BÖLGESEL ANALİZLER

ABD Gerileyen Bir Güç (mü?)

Peki, gerçekten ABD gerileyen bir “Güç” ise özellikle Ortadoğu’da dış politikası rotasının değişmesi ve iç politik nedenlerden dolayı çekilmesi “gerilemesi” yorumunu yapılması erken midir? Cevap çok net açıktır! ABD hakkında sadece Ortadoğu politikalarıyla hüküm verilemeyeceğidir.

YUSUF ERTUĞRAL
Bahçeşehir Üniversitesi,Küresel Siyaset ve Uluslararası İlişkiler

17 Aralık’tan bu yana Türkiye’nin iç politikasının gündeminin başında yapılan operasyonlar hakkında birçok şey yazıldı çizildi. Amerika’nın bu operasyonu başlattığı ve planladığı iddialar arasında. ABD’nin gerek Türk kamu oyununda ve akademik camiasında gerekse de dünya kamuoyunda ve akademik çalışmalarında artık “Gerileyen bir Güç” olduğu söz edilmekte.

Peki, gerçekten ABD gerileyen bir “Güç” ise özellikle Ortadoğu’da dış politikası rotasının değişmesi ve iç politik nedenlerden dolayı çekilmesi “gerilemesi” yorumunu yapılması erken midir? Cevap çok net açıktır! ABD hakkında sadece Ortadoğu politikalarıyla hüküm verilemeyeceğidir.

ABD, deki think thank kuruluşları Ortadoğu konusunda 1950’lerde geliştirilen paradigmalar üzerinde araştırmalar yapıyor ve stratejiler kuruyor. Nitekim ‘Ortadoğu Çalışmaları’ başlıklı araştırma alanı da genellikle uluslararası ilişkiler disiplinin içerisinde yer alıyor ve disiplinin moda kavramları etrafında tartışılıyor.

Obama’nın dış politikadaki duruşu 20.yüzyıl boyunca şekillenen güvenlikçi yaklaşımından uzak. Yeni ABD dış politikası enerji ihtiyacını karşılamış, dış dünyaya mesafeli ve kaynaklarını iç meselelere kullanan bir ülkenin stratejik duruşu üzerinden şekilleniyor.

ABD’deki dış politika yaklaşımı bakımından üç temek ekol var. Bu ekollerden ilki, Amerika’nın dünyanın tamamını kontrol etmek durumunda olduğuna inanan ve bunu yapmak için de askeri gücünü ön planda tutması gerektiğini düşünen kontrolcüler, yani controllers grubu. ABD’nin en büyük silahının vurucu kuvveti, yani sert gücü olduğuna inanıyorlar. Neo-Conların genellikle benimsediği bu stratejinin en büyük uygulamacıları baba-oğul Bushlar olmuştur. Zbigniew Brezinski, William Kristol, Robert Kagan gibi isimler ilaveten Pentagon’un genel tercihinin bu yönde olduğu söylenebilir.
İkinci ekol ise; dünyanın şekillendirilmesi gerektiğini düşünen ve shapers denilen ekol ise Amerika’nın “dünyanın efendisi” değil, “lideri” olması gerektiğini düşünmekte. Liderlik vasfının stratejik ortaklıklarla geliştirilmesi ve diğerlerine rağmen değil, diğerleri ile birlikte yol almanın önemini vurgular. Bu çerçevede etkili olan silah askeri değil, ekonomik ilişkiler olduğunun dan ABD’nin yumuşak gücü, kullananıma yönelmesini yönelmesi gerektiği ni söylemektedir. Clinton ve kısmen Obama da bu görüşe yakın, bu ekolün teorisyeni Joesph Nye.

ABD ‘nin dış politika yaklaşımındaki üçüncü ekol ise Amerikan gücünün kendi kıtasına çekilmesi gerektiğini savunan “abstainers” grubu. ABD’nin mümkün olduğu kadar dünyanın diğer bölümlerinden uzak durması gerektiğini söyleyip 1823 Monroe Doktrini ’den kalma izolastiyonist bir tavrı benimseyenler bu gruba dâhildir. Aralarında Thomas Friedman gibi liberal dünyanın işleyişine müdahale etmeden geçit vermekten yana duran piyasacıların yanı sıra Pat Buchanan gibi ABD’nin kendi şirketlerini ve üretimini kuvvetlendirmek, kendi ülkesindeki sosyal sorunlarla uğraşmak gibi konulara vakit ayırması gerektiğini savunan muhafazakârlar da var. Bu ekolün Savucularına göre ABD dünyana, özellikle de Avrupa’ya ve çevresine ne zaman müdahale etmeye kalksa bunun yan etkilerini Amerikan vergi mükellefleri çekmektedir. Oysa karşı kıyının işlerinden ne kadar uzak kalırsa sonunda bu durumunun nimetlerinden faydalana biliniyor.

Kısmen “shapers” ekolüne yakın duran Obama’nın yaklaşımında bu ekolle bazı paralellikler olduğu da söylenebilir. Özellikle ekonomik kriz sonrası dışarıdaki askeri güçlerini geri çekip, müttefiklerine yol vermeye çalışması ve Amerikan halkının iç sosyal sorunlarına olan ilgisi onu bu kategoriye yaklaştırıyor. Bu karşın şurası kesin ki, Obama Irak’tan ve Afganistan’dan çekilme süreçlerine rağmen dünyaya tam kapalı değil, aksine ilk seçim kampanyasını Berlin’de başlatmış, seçiminin hemen ardından Türkiye ve Mısır’dan Müslüman coğrafyasına seslenmiş, bir yandan da Uzakdoğu ziyaretlerle ve çeşitli söylemlerle beyan etmiş bir lider. Bir anlamda bütün dünyanın lideri olmaya soyunan biri.
Kısaca Amerika’daki söz konusu söz ettiğimiz ekollere bakıldığında Amerika’nın bir klik’i olmadığını görürüz.

Söz edilen ekollerin dünya ya bakış açısı ve ağırlığına bakılarak Türkiye’deki operasyonların perde arkası analiz edilebilir. İlerleyen zamanlarda özellikle Ortadoğu’nun geleceği ve Türkiye’nin tahmin edilebileceği düşüncesindeyim.

Bu makale ingilizce olarak Turkey Tribune de yayınlanmıştır.”

http://www.turkeytribune.com/turkey-tribune/u-s-regressive-power-really.html

Okunması önerilen kaynak:
Amerika’daki “ekoller” hakkında; Deniz Ülke ARIBOĞAN, Büyük Resmi Görmek, İstanbul, 2013, Timaş,s.62 -63.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı