BÖLGESEL ANALİZLERSİZDEN GELENLERTÜRKİYE

Dünya Enerji Ligi ve Türkiye’nin Gerçekleri

Türkiye’nin ben de varım iddiasıyla küresel enerji ligine adım atması sonrası dünya, ekonomik ve siyasi alanda birçok değişim geçirdi. Dünya adeta kavanoz içinde çalkalanan bir karışım gibi kaotik bir sürecin içine girdi. Yerleşik haldeki neredeyse her unsur tekrar konumlanmak üzere yerinden oynadı.

ÖZGE NAZİFE CEYLAN

Jeofizik Mühendisi

Dünya devletlerinin enerji talebinde meydana gelen aşırılık, milenyum sonrası yeni arayışları beraberinde getirdi; Dünya birincil enerji arzı 1973 ve 2010 yılları arasındaki 37 yılda yaklaşık iki kat artarak 2010 yılı itibariyle 12.717 mtep (milyon ton eşdeğer petrol) düzeyine ulaşmıştır. Söz konusu dönemde; petrolün payı %46,1’den %32,4’e düşerken, doğal gazın payı %16’dan %21,4’e, nükleer enerjinin payı %0,9’dan %5,7’ye ve hidrolik dahil yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarının payı ise %1,9’dan %3,2’ye yükselmiştir (IEA 2012a, s.6).

Dünya yer altı kaynakları ve enerji verimliliği haritalarında koyu renkle boyanan coğrafyalara sert rüzgarlar esti; Ortadoğu tekrar karıştı, Asya iştah kabartıyordu ama çetin cevizdi. Nitekim Asya, Çin’den sorulur olmuştu…

Türkiye bu büyük enerji temelli siyasi ve ekonomik mücadelenin, yeni parlayan ve küçümsenmemesi gereken bir parçası oldu. Sahip olduğu değerli kaynaklar ve gelişim trendi göz önüne alındığında artık bir ‘kolay lokma’ olmayan ülkemiz, erkil bir enerji sağlayıcı olabilme yolunda temkinli adımlar atmalı.

Örneğin dünya Bor rezervlerinin yaklaşık %70’ine sahip olan Türkiye, bu alanda yapılan akademik çalışmalar itibariyle birçok dev iştahla zorlu bir mücadelenin ortasında buldu kendini.

2008 yılı, bor hakkında yazılmış akademik makaleler sıralamasında ilk üç sırayı ABD:916, Çin:827 ve Japonya:465 alırken, Türkiye bu yarışta Avrupa ülkelerinin de gerisinde kaldı. Tirajikomik bir şekilde dünya Bor zengini Türkiye, değerlendirme çalışmaları konusunda 138 makaleyle 11. sırada!

Karamsar nitelikteki örnekler belli nispette çoğaltılabilir ama eksi hanenin karşısına pozitif yöndeki gelişmeler konulunca, ülkemizde genel itibariyle umut aşılayan bir tablo hakim. Başbakan Erdoğan’ın enerji konusundaki ciddiyeti ve azmi, teknokratlarımızın da kalitesiyle her geçen yıl bölgede ve dünyada önemli adımlar atıyoruz. Stratejik kaynakları milli sermaye kapsamına alan yasa ile başlayan enerji atılımı hamlesi ciddi boyutlara ulaştı. Dolayısıyla, Türkiye’nin bu noktada daha gerçekçi enerji politikaları üretmesi gerekir. Başta sanayi bölgeleri olmak üzere enerjideki tüketim her yıl ortalama yüzde 6 artıyor. Ülkemizin enerji tüketimi gösteriyor ki, Türkiye kendi enerji santrallerinin sahibi olmadan gelişim için yeterli altyapıyı kuramayacak ve tökezleyecektir.

Fosil yakıt kaynaklarının gittikçe azalması nedeniyle Rüzgar, Güneş, Bio-yakıtlar gibi yenilenebilir enerji kaynakları ilk tercihlere yükseliyor. 2020 yılına kadar Rüzgar ve Jeotermal gibi yenilenebilir kaynaklardan 3 bin 83 megawat elektrik enerjisi üretme potansiyeli bulunan ve sahip olduğu güneş enerjisi potansiyeli açısından birçok ülkeye göre şanslı durumda bulunan Türkiye, bu potansiyelini neredeyse hiç kullanamıyor. Yılın 110 gününü güneşli geçiren Türkiye, ürettiği enerjinin sadece yüzde 0,1 ini güneşten elde ediyor.

Bir çözüm önerisi olarak yenilenebilir enerji altyapısının kurulmasında faydalı olacak en önemli yöntem devlet teşvikleridir.

Dünya Bankası verilerine göre 83 ülkede yenilenebilir enerji teşvikleri uygulanıyor. Güneş enerjisine en fazla yatırım, en çok güneş alan ülkelerden ziyade teşviklerin en bol olduğu ülkelerde gerçekleşiyor.

Yani , akılcı politikalar türetmeden ‘babadan zengin’ olmanın çok da ehemmiyeti yok…

Çözüm süreciyle beraber Güneydoğu Anadolu bölgesinin zengin yeraltı kaynaklarına, kendi kaynaklarımıza rahatça ulaşabiliyoruz. K. Irak petrolleri ve aynı havzanın doğalgazı için Avrupa’ya enerji kanalı olma avantajını kazandık. En ciddi enerji hamlelerinden olan Nükleer teknoloji gecikmeli de olsa topraklarımıza yerleşmeye başladı. Türkiye hükümeti yurtdışı eğitimleri kanalıyla kendi teknik personelini de oluşturarak sağlam bir hazırlık dönemi geçirdi. Yenilenebilir enerji kaynaklarını ele aldığımız bu yazıda gözden kaçırılmaması gereken en önemli gerçek, yenilenebilir enerjinin yeterli verimliliğe sahip olmadığı dezavantajıdır. Dolayısıyla; Nükleer teknolojiler önümüze koyduğumuz 2023 hedefleri açısından hayati öneme sahiptir. Bunun yanında henüz ölmemiş en ciddi kaynaklardan olan petrol ve doğalgaz cevherlerimizi işleme kararlılığından da geri adım atmamalıyız. Ülkemizdeki kömür ve şeyl gazı mevcudiyeti de bilim ve üretim yeteneğimizin paralelinde dünya enerji liginde bize güç getirecek önemli varlıklar. Hemen her potansiyeli değerlendirebilme altyapımız, enerji politikalarımızın temel dinamiği olacak.

Türkiye’nin bu tavrı ‘acemi iştahı’ olarak değerlendirilmemeli.

‘’Sonuç odaklı politikalar güden bir iradenin, maksimum oranda menfaat girişimi’’ diyebiliriz mesela…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı