ASYABÖLGESEL ANALİZLERSİZDEN GELENLER

Kazakistan’da Din Algısı (Gezi Notları 2)

HAMZA ÖZTÜRKÇÜ

Atatürk Üniversitesi, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları

Kazakistan, Orta Asya halkları arasında gerek Rusya’ya yakınlığı gerekse Çin Halk Cumhuriyetine yakınlığı dolayısıyla kültürel etkileşime en çok maruz kalmış olan ülkedir. Buna Rusya’nın dil, din ve kültürel politikaları da etkilenince Kazakistan çok uluslu bir yapıya dönüşmüştür. Kazakistan’da Rus nüfusunun yanı sıra hatırı sayılır Çin ve Alman nüfusu var. Bunun ülkede getirdiği bir başka çeşitlilik ise dini yaşamdır. Burada bulunduğum süre zarfında Kazak halkının Rusya’nın politikalarından ciddi bir şekilde etkilenip uzun yıllar İslamiyet’ten uzak kalmışlardır. Özellikle Sovyet döneminde yıkılan cami ve mabetlerin sayısını vermekten ziyade günümüz Kazakistan’da faaliyette olan cami ve mescit sayısının yok denecek kadar az olduğunu söylersem işin ciddiyeti algılayabilmiş olacağız. Halen daha birçok bölgede-Rusların çoğunlukta olduğu yerlerde-kiliseye rastlayabiliyoruz. Kilisenin varlığı kesinlikle Dini hayata saygı bakımından sevindirici. Fakat asıl üzücü olan yıllarca din adamlarına yapılan eziyet, kıyım ve baskıların sonucu Kazak halkının kendi topraklarında kendi dinlerinden uzaklaştırılmalarıdır. Müslüman bir ülke olduklarını kabul eder her bir Kazak vatandaşı.

Fakat tüm bu baskılara rağmen ülkede bağımsızlıktan sonra dini yaşamda rahatlama devri yaşanmıştır. Kazak halkı bunca baskılara rağmen nasıl dillerini bırakmadılarsa nasıl kültürlerine sahip çıktılarsa dinlerine o denli sahip çıkmış, nesilden nesile aktarmıştır. Günümüzde özellikle şehrin bazı noktalarında camilerin yapılması burada yaşayan çoğunluğu Müslüman halk için önem arz ediyor. Özellikle şehrin meydanında yükselen “Ortalıq Meşit” yeni mimarisiyle geleceği selamlıyor. Türkiye’nin sokaklarında bulabileceğimiz dini mabed yoğunluğunu bulamıyoruz. Hatta çoğu kez ezan sesini bile duyamıyoruz ama böylesine ciddi baskıya maruz kalmış bir toplumda bu durumun hemen bir anda değişmesini beklemenin hata olduğunu hemen hemen her yazımda tekrarlıyorum. Zira Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun yirminci yıllarında ezanın Türkçe okunmasını baz alırsak bağımsızlığının yirminci yıllarında Kazakistan’da ki durumun bizden iyi durumda olduğunu, geleceğe daha bir umutla baktıklarını söyleyebilirim. Kazakistan dini yaşam hususiyetinde toplumda infial uyandıracak siyasi konuşmalardan uzak duruyor. Sebebi hakkında farklı yorumlara mahal verilebilir bir yorum bu fakat bir gerçekte şu ki; Kazakistan sokaklarında toplu mekanlarda veya aile içerisinde dini baskının olmadığını görüyoruz. Herkes dini yaşamını yaşamakta özgürdür. Yakın tarihimizde karşılaştığımız dini meseleleri şu an için Kazakistan çözmüş durumda. Dil üzerindeki baskının dini baskıdan daha fazla olduğunu söylemeliyim. Mesela Bosna Hersek’te bulunduğum bir Cuma gününde verilen hutbe esnasında kilise çanlarının cami imamının sesini bastırmasına şahit olmuştum. Avrupa’nın tek Müslüman toplumu olan Bosna Hersek’te yaşanan soğuk savaş ne sevindirici ki, Kazakistan’da yaşanmıyor. Bunun en önemli sebebi ise Rus halkının dini hoşgörüsü. Aksi halde toplum bunu kabul etmezdi.

Kazakistan’ın Almatı şehrindeki Kasgelen ilçesinde bulunan bir camiye girdiğimde Cuma hutbesinin okunduğu esnada imamın eline aldığı asa ile dini vecibeyi yerine getirdiği görmek bizi sevindiriyor. Eski dönemlerde Aksakal dediğimiz kişiler kullanırdı.

Genel itibariyle Kazak halkının dinini aslında tam anlamıyla unutmadığını ve halen bazı sorunlara rağmen bırakmadıkları kanısına ulaşmış olduk. Şüphesiz bunun bir başka belki de en büyük sebebi de Kazak halkına daima yön göstermiş olan âlimlerdir. Bunların en başında ise halen daha fikirlerine riayet edilen halk arasında büyük saygı gören sadece Kazak halkına değil tüm dünyanın tanıdığı, tekke edebiyatında sözleri için ayrı bir tür olan “Hikmet’leri” ile bilinen Hoca Ahmet Yesevi’dir. Türbesi Türkistan şehrindedir. Kazak halkının inanışlarına göre bunca eziyet ve baskıya rağmen halen ayakta kalınıyorsa bunun sebebi bölgedeki Ahmed Yesevi hazretlerinin hatrıdır. Halen Türkistan’da Yesevi türbesini aşan bir yapı bulunmuyor. Sebebi ise Hoca Ahmed Yesevi’ye duydukları saygıdır. Çocuklar akla kemale erdikleri vakit çocukluk yıllarından beri Yesevi mantığı ile büyütülür. “Divan-ı Hikmet” adlı eser günümüzde pek çok ülkede okunuyor. Onun hayatı bu bölge milletleri arasında daima örnek alınmış, hayatından ve eserlerinden istifade edilmiştir. Yine Kazak edebiyatının ve folklorunun önemli bir ismi var ki, gerek dil, gerek din ve kültür alanında öze dönüş konusunda verdiği çabalar takdire şayandır. Bu kişi Abay Qunanbayev (1845-1904)’den başkası değildi. Abay, Kazakların “ruhani gözü’dür”. Kendi halkına yazdığı “Qara Sözder” kaynağını Kuran-ı Kerim’den alır. Kırk beş sözden oluşan bu eserin birinci sözünde dünya nimetlerinden uzaklaşmak istediğini ve bu eseri ne için kaleme aldığını belirtiyor. Her açıdan Kazakların manevi lideri konumunda olan Abay, edebiyatının da temelini oluşturur. Bugün her Kazak genci Abay Qunanbayev’e saygı duyar ve izinden gitmenin önemini bilir.

Dini yaşamı konu aldığımız bu yazımızda anlaşılacağı gibi Kazak halkı tüm yaşananlara rağmen dinini unutmamıştır ve unutmayacaktır. Gün geçtikçe dini hayatı benimseyen bir halk yetişiyor. Din olgusunun önem arz etmesinin sebebi onları Kazak yapan değerlerin gücünü İslamiyet’ten almış olmaları. En az dil ve kültür kadar din de bu topraklarda yaşayan halkın bir vazgeçilmesi. Bu üç olgudan biri eksik kaldığı zaman problemler açığa çıkar. Sonuç olarak devlet başkanı Nursultan Nazarbayev’in Din olgusu üzerine yapmış olduğu konuşmayı paylaşıyor, yorumunu ise siz değerli Akademik Perspektif okurlarına bırakıyorum.

“Biz İslam’ı  resmi din olarak kabul ediyor ve bundan gurur duyuyoruz. Fakat Müslümanlığımızı konu ederek bir yerlere gelemeyiz. Diğer Müslüman devletlere ve yaşama biçimlerine saygımız sonsuz fakat biz Arap değiliz. Biz göçebe ve Türki bir halkız, Araplar gibi kızlarımızı dini, kültürel veya toplumsal baskılarla kapatıp bunu Müslüman devlet imajı olarak kullanamayız. Onları çarşaflara bürüyerek eve hapsetmek bizim yolumuz değil. Tekrarlıyorum! Herkese saygımız sonsuz fakat giyim kuşam insanların kendi özelindedir. İslam öncesinde kadınlarımız nasıl isterlerse öyle giyinirlerdi ve toplumu rahatsız etmek gibi bir amaçları hiç olmadı. Bugün ise bir sorun olması bizim halkımız için mümkün değildir. Müslüman ve Sünni bir halk olmamız insanların hayatlarına karışmamız için sebep değildir.”

Nursultan NAZARBAYEV   

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı