HUKUKSİZDEN GELENLERULUSLARARASI İLİŞKİLER

Self Determinasyon

Nasıl insanların bazı temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu kabul ediliyorsa tabiri yerinde ise milletlerin de bazı temel hak ve hürriyetleri söz konusudur. En temel insan hakkı olan yaşam hakkının milletlerarası sahada karşılığı self determinasyondur. Nasıl yaşam hakkına müdahale hiçbir şartta mümkün değilse milletlerin de kendi geleceklerini belirleme hakkına müdahale mümkün olmamalıdır. Zira kendi akıbetine kendi karar veremeyen bir millet artık kendisi üzerinde söz sahibi olan milletlerin ya da kişilerin esaretindedir ve bağımsız hareket etme kabiliyetini kaybederek yok olmaya mahkumdur.

Yaşanan üzüntü verici olaylar gösteriyor ki self determinasyon dedikleri ve milletler için hayati önemi haiz hak, sadece bazı milletlerin hakkıdır. Gücü ve parası olmayan insanların yaşam hakkı nasıl kolayca çiğnenebiliyorsa güçlü olmayan milletlerin de kendi geleceklerini belirleme hakkı aynı şekilde kolayca çiğnenebiliyor. Bu ihlaller eskisi gibi doğrudan doğruya askeri müdahale ile yapılmıyor olsa da günümüzde daha etkili ve kolay yollar keşfedilmiş durumda. Yabancı kaynaklı bir haber ajansının ülkenizde saatlerce kesintisiz ve abartılı yayın yapması masumane bir haber sunma hizmeti olarak algılanıyor. Yabancıların ülkenizde protestolar tertip etmesi ya da protestolara dahil olması demokratik hak talepleri olarak kabul ediliyor. Kamu mallarının sözde demokratik taleplerle yakılıp yıkılması, yollara barikatlar kurularak güvenlik güçlerine molotof kokteyli ile saldırılması masumane halk hareketleri olarak değerlendiriliyor. Bu yollarla yönetimde bazı değişikliklerin yapılması hatta başbakanın görevi bırakması talep edilerek kimin nasıl yönetileceği tayin ediliyor. Tüm bunlar yaşanırken, kendini temsil edecek lideri belirlemekten aciz bir milletin var olamayacağı ise hiç akla gelmiyor.

Uluslararası arenada çıkarlar ön plandadır. Kimse çıkarına hizmet etmeyen bir işte kimseye yardım etmez. Kendi ülkesi dışında yaşayan insanların hayat standartlarını yükseltmek, oralara demokrasi ve özgürlük götürmek işin görünen kısmıdır. Bu iş kendi ülkesine bir fayda sağlamayacaksa ya da kendi ülkesi için muhtemel bir tehlikeyi önlemeyecekse deyim yerinde ise kimse kimsenin kara kaşına kara gözüne sevdalanarak hareket etmez. Son günlerde yaşanan olayların en üzüntü verici tarafı da budur aslında. Kendi ülkesi, kendi milleti haricinde ne kadar söylem varsa onun arkasında yer alan bir güruh maalesef nereye sürüklendiğini ya bilmiyor ya da daha kötüsü artık kendini bu milletten hissetmiyor. İngiltere’nin bizim iyiliğimizi, ilerlememizi, güçlenmemizi isteyeceğini zannederek İngiltere ile yan yana aynı söylemde buluşmayı başka türlü izah mümkün görünmüyor.

Açıkça görülmese de 21. yüzyılın başında ikinci bir istiklal mücadelesi verilmekte. Bu mücadele 20. yüzyılın başında verdiğimiz mücadeleden daha zor bir mücadele. Zira bu kez millet kendi ile mücadele etmekte. Bir asır evvel bu milletle başa çıkmanın mümkün olmadığını anlayanlar bu milleti ancak kendi evlatları ile alt edebilecekleri hülyasına kapıldı. Ancak yine unuttukları bir şey vardı ki yaşantısı ile kendilerine benzettikleri bu milletin evlatları altın gibidir, yere düşmekle kıymetten düşmezler. Altın ateşle imtihan edilir. Bu milletin evlatları ateşle olan imtihanından başarıyla geçecektir. Yeise ve endişeye mahal yoktur. Hatta sevinmek vaktidir zira başlar yüksekte; yüksekte olduğundandır ki başımıza bu çorap örülmek istenmekte. Sevinin zira bu tekerlek kalmaz tümsekte.

Ali Rauf KESKİN

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı