AVRUPABÖLGESEL ANALİZLERSİZDEN GELENLERTARİH

İngilizlerin Politika Sanatı

M. EREN AKIN

19.yüzyılın tamamına damgasını vurmuş olan Büyük Britanya İmparatorluğu kuşkusuz tarihte var olmuş olan en önemli uygarlıklardan birisiydi. Tabii ki, Büyük Britanya İmparatorluğu tarihin gördüğü tek imparatorluk değildi ancak güç ve uygulanan politikalara baktığımızdan bu imparatorluğun diğerlerinden çok farklı olduğunu görürüz. Birçok imparatorluğa göre daha sistemli politikalar üretmiş ve gücünü çok mantıklı kullanmasını bilmiştir.

İngiltere’de hep bir mutlakıyet olagelmiştir. Ülkeyi yönetenler, başarılı olmaları bir yana, hep acımasız, sert ve şüpheci olmuşlardır. Belki bu konuda kendilerince haklılar. Çünkü güneşin hiç batmadığı, hiçbir zaman tamamıyla gece görünmeyecek kadar geniş, birçok ulusu barındıran bir ülkeyi yönetmenin ne kadar zor olduğunu düşünün. Rus tarihindeki Çarlar gibi, İngiltere tarihindeki parlamentolarda da mutlakiyetçilik değişmez bir unsurdur.

İngiltere adası her ne kadar geniş ise de barındırdığı nüfusa yetecek kadar “mahsul” üretemediğinden halkın yiyecek ihtiyacını karşılamak, diğer taraftan sanayi için gerekli olan ham maddeyi ucuza temin etmek, öte yandan sanayi ürünlerinin fazlasını yüksek karla satıp faydalanmak için dış pazara ihtiyacı vardı. Kısacası İngiltere’yi yaşatan sömürge ve dış pazardı. Büyüyen nüfusun ortaya çıkarabileceği problemleri ortadan kaldırmak için yeni topraklar bulmak gerekiyordu. Çünkü nüfusun artması küçük bir ada devleti olan Britanya’da önemli ekonomik ve siyasi problemleri ortaya çıkarabilirdi. Bu nedenle, Britanya yönetimi yeni tersaneler kurmuş, yeni gemiler üretmiş ve tüccarlarını Britanya’yı zenginleştirmeleri için dünyanın çeşitli yerlerine konumlandırmıştır.

İngiltere 7 yıl savaşları(1743-1751) sonunda Hindistan’ı kontrol eder hale geldikten sonra, 1750’lerden itibaren başlayan Sanayi İnkılabının ardından Osmanlı Devleti ile olan ilişkilerini geliştirmeye başladı. İngiltere’nin bu çabasının sebebi; Amerika’da ki kolonilerinin çoğunu kaybetmiş olması ve Osmanlı Devleti’nin coğrafyasından kaynaklanan stratejik durumun ve ekonomik potansiyelin kendine yetecek kadar olmasıydı.

Ayrıca Hindistan’da İngiltere hakimiyetinin sürmesi için, bu ülkeyi kontrol eden kara ve deniz yollarına hakim olması gerekiyordu. Bunun için Cebelitarık, Malta, Mısır, Arabistan, Süveyş, Kıbrıs ve Irak ya tamamen İngiltere’nin kontrolünde olmalı ya da zarar veremeyecek kadar zayıf, İngiltere’nin kontrolünde birkaç devletin elinde olmalıydı. İngiltere bu sebeple Osmanlı Devleti ile ikili ilişkileri geliştirme yoluna gitti. Osmanlı ile imzaladığı kapitülasyon anlaşmasıyla geniş ticari ve iktisadi haklar kazandı. Böylece Osmanlı Devleti üzerindeki ilk sanat politikasını uyguladı; ticari sıfatla geldiği topraklara, siyasi sıfatla yerleşti. Bundan dolayı Boğazlar Meselesiyle ve Ortadoğu’da Hindistan yolu ile ilgili bütün olaylarla İngiltere doğrudan ilgilenmeye başladı. Aslında bu imparatorluğun daha çok ticari amaçlarla yaratıldığını söyleyebiliriz. Çünkü bu gücün uluslararası alandaki en önemli temsilcileri dünyanın hemen her yerine gitmiş olan ve devletten daha çok büyük destek gören İngiliz tüccarlarıdır. Britanya, bir yerde hâkimiyet kurmak istediği zaman oraya önce tüccarlarını göndermiş, daha sonra tüccar kafilesini Kraliyet Donanması takip etmiştir.

İngiltere’nin Osmanlı üzerindeki 2. Politika sanatı ise Kudüs’te Protestan kilisesi açtırıp bu cemaatin ağabeyliğini üstlenerek Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmayı hedeflemesidir. Çünkü Katolik Fransa ve Avusturya’nın bu rolü oynaması ve zaman zaman başarılı olması İngiltere’yi bu politikayı izlemeye teşvik etti. Osmanlı Devleti ilk olarak bünyesinde Protestan halk bulunmadığından Kudüs’te Protestan bir klişe açılmasına izin vermedi. Fakat Tanzimat Fermanı’ndan sonra bu fikre engel olamadı. İngiltere’nin bunu yapmasındaki asıl amaç iç işlerine karışmaktı ama bir diğer sebep olarak da Osmanlı Devleti’nin milletlerarası paylaşımı durumunda aslan payını alabilmek için aracı bir topluluğa kavuşmuş olacaktı.

İngiltere 1880 yılında Gladstone hükümetinin iktidara gelmesiyle yaklaşık bir asırdan beri süre gelen İngiltere politikası değişmeye başladı. Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü koruma politikası terk edildi. Bunun ilk kanıtı ise Mısır’ın İngilizler tarafından işgali oldu. İngiltere, Osmanlı Devleti’ni parçalayıp kendisine dost küçük devletler kurmayı ve bunları Rusya’ya karşı tampon olarak kullanmayı öngören bir politika izledi.

İngiltere’nin gittiği yerleri uzun süre problemlerle karşılaşmadan yönetmesinin arkasında uyguladığı yumuşak güç unsurlarının da rolü olmuştur. İngiltere, kontrolüne aldığı topraklara kendi insanlarını da gönderiyor, onlardan İngiliz yaşam biçimini ve inanışlarını bulundukları topraklarda yaymalarını istiyordu. Bu şekilde gittikleri ülkelerde İngiliz kültürü ile yoğrulmuş insanlar yaratarak bu topraklarda siyasal ve ekonomik kontrollerini uzun süreli tutmak istiyorlardı. Çünkü İngiliz kültürü ve eğitimi ile yoğrulmuş insanlar önünde sonunda İngiliz Gücü’ne ve politikalarına sıcak yaklaşacaklar ve kendi ülkelerinin yönetimini ele aldıklarında sadık birer İngiliz vatandaşı gibi davranacaklardı. Bugün Hindistan’da ve Pakistan’da en popüler spor kültünün kriket olması, Çin anakarasında bulunmasına rağmen Hong Kong’da İngiliz yaşam tarzının egemen olması ve özellikle Doğu ve Güneydoğu Asya’da İngiliz giyim-kuşam tarzının asillik ifadesi gibi algılanması hep İngiltere’nin “yumuşak güç” unsurunu iyi kullandığını gösterir.

İngiltere’nin en görünür genel politika sanatının özelliği ise, ekonomik başarılarını siyasi kuvvet haline getirmesidir. Üstelik bu siyasi gelişme için İngiltere’nin kendi kanını akıtmış olmasını bir alçaklık olarak görmekte büyük hatadır! Çünkü savaşa paralı askerler ve sömürge ettiği bölgelerden topladığı askerler yeterli geldiği sürece kendi vatandaşını göndermemiş, kendi milletinin çok kıymetli kanını son damlasına kadar israftan sakınmış, fakat zafer için gerekli olduğunu gördüğü zaman bu fedakârlıktan çekinmemiştirZafer kazanamamış olmasına rağmen bunun en güzel örneğini Çanakkale’de gördük sanırım.

Ortadoğu’da ise 400-500 yıldır İngiliz politikası egemendir. İngilizler 500 yıldır Ortadoğu’da korkunç politikalar geliştirdiler ki; en büyüğü Yahudileri Filistin topraklarına yerleştirip onlara devlet kurmalarında yardımcı olması oldu. Hatta bu sayede akla gelmeyecek politikalar üretmede çok tecrübe edindiler. Velhasıl Ortadoğu sorunu İngiliz politika sanatının bir sonucudur.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı