SİZDEN GELENLERTÜRKİYEULUSLARARASI İLİŞKİLER

Türkiye’nin Enerji Vizyonuna Taze Kan

Türkiye’nin Doğu-Batı enerji yolunda arzuladığı rolü elde edip edememesi uzun vadede kendisini bölge üstü bir güç yapma noktasındaki en önemli etkenlerden biri olacaktır.

GÖKTUĞ SÖNMEZ

University of London, The School of Oriental and African Studies

Sovyetler’in dağılması süreci Türkiye dış politikasında yeni arayışlar, umutlar ve beklentiler doğurmuştu. Bunlardan biri retorik olarak öne çıkan Türk dünyası ve bu sınırlar içerisinde neler yapılabileceğiydi. Öte yandan bu söylemin içini dolduracak adımların atılması hayati önem taşıyordu. Bu kapsamda bağımsızlığına kavuşan Türk cumhuriyetleriyle ekonomik, askeri ve sosyal bağlar kuvvetlendirilmeye çalışıldı.

Türkiye ve Sovyet sonrası Türk dünyası oldukça kapsamlı bir konu olmakla beraber olayın enerji boyutuna kısaca değinmek, Türkiye’nin otuz beş yıllık enerji köprüsü olma çabasına ışık tutacaktır. Asrın projesi olarak adlandırılan BTC hattıyla beraber Batı’nın da desteğiyle Türkiye, Orta Asya ve Kafkasya üzerinden Batı’ya enerji taşımak ve kendi artan enerji talebini karşılamak noktasında oldukça önemli bir atılım yapmış oldu. Bu kapsamda Avrupa ve Rusya arasındaki enerji projeleri üzerinden süregelen mücadelenin ortasında kalma tehlikesi yaşarken akılcı bir siyasetle temel faydalanıcı pozisyonuna yükselme imkanına da kavuşuldu.

Türkiye üzerinden enerji taşınması fikri Batı için nispeten oldukça fazla soru işareti barındıran Rusya ve İran seçeneklerini en azından çeşitlendirmek ve uzun vadede bu iki enerji rotasına olan bağımlılığı azaltmak anlamında önem taşırken, Türkiye için de hem kendi güvenliğinin uluslararası bir mesele haline gelecek olması hem de uluslararası konumunda yükseliş potansiyeli açısından bulunmaz bir fırsat olarak karşımıza çıktı. BTC ve BTE projeleri, Nabucco projesi üzerinde tartışmalar derken Türkiye bir enerji merkezi olma noktasına geldi. Arkasından Rusya ile gelişen ilişkiler Rus enerji kaynakları ve Gazprom yoluyla eski Sovyet bölgesinde toplanan kaynaklar için de Türkiye’nin alternatif rota olarak kullanılmasını gündeme getirdi. Tabi bu aynı zamanda Türkiye üzerinden Avrupa ve Rusya’nın çekişmesine sahne olan bir süreç oldu. Türkiye bu süreçte iki tarafı da dönem dönem olumlu ya da olumsuz adımlarla kendi politikaları yönünde etkilemeye çalıştı. Özellikle Nabucco ve Güney Akım projeleri üzerinde tartışmaların yaşandığı dönemler bu politikanın en yoğun uygulandığı dönemler oldu. Tabi bu noktada Türkiye’nin, ancak masadaki gücü ve bölgedeki etkinliği nispetinde bir etkinlik sağlayabildiği bir gerçek.

Bir yandan Türkiye’nin Orta Asya ve Kafkasya’da istediği etkinliğe ulaşamamış olması, bir yandan bölgede Rusya’nın eski gücüne kavuşma çabası, bir yandan özellikle 11 Eylül sonrası artan ABD varlığı Türkiye’nin masadaki asli oyuncu olmasını büyük ölçüde engelledi. Öte yandan son on yılda Ortadoğu’daki gelişmelerin dışında kalınabilecek boyutu özellikle 2003 Irak Savaşı sonrası aşması dolayısıyla dış politika ağırlığı da ister istemez bu bölgeye kaydı. Buna karşın özellikle Nabucco üzerinden ve Rusya’nın alternatif çabaları üzerinden son yıllara kadar yine de enerji merkezi olma iddiası desteklenmeye çalışıldı ve kısmen başarı sağlandı.

Son günlerde bu meseleyi canlandırma potansiyeli olan birkaç mesele gündemi meşgul ediyor. Bunlardan biri Azerbaycan’la bir üst aşamaya geçen Şahdeniz projesi, diğeri de Kuzey Irak petrollerinin taşınması. İki proje de potansiyelleri bakımından hem Türkiye’nin enerji ihtiyacı hem Doğu-Batı enerji koridoru açısından kritik bir noktada. Körfez Savaşıyla sekteye uğrayan Irak-Türkiye enerji akışı ve Hazar kaynaklarının taşınmasında yeni bir dalga oluşturulması açısından bu iki proje son günlerdeki yoğun gündem içinde gözden kaçırılmaması gereken gelişmeler.

Türkiye’nin uzun vadeli dış politika anlayışı açısından enerjinin uzun yıllar vazgeçilmez rol oynayacağı açık. Doğu-Batı enerji koridorundaki kilit rol hem Türkiye’ye AB ile oturduğu masada bir koz sağlıyor, hem enerji aktarımında önemli yeri olan Doğu ve Güneydoğu’daki güvenliğin uluslararası bir mesele haline gelmesine imkan veriyor hem de Türkiye’yi hem Hazar hem Avrupa bölgesi için feda edilemez bir ortak haline getiriyor. Dolayısıyla bu iki gelişmenin ciddiyetle takip edilmesinde, hareketli iç gündem ve bölge gündemi arasında gerektiği ölçüde bu gelişmeleri siyasi kazanımlara dönüştürmede geç kalınmamasında fayda var. Türkiye’nin yıllardır sürdürdüğü ‘köprü’ olma iddiası ekonomik ve askeri bir köprü olmasına ilaveten ancak geçerli bir enerji politikası ve Doğu Batı arasında güvenilir, sürdürülebilir ve karlı bir enerji ortağı olmasıyla tam manasıyla işlerlik kazanacaktır.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı