ORTA DOĞU / AFRİKASİZDEN GELENLER

İsrail’in Suriye Planları

Türkiye ile İsrail arasında bir zamanlar yaşanan gizli yakınlaşmanın mihenk taşını Suriye oluşturuyordu ve her iki ülkenin de Suriye ile sorunları bulunuyordu. Dolayısıyla “düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığıyla hareket edildiğinden doğal bir ittifak ortaya çıkıyordu.

 KORAY KAMACI

Trakya Üniversitesi, Tarih

Suriye’deki istikrarsızlık için İsrail’in inceden yürüttüğü planlar tek tek hayata geçiyor. Cenevre-2 Konferansından sonra taşlar tek tek yerine oturmaya başlayacaktır. Benim aklıma hep şu geliyor; Suriye konusunda İsrail’in ve Türkiye’nin izlediği politika nasıldı acaba? Yoksa birbirlerine yakın politika mı izliyorlardı? Bu soruların en güzel örneği ise Esad’a karşı yapılan ve Esad’ın yakınlarının da öldürüldüğü bombalı suikastta gizliydi. Yapılan bu suikastın, Mit, Mossad ve Suudi İstihbaratının ortak işbirliği içerisinde olması her yönden önemliydi. Türkiye ile İsrail arasında yaşanan bu gizli yakınlaşmanın mihenk taşını Suriye oluşturuyordu ve her iki ülkenin de Suriye ile sorunları bulunuyordu. Dolayısıyla ”düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığıyla hareket edildiğinden doğal bir ittifak ortaya çıkıyordu.

Ankara’dan bakıldığında ise şöyle gözüküyordu tablo: Suriye, Türkiye’nin stratejik düşmanıydı. İki ülke arasındaki ihtilaf konuları, öncelikle Fırat-Dicle sularının paylaşım sorunu ve Suriye’nin Hatay üzerindeki emelleriydi. Suriye bu yüzden PKK’yı destekliyordu. Kudüs’ten bakıldığında ise Suriye, İsrail ile iki kez savaşmış son derece stratejik bir düşmandı. İsrail Golan tepelerini geri vermedikçe, Suriye’nin stratejik düşmanı olarak kalmaya devam edecekti. Dolayısıyla Suriye Lübnan’daki İsrail karşıtı hareketlere İran’la birlikte planlı bir şekilde destek verecekti. O halde Türkiye’nin Suriye ile sorunları ve Suriye’nin İsrail ile olan sorunları arasında nitelik olarak derin farklar bulunuyordu. Bu yüzden bu iki farklı terörden birinin ortadan kaldırılması doğal olarak diğerinin de ortadan kalkması anlamına gelmiyordu.

Özellikle baktığımız zaman geçmişteki bazı söylemler de kafa karıştırıyordu. 28 Şubat dönemi Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir’in, İsrail Genelkurmay Başkan Yardımcısı Tümgeneral Matan Vilnai, Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ammon Lipkin Shakak ve Savunma Bakanlığı Genel Direktörü David İvry ile yapmış olduğu görüşmeler sırasında söylemiş olduğu ”Suriye İstihbaratı’nın, İsrail’e angaje olduğunu biliyoruz” sözü daha da bir anlam kazanıyordu.

Yine baktığımız zaman, Türkiye’nin Suriye ile arasında çok sık gündeme getirilen Hatay sorununun, aslında kimler tarafından gündeme getirildiği de az çok ortaya çıkıyordu. Bir Devlet’e kendisi ile birlikte düşmanca hareket edecek başka bir Devlet bulmak İsrail için zor olmasa gerek! İsrail, Suriye’nin dörde bölünmesini istiyordu. Fakat İsrail’in bu projesi Türkiye’yi de tehdit ediyordu. Çünkü bu projeye göre Hatay da dörde bölünmüş Suriye’nin Nusayri bölümünde yer alıyordu. İşin ilginç tarafı Hatay sorunu hep Batı kamuoyu tarafından ya da CIA kaynaklı bazı kuruluşlar tarafından ısıtılıyordu. En son 01.06.1994 tarihinde Washington’da Amerikan Barış Enstitüsünde, eski CIA şefleri tarafından yeniden gündeme getiriliyor ve Suriye’nin Hatay yarası kaşınmak isteniyordu. Söz konusu askeri dokümanda aynen şu önemli ifadeler yer alıyordu: ‘’ Sağlık durumu iyi olmayan Suriye Cumhurbaşkanı Hafız Esad’ın ölümünden sonra ülkede karışıklıklar çıkabilir. Bu durumda ortaya çıkacak istikrarsızlıktan yararlanacak bazı güçler, Suriye’yi bölme planını yürürlüğe koyabilirler. Bu plana göre İsrail’in tasarladığı Suriye şöyledir: Suriye etnik ve dini yapısına uygun olarak çeşitli Devletlere ayrışacaktır. Kıyıda bir Nusayri Devleti, Kuzey’de Kamışlı merkezli bir Kürt Devleti, Şam’da ise bir Sünni Devleti ve Havran-Kuzey Ürdün-Golan bölgesinde de bir Dürzi Devleti kurulacaktır. Bu yapı barış ve güvenliğimizin garantisi olacaktır ve bu hedef erişebileceğimiz kadar yakındır.’’ Görüldüğü gibi Suriye’nin kendi çıkarınaymış gibi mücadele ettiği Hatay meselesi, aslında İsrail’in çıkarlarına hizmet ediyordu. Su konusunda da aynı şey geçerliydi. İsrail bir taraftan Türkiye’ye yakınlaşırken diğer taraftan Fırat-Dicle sularının paylaşılması konusunda da Suriye’yi destekliyordu.

Evet, sevgili dostlar görüldüğü gibi Küresel güçler planlarını ve stratejilerini çok önceden yapıp ona göre bir harekât tarzı belirlemektedir. Yine çok sevdiğim bir dostumla bir çay sohbetinde, dostum güzel bir analiz yapmıştı. Bu analizde gayet önemli ve aynen şöyle idi: Zaten Suriye ve üzerinden İran’a müdahale benim ta 2009′da beklediğim bir şeydi. Suriye’de karışıklık olabileceği konuşuluyordu ve o dönem TSK’nın 2012′de dış operasyon yapabilecek bir düzenlemeye geçmesinden bahsediliyordu. Bu bilgiler ışığında ‘’muhtemelen Türkiye’yi Suriye ve ardından belki İran üzerine çekecekler. Bu işte uzun vadede kazançlı çıkacağından İsrail bunu destekler.’’ Evet, analiz aynen böyleydi ve hiçte yabana atılmayacak bir analizdi.

Gelinen noktada Cenevre-2 Konferansı‘nda alınan kararlar ve yapılan görüşmeler çok önemli hale geliyordu. Nitekim Amerikalı Amiral Stafridis’in şu cümlesi gayet manidardı: ‘’Suriye’deki iç savaş etnik bir özellik kazanarak tüm bölge ülkelerine yayılabilir.’’ Evet, üstte yazdığımız raporlar vs. hepsini özetleyen bir cümleydi bu cümle! Gelinen noktada, bölünmüş Suriye’nin ilk adımı olan, Suriye’nin kuzeyindeki PYD önderliğindeki sözde Kürt Devletinin temelleri atılmış ve biz burnumuzun dibindeki bu oluşumu, Irak’ın kuzeyindeki oluşumun kurulması gibi sadece izliyor(muy)uz… Bazı raporlar, ABD’nin bölgede apaçık bir Kürt devletinin kurulması için yoğun çaba sarfettiğini gözler önüne seriyordu. Bu belgeler aynı zamanda ABD ile Türkiye arasında yaşanan adı konmamış gizli bir savaşın ipuçlarını da veriyordu. İsrail’in de planının en büyük ayağını bu PYD önderliğindeki Suriye’nin kuzeyindeki oluşum oluşturuyor. (Malum Arz-ı Mevud)  Hal böyleyken, Türkiye her geçen gün uçurumun kenarına biraz daha gelirken, her zaman ki gibi kendi içinde kan kaybetmeye devam ediyor. Bizim yegâne endişemiz de milletimizin istikbali üzerine düşen bu kara bulutlardır. Yazımı bir Çerkez atasözü ile bitiyorum.

Ve son söz: ‘’Hangi böcek hangi böceği yerse yesin, kuşlar bütün böcekleri yiyecek’’

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı