştür,
  • Yönetim, kamusal malların üretiminde ve dağıtımında bürokrasi söz sahibi olmuştur. Böylece devlet büyümüş, hantallaşmış, vatandaşlara hizmet yerine kural ve normları, amaçlara bakılmaksızın katı bir biçimde uygulanması durumu vücut bulmuştur.
  • Siyasiler kamu alanında yapılacakları belirlemekte, kamu yöneticileri ise uygulamaktadır.
  • Kamu sektöründe çalışanlar hayat boyu istihdam edilmektedir. Bu da pek çok sorunun temelinde yer alan kamu yönetimi anlayışına neden olmuştur ve olmaktadır.

Böyle bir yapılanmanın artık, yönetim sorunlarının çözülmesinde verimli olmadığı, siyasi anlayışın kamu yönetiminde bir takım olumsuzluklara neden olduğu anlaşılmış, yeni yaklaşımlar geliştirilmiştir. İşte yeni kamu yönetimi anlayışı ve yönetişim kavramı bu noktada karşımıza çıkmaktadır.

Yeni yönetim anlayışı, karar alma sürecine katılan, alınan kararları etkileme kapasitesine ulaşan ve yönetime katılmayı ön planda tutan sivil toplum örgütlerine söz tanıyan; yerinden yönetim, yetki devri, özerklik gibi kavramlara vurgu yaparak, geleneksel yönetim anlayışını (hiyerarşik, bürokratik ve şeffaf olmayan) terk ederek, saydamlığı, koordinasyonu ve etkinliğin önemini kavramış, performans yönetimi, örgüt yönetimi, insan kaynakları yönetimi gibi işletme odaklı yapı ve kavrayışların uygulanmasıyla, elektronik devlet uygulamasının avantajlarını da kullanarak yönetimde şeffaflığı gözeten bir yapıyı ifade etmektedir. Bunun ise sürekli değişen dünyada devletlerin gelişen teknolojiye ayak uydurarak ve teknolojiyi kullanarak, vatandaşların taleplerini karşılayabilme kapasitesine erişebilmesiyle olanaklı olacağı görülmektedir. Yani, yeni yönetim anlayışı altında, yönetişim, kamu işletmeciliği, e-devlet gibi kavramlarla medyanın hem kamuoyu hem de yönetici elit üzerindeki etkisinin açıklanması gereğinin ve bunların eleştirisine değinilmesinin, geleneksel kamu yönetimi anlayışının yetersizliğinin anlaşılmasında yardımcı olacağı kanaatindeyiz.

Yönetişim Kavramı

1990’lı yıllarda başlayan ve yeni bir model olarak ortaya çıkan yönetişim kavramı kabaca, kamu ile özel sektörün, ulusal ile uluslar arası kurumları işlevsel olarak tanımlamakta, ve bunlar arasındaki etkileşimsel ilişkilerin geliştirilmesini ifade etmektedir (Güzelsarı,2003;18-19). Özellikle kamu yönetiminde etkinlik ve verimliliğin arttırılması, karar alma sürecine katılım, yönetimde demokratikleşme, şeffaflaşma, hesap verebilirliğin arttırılması ve vatandaşların memnuniyetinin sağlanmasında yönetişim kavramı bize ideal olabilecek bir yönetim anlayışını vaat etmektedir veya öyle görünmektedir. Gerçekten de gerekli mekanizmaların oluşturulması, önlemlerin alınması, yasaların çıkarılması, ihtiyaç duyulan ortamın hazırlanması ve tüm bunların samimiyetle ve adım adım gerçekleştirilmesi kamu yönetiminde arzulanan, ideal olan yapıya ulaşılmasını sağlayabilecektir.

İyi yönetişim nedir? Birleşmiş Milletlerin “İyi Yönetişim Nedir?” başlığıyla ele aldığı kavram aşağıdaki grafikte karakterize edilmektedir (Sheng,Tarihsiz;1-3).

Buna göre, sorumluluk, şeffaflık, uyum, adalet ve tarafsızlık, yeterli ve etkili olma, katılım ve kararların uyumlaştırılması iyi yönetişimin özelliklerini oluşturmakta, kamu yönetiminde gerçekçi amaçların saptanmasında ve gerçekleştirilmesinde yönetişim kavramı ideal bir en iyi yönetimi işaret etmektedir.

Yönetişim ve şeffaflık kavramlarından yola çıkılarak, sivil toplum örgütleri gibi kar amacı gütmeyen gönüllü kuruluşların, özellikle yerel yönetimlerde idarenin paylaşımında sorumluluk bakımından önem kazandığı görülmektedir.[4] Toplumsal örgütlenmeler, medya kuruluşları ve sivil sektörün, yönetim sürecine katılmaları gerekmektedir. Politika belirleyicilere baskı unsuru olarak ortaya çıkan bu devlet dışı unsurlar, hem yönetimde verimliliğin arttırılmasında hem de katılımcı kültür ile demokratikleşmenin gerçekleştirilmesinde önemli roller üstlenmektedirler. (Palabıyık, 2004;64-69).

Kamu Sektöründe İşletmeci Yaklaşım

Ülkemizde yeni kamu yönetimi çerçevesinde benimsetilmeye çalışılan kamu işletmeciliği anlayışına göre, hizmetin müşteri odaklı sunulmasına yönelik yeni bir takım uygulamaların getirileceği varsayılır. Ancak böyle bir anlayışın kamu yararı kavramının yeniden tartışılmasını gerektireceğine dair görüşler ortaya atılmıştır. Klasik kamu yönetimi anlayışındaki kamu yararı/çıkarı kavramı ile yeni kamu yönetimi anlayışında hayat bulan müşteri odaklı işletmeci anlayışın uyuşmadığı açıktır. Palabıyık’a göre, yukarıda bahsettiğimiz üzere, işletme anlayışından hareket eden yönetişim anlayışının önemli açmazı, hizmetlerin üretimi ve sunumunda uzun dönem amaçlarının siyasal süreçlerde seçilmişlerce belirlenmesi olmaktadır.

İşletmeci kamu yönetimi anlayışında, kamu kurum ve kuruluşlarının performansıyla, personel performans yönetimlerinin düzenlenmesi ve denetlenmesi öncelikle uygulanması gereken faaliyetler olarak belirlenmektedir (Çevik,2002;42). Zira performans yönetimi, verimliliğin ön koşulu olarak görülmektedir. Ancak kamu sektörünün kar amacı gütmemesi, kamu kurumlarında örgütsel amacın ne olduğunun sorgulanmasına neden olmaktadır. Buna karşın kamu yararı veya çıkarı kavramının muğlaklığı bir takım sorunları da beraberinde getirmektedir. Vatandaşın kamu hizmetlerinden memnun olmayışı da bu çerçevede anlam kazanmakta, kamu yönetiminde işletmeci bakış açısının önemi ve uygulama alanı vurgulanmaktadır.

Türkiye’de Yeni Yönetim Anlayışıyla İlgili Tartışmalar

Kamuda dönüşüm adı altında sunulan yönetişim ve yerel yönetimlerin oluşturulmasına yönelik fikirlere ve uygulamalara bir takım eleştiriler de gelmektedir. Özellikle Türkiye’deki uygulamalara bakıldığında, toplumdan gelmesi gereken yönetime ve sorunlara ilişkin taleplerin, politika karar vericileri tarafından yukarıdan aşağı[5], verimsiz ve sorunları bilmeden yapılan değişimler şeklinde halka benimsetilmeye çalışıldığı gözlemlenmekte, toplum bilinçlendirilmemekte ve halk yönetime katılmada çekingen davranmaktadır. Endişelerin giderilmesi ve katılım için gerekli düzenlemelerin yapılarak, katılımcılığın artmasına yönelik bir takım önlemlerin alınması gereği ortaya çıkmaktadır. Keza devletin burada siyasi ve karar almada katılımı sağlaması değil, bu katılımın olabilmesi için gerekli ortamı temin etmesi gerekmektedir. Aksi durumda ne yönetimde katılımcılıktan, açıklıktan ve demokrasiden, ne de şeffaflık ve güvenilirlikten söz edilebilir.

Öte yandan Kamu Yönetim Reformu başlığı altında ele alınan ve küreselleşmenin gereklerinden olan devletin küçültülmesi, istihdamın sözleşmeye göre yapılarak, performansa dayalı bir ücret sisteminin getirilmesi ve çalışma usulünde toplam kalite yönetiminin benimsenmesi bir takım toplumsal sorunları beraberinde getirecektir. Bu anlamda devletin egemenlik alanının bir kısmını büyük sermayeye terk edeceği varsayılmaktadır ki bu da eleştiri noktalarından bir diğerini oluşturmaktadır. Türkiye’deki kamu personel sayısının ve KİT’lerin oluşturulmasının, diğer liberal ekonomiyi benimseyen ülkelerle kıyaslandığında düşük düzeyde kaldığı da belirtilerek, kamu yönetim reformuna ve Türkiye’ye dayatılmasına karşı eleştirilerin haklılığı savunulmaktadır. (Güler, 2003;26-34).

Türkiye’de yerel yönetimlerin sağlıklı bir şekilde çalışamamasının nedeni olarak toplumsal gereksinimleri karşılayamamasında, yukarıdan aşağı dikta edilmesinde ve toplum tarafından talep edilmemesi gösterilmektedir. Dolayısı ile farklı kültürel yapılar arası uyuşmazlık sorunları da beraberinde gelmektedir. Kamu yönetiminde yeniden yapılanmanın verimli ve etkili olabilmesi toplumsal koşulların analiziyle mümkün olacağı savunulmaktadır. Bu kapsamda yerel yönetimlerin oluşturulması, ancak oluşturulacak yönetimlerinin denetim mekanizmaları ile gözlemlenmesi ve feodal yapıların oluşmaması için gerekli önlemlerin alınması gerekmekte; Yani kurumsal amaç ve hedeflerin gerçekleştirilmesi sürecinde bir takım sosyal ilişkiler, toplumsal kültür ve yapının incelenmesinin önemine vurgu yapılmaktadır. Öte yandan oluşturulacak ve yetkilendirilecek yerel yönetimlerin yetki kapsamlarının ne olduğu açıkça ortaya konularak, bürokratik kültür geleneğinin kurumsallaşması için yeterli çabanın gösterilmesi demokratikleşmenin bir koşulu olarak gösterilmektedir. Bilinçlendirilmiş toplumun, kitle iletişim araçlarının da etkisiyle yerel yönetimlerin üzerinde söz sahibi kılınması ve yönlendirme kapasitelerinin arttırılması hedeflenmektedir. Aksi durumda bireysel çıkarların önde geldiği sivil toplum örgütlenmeleriyle, yeni bir siyasal kültürle gelecek olan yerel yönetim reformlarının etkili olması beklenmemelidir. (Tortop,2004;56-61). Yerel yönetimlerin amaçlarına ulaşabilmesi yeterli örgütsel esneklik, uzman işgücü, şeffaflık, sorumluluk ve kontrol mekanizmalarının belirlenmesine ve işlerliğine bağlı olduğunu belirtmiştik[6]. Ancak bununla birlikte ülkemizde yönetimin yerelleşmesi sürecinde dışarıdan alının modellerin, ilgili kavramların açıkça ortaya konulabilmesi ve toplumsal yapıya uyarlanabilmesi gerekmektedir. Bunların, toplumun ve kamu sektörü ile özel sektörün ihtiyaçları doğrultusunda tanımlanmasıyla hem anlam karmaşasının ortadan kalkacağı hem de uygulamadaki sorunların aşılmasının ve yapılacak değişikliklerin özümsenebilmesinin sağlanacağı düşünülmektedir.

Türkiye’de Kamu Yönetiminde verimliliğin sağlanabilmesi, katı bürokrasinin ve kadrolaşma faaliyetlerinin aşılabilmesi için alınması gereken önlemlerin, orta ve uzun vadeli olarak belirlenmesi mümkündür. Orta vadeli yaklaşımda, şeffaflığın sağlanması, iç ve dış denetim yapılarının geliştirilmesi, yolsuzlukla mücadelede oluşturulacak bir kurumun varlığı ve ücretlerin iyileştirilmesi gibi faktörlerin göz önüne alınması gerekmektedir. Uzun vadeli önlemler için, toplumsal yapıda demokrasi kültürünün benimsenmesi ve korunması, sivil toplum kuruluşlarının etkin kılınması başta gelen düzenleme ve çalışmaları oluşturmaktadır.

Sonuç itibariyle hem dünyada hem de Türkiye’de hükümetten, önlemlerden ve reformlardan beklentiler özetle şu şekilde belirtebiliriz:

  • Yurttaşların bilgilendirilmesi
  • Farklı çıkarların temsili için gerekli araçların sağlanması
  • Açık kamusal alanın oluşturulması ve korunması
  • Kamu yararının gerçekleştirilmesi
  • Tekelliğin ortadan kaldırılarak rekabetin teşviki ve desteklenmesi
  • Yerel yönetimlerin oluşturularak, verimliliğin arttırılması, bürokrasi ve kırtasiyeciliğin azaltılması
  • Doğrudan katılım mekanizmalarını harekete geçirmek
  • Sivil toplum örgütlerinin güçlendirilmesine izin vermek
  • Şeffaflık-hesap verebilirliğin arttırılması
  • Belli çıkar gruplarının değil halkın çıkarının yani kamu çıkarının gözetilmesi
  • Bilişim ve iletişim teknolojilerinin verimli kullanımı.
 Yavuz YÜCE
Adnan Menderes Üniversitesi
Uluslararası İlişkiler 
 

Kaynakça

Bilgin, M. H. (Haziran 2003). Yozlaşma v Türk Siyasal Yaşamının Yeniden Yapılanması: Bir Model Önerisi. Amme İdaresi Dergisi , 35-49.

Çevik, H. (Eylül 2002). Kamu Yönetimi Başarısızlık Teorisi ve Eleştirisi. Amme İdaresi Dergisi , 39-53.

Erkan, V. (2008). Kamu Kuruluşlarında Stratejik Planlama: Türkiye Uygulaması ve Kuruluşlarda Başarıyı Etkileyen Faktörler. Ankara: Devlet Planlama Teşkilatı.

Güler, B. (Aralık 2003). Kamu Personel Sisteminde Reform Zorlamaları. Amme İdaresi Dergisi , 17-34.

Güzelsarı, S. (Haziran 2003). Neo-Liberal Politikalar ve Yönetişim Modeli. Amme İdaresi Dergisi , 17-34.

Özer, A. (2006). Kamu Yönetiminde Kimlik Bunalımı Üzerine Değerlendirmeler. Sayıştay Dergisi , 3-23.

Palabıyık, H. (Mart 2004). Yönetimden Yönetişime Geçiş ve Ötesi Üzerine Kavramsal Açıklamalar. Amme İdaresi Dergisi , 63-85.

Sheng, Y. K. (Yok). What Is Good Governence. Thailand: United Nation: Economic And Social Commission For Asia And The Pacific.

Tortop, N. (Mart 2004). İletişim ve Bilgi Edinme Hakkının Önemi. Amme İdaresi Dergisi , 29-45.

Yağmurlu, A. (Aralık 2004). Örgüt Kuramları ve İletişim. Amme İdaresi Dergisi , 31-55.


[1]  Türkiye’de kamu yönetimi reformunun nasıl karşılandığı da bu noktada önem kazanmakta, yeni uygulamaların hem vatandaş tarafından hem de kamu çalışanları tarafından benimsenmesi gerekmektedir.

[2]  Türkiye’de yönetimde yerelliğin benimsenmesiyle bahsedilen sorunların önüne geçilmesi amaçlanmakta, il özel idareleri kurularak, bu idari mekanizmaların çeşitli bakanlıkların görevlerini, kendi bölge sınırları içerisinde üstlenmesi söz konusu olmaktadır.

[3]  Bu konu hakkında ayrıntılı bilgi için TESEV araştırmalarını inceleyebilirsiniz.

[4]  Ayrıca belirtmek gerekir ki, tüm bu unsurlar demokratik bir ülkenin gerekleri olarak görülmektedir.

[5]  Türkiye’de kamu reformlarının kamu çıkarını değil, iktidar partisi çıkarını gözettiğinden, literatürde sıkça bahsedilmektedir. Örnek olarak ise, yerel yönetim reformuyla, mahalli idarelerin gerçekleştirebileceği yatırım ve faaliyetlerin merkez yönetimin görevleri arasında sayıldığı, bir takım kararların bazı bakanlıkların izni olmadan alınamayacağı ve uygulanamayacağı gösterilmektedir. Ayrıntılı bilgi için bkz; Amme İdaresi Dergisi, Aralık 2003, Aykut Potalıoğlu, Türk Kamu Yönetim Sisteminin Yeniden Örgütlenmesi Üzerine Düşünceler.

[6] Ülkemizde bunlara ek olarak yerel yönetimlerin mali, idari ve yetki kapsamındaki güçsüzlüğünün de üstünde durulmaktadır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı