EKONOMİSİZDEN GELENLERTÜRKİYE

İktisat Tarihi ve Türkiye’de Uygulanan Ekonomik Sistemler

UMUT ARIKAN

Akdeniz Üniversitesi, İşletme

Dünya parasal fonksiyonların doğduğu günden itibaren ekonomik yaptırımların ve girişimlerin içerisinde yer almaktadır. Her millet bireysel, toplumsal, ulusal düzeyde bir çalışma içerisinde bulunmuştur. Bu durum zamanla gelişerek küresel bir boyut kazanmıştır. Bireysel, toplumsal, ulusal ve uluslararası harcamalar 1776 yılında Adam Smith’in yazdığı  ”Ulusların Zenginliğinin Doğası ve Nedenleri Üzerine Bir İnceleme” adlı kitap ile bilimsel bir boyut kazanmıştır. Bu yıldan sonraki çalışmaları iktisat bilimi adı altında gerçekleşmiştir. İktisat bilimi liberal politikaları savunmakla birlikte, uygulamalarını da en yakın aralıkta pratiğe koymuştur. 1776 yılından önce bir ekonomik süreç vardı fakat bu 1776 yılı itibariyle sosyal eşitlikte bir sisteme ihtiyaç duymuştur ve iktisat bilimi ortaya çıkmıştır. Şimdi 1776 yılı öncesi ve sonrası dönem dönem uygulanan, geçmişten günümüze ekonomi politikalarını ve uygulamalarını inceleyelim. (1)

Feodalizm (11 – 15. Yüzyıl)

Avrupa’da bir hayalet hüküm sürmekteydi. Monarşinin doruklarda olduğu; kral, asiller, ruhban sınıfı, burjuva ve köylüler olmak üzere, çağına oturmuş bir sistem hüküm sürmekteydi. En alt tabakadaki köylü sınıfı emeğini karın tokluğu karşısında krallara verirdi. Kendi topraklarını yahut kralın topraklarındaki gelirle krala bahşedilirdi. Hiyerarşik düzen derebeylik sistemi ile devam ediyordu. Bu durum ticaret anlayışının yayılmasına kadar devam etmiştir ve ardında gelen merkantilist sistem feodalizmin yerini almakta gecikmemiştir. (7)

Merkantilizm (15 – 18. Yüzyıl)

            Ekonomik süreç devlet idaresine dayanır. Politika ekonomi ve devletin birlikte büyümesini amaç edinmiştir. Zenginliğin en büyük kriteri hazinenin büyük olması idi. Temel ilke dış alım az, dış satım çok üzerine kurulmuştur. Devlet ve tüccarlar kıymetli madenler üzerine kurulu bir sistemi beraberinde getirmektedir. Madenlerin azalışı yerine efektif sermayeye bırakınca bu durum, kötü para iyi parayı kovar anlayışının benimsenmesine yol açmıştır.

Merkantilist sistemdeki bu ticaret benimsenişi serbest piyasanın habercisi olma özelliğini taşımaktadır. Bunun temelleri merkantilist sisteme geçildiği ilk zamandan beri İngiltere’de atılmaktaydı. Serbest piyasa düzeni ise klasik ve neo-klasik olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. (8)

Sanayi Devrimi (18 – 19. Yüzyıl)

            Sanayi Devrimi, feodal dönemde başlayan, merkantilizm ile devam eden  çalışan – çalıştıran akımının profesyonele dönüştüğü dönemdir. İlk olarak yeni buluşların ortaya çıkması ve iş gücünde makineleşmenin başlaması ile ortaya çıkmıştır. İngiltere’de buharlı makineler ile çalışmaya başlanması ile yine tüm Avrupa’ya yayılmış bir akımdır. İngiltere’de temelleri merkantilizm döneminde atılmıştı. Diğer Avrupa devletleri düzeni kurup, yeni refahı sağlamaya çalışırken İngiltere yeni sistemlerin temelini atıyordu. Hızlı nüfus artışı, tarımdaki gelişimler, yaşam standartlarındaki yükselme, sömürgecilik başlıca sebeplerini oluşturur. Aynı zamanda klasik dönemin içinde yaşandığı dönemdir. (7)

Klasik dönem (18 – 19. Yüzyıl)

            Klasik sistem denildiği vakit akla ilk gelen isim Adam Smith’dir. Klasik dönem Adam Smith’in yazmış olduğu Ulusların Zenginliği adlı eser ile başlamıştır. Bu dönem tamamen serbest piyasayı ve devlet müdahalesinin en aza indirgenmesini savunmuştur. Vergi, devlet müdahelesi ve kamu yatırımı yoktur. Piyasa kendi kendine düzeni kuracak, gizli el tarafından yönetimi sağlanacaktır. Smith devletin klasik görevlerini şu şekilde dile getirmiştir: ”Savunma, adalet, bayındırlık ve kısmen eğitim hizmetleri.”

Tamamen özel sektörün hüküm sürdüğü bu sistem yeni ideolojilerin çıkmasına da sebep olmuştur. Özel sektörün acımasız tavrı, işçilerin güvencesiz çalışması, düşük ücretler, fazla çalışma saatleri gibi etkenler sosyalizmin oluşmasına önayak olmuştur.

Neo-klasik döneme geçilmeden klasik dönemin yarattığı sıkıntılar birçok soruna yol açmış ve açığını kapatacak yeni bir tane daha görüş ilerine sürülmesine sebep olmuştur: Keynesyen görüş. (1)

Keynesyen Dönem (19. Yüzyıl)

            John Maynard Keynes’in 1929 Dünya Ekonomik Buhranı’nın yaşanmasından sonra doğan sıkıntıları gidermek için ortaya çıkardığı görüştür. Klasik sistemin eksik yanlarını kapatmayı hedeflemiştir. Saf özelleşmede piyasa dengesizliklere yol açtığı için devlet müdahalesini öngörmüş, kamu yatırımlarını desteklemiştir. Vergi artırımı ile piyasayı sıkılaştırıcı planlar ortaya atmıştır. Nitekim durumların düzelmesinde başarılı olmuştur. Keynes, ekonomide kısa dönem politikalarını savunmuştur. Bu savunusunu: ”Uzun dönemde hepimiz ölmüş olacağız.” sözü ile desteklemiş, görüşlerini uygulamaya koymuştur. (1) (9)

Neo-Klasik Dönem (1950 Sonrası)

            Alfred Marshall’ın ileri sürdüğü bu sistem piyasanın sağlayamadığı optimum dengenin olabildiğince minimum seviyede devlet müdahalesi ile sağlanacağını savunmuştur. Yatırımı yapacak devletin daha özgür hareketini savunur ve denk bütçe değil de, yatırım için gerekli ise açık bütçe taraftarıdır. Bu dönem savunduğu düşünce sebebiyle IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumların oluşmasına neden olmuştur. Bu örgütlerce planlamalar, yardımlar ve kalkınma olanakları sağlanır. (1)

IMF: Finansal düzeni takip etmek, ödeme dengelerini kontrol etmek ülkelere ve teknik ve finansal destek sağlamak amacıyla kurulmuştur.

Dünya Bankası: 2. Dünya Savaşı sonrası ülkelerin yeniden yapılanmasına destek olmak amacıyla kurulmuştur.

Dünya Ticaret Örgütü: Uluslararası ticareti düzenleyen, ülkeler arası ilişkileri kuvvetlendirmeyi amaç edinen örgüttür.

Dünyada ekonomik sistemler başlıca bu düzenler ile yürümüştür ve devam etmektedir. Küresel bazda bu başlıklar ülkelerin ekonomi politikalarında etkili olmuştur. Sürekli değişen sistemler, 3(üç) yıl geriden 5(beş) yıl önceden fark etmeden bir şekilde ülkeleri bu düzene ayak uydurmaya zorlamıştır. Ek düzenlemeler olarak neo-klasik dönem içerisinde monetarizm gibi uygulamalar görülmüştür. Monetarizm ise enflasyonist tehlikelerin ortadan kaldırılması için öne sürülmüştür. Para arzında küçülmeyi savunmuştur ve

denk bütçe ile iktisadi küçülmeye yönelme sağlanmak istenmiştir. Şimdi bu uygulamaların Türkiye’ye etkilerine, uygulanışlarına ve Türkiye’deki sistemleri değerlendirelim.

Türkiye’deki Ekonomik Sistemler ve Mali Politikalar (5)

            Türkiye ekonomi politikalarına giriş yapmadan önce Osmanlı Devleti’nin son dönemini incelemek gerekir. Osmanlı Devleti Avrupa’da yaşanan bu değişimlerin büyük ölçüde dışında yer almıştır. Avrupa’daki bu değişimler önceleri Osmanlı’yı çok etkilemedi fakat daha sonraları büyük ölçüde etkisi altına almıştır. Sebebi ise Osmanlı’nın içe dönük politikaları olmuştur. Dışa açılım kapitülasyonlar ile başlamış, alınan dış borçların ödenememesi üzerine Abdülhamit dönemi açılan Duyun-u Umumiye ile devam etmiştir.

Duyun-u Umumiye: Osmanlı Devleti’nin dış borçlarını denetleyen kurumdur.

1. Dünya Savaşı ile daha büyük sıkıntıların içerisine giren Osmanlı Devleti savaşın sonunda yıkılması ve yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile yeni bir döneme başlamıştır. Bu yeni dönem savaştan çıkmanın verdiği büyük hasar ve yetersizlikler ile büyük sıkıntılardan geçmiş toparlanması kolay olmamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti iktisadi planlamalara ilk olarak 17 Şubat 1923 İzmir İktisat Kongresi ile başlamıştır. Bu dönem (1923 – 1929) dışa dönük, özelleştirmeyi amaçlayan, dış yatırımı özendiren politikalar izlemiş, 1929 dünya ekonomik buhranına kadar devam etmiştir. 1929 ekonomik buhran ile ekonomik sıkıntılara giren Türkiye devletçilik politikasını benimseniş 1930 – 1939 yılları arası bu politikaya önem vermiştir.

Devletçilik politikası ile vergilerde artırmaya gidilmiş, kamu yatırımları ve devlet eliyle sanayileşme desteklenmiştir. (2)

1939 sonrası, savaş dönemi olduğu için yeni sıkıntılar ortaya çıkarmıştır. 2. Dünya Savaşı sebebiyle ülkede baskıcı bir dönem başlamış, iç tüketim çoğalmış, karaborsa ortaya çıkmıştır. Bu durumun önüne 1942 yılında Varlık Vergisi kabul edilerek savaş zenginlerinin elde ettiği servetler ile halk arasındaki uçurumu kapatmak amacıyla, savaş zenginlerinden daha fazla vergi alımı sağlanmıştır. Bu sayede karaborsa bitirilmiş, enflasyonu dengede tutmak amaçlanmıştır.

1946 yılına kadar süren bu planlar ekonomiyi düzene sokma konusunda kısmen başarılı olmuş ve düşülen çukurdan çıkılmıştır. Bu dönem sonrası çok partili döneme geçiş ve uygulanan yeni politikalar, yeni düzene geçilişi sağlamıştır. Bu dönem sonrası özelleştirmeye geçiş tekrar başlamıştır. Ekonomik yapılanma sırasıyla Truman Doktrini, Marshall Planı ve Barker Raporu ile geliştirilmeye çalışmıştır. Beklenen gerçekleşmeyince yeni bir adım atılmış, ”Yabancı Sermaye Yatırımları Teşvik Kanunu” çıkarılmıştır. Aynı zamanda 1952 yılında Türkiye’nin NATO’ya girmesiyle savunmaya ayrılan bütçe azaltılmış, yatırımlara aktarılmıştır.

Truman Doktrini: 1947 yılında ABD Başkanı Harry Truman tarafında Komünizm tehdidi altındaki ülkelere mali ve askeri yardım amacıyla çıkarılmıştır.

Marshall Planı: 2. Dünya Savaşı sonrası ABD kaynaklı aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 16 ülkenin yer aldığı yardım paketidir.

Barker Raporu: Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası Tarafından hazırlanan James Barker öncülüğündeki tarıma destek verilmesini öneren rapordur.

Bu planlamalar ile yeni bir sistemin içine giren Türkiye 1960 yılına kadar bu desteklemeler ile gelmiştir. 1960 yılında Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuş ve ”Karma Ekonomi düzeni içinde plan, kamu sektörü için emredici, özel sektör için özendirici nitelikte olacak” ilkesi benimsenmiştir. 1980 yılına kadar uygulanan bu politikalar, 1980 yılında petrol fiyatının yükselmesi, döviz ihtiyacının artması 24 Ocak Kararlarını getirmiştir. (4)

24 Ocak Kararları: Ekonominin dışa açılması, kamu kesiminin sınırlanması, enflasyonu kontrol altına alma ve yabancı sermaye teşviki amaçlanmıştır.

1990 yılında çıkan iki önemli sorun; İran – Irak Savaşı’nın sona ermesi ve sebebiyle 90 Körfez Krizi’nin oluşması yeni yaptırımları gerekli kılmıştır. Bu sorunlar yeni bir kararı, 5 Nisan Kararlarını beraberinde getirmiştir.

5 Nisan Kararları: Sıkı maliye politikaları, yatırım ve cari harcamaların kısılması, geçici vergiler dolayısıyla kamu dengesinin sağlanması amaçlanmıştır.

1995 yılına kadar uygulanan fakat yolunda gitmeyen koşullar sebebiyle IMF Türkiye’nin durumunun kötüye gittiğini öne sürüp ayrıldığını bildirmiştir. Fakat 1996 yılında tekrar bir anlaşma sağlanmış 3 yıllık stand-by anlaşması imzalanıp, planlar yapılmıştır. Anlaşma gereği, enflasyon düşürülmesi hedeflenmiş, bankacılık sektöründe düzenleme getirilmiş ve döviz kuru politikası uygulanmıştır. 2000 yılında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK)  kurulmuştur. (3) (6)

2003 ve Sonrası Mali Politikalar

            Günümüz uygulanan ekonomik politikalar daha çok sosyal devlet anlayışı ile uygulanmaktadır. Bu ölçü, Avrupa’da başka, ABD’de başka ve ülkemizde de temel olarak benzer şekilde uygulanmaya devam ederek sürmektedir. Mali istikrar anlayışı Türkiye’de 2003 yılında yayınlanan, kriz sonrası kötü ekonomiyi düzeltmek için uygulanan ”Acil Eylem Planı” ile başlamıştır.

Acil Eylem Planı: 58. Hükümet tarafından uygulanmaya konulmuştur. Bütçe açığı kapatılacak, işsizliğe çözüm bulunacak ve vergi düzenlemeleri sağlanacaktır. Başlıca bu planlamaları ele almıştır.

2003 yılından sonra uygulanan mali politikaların ulaştığı rakamlar eski dönemlere kıyasla oldukça yüksektir. Devlet kamu harcamalarına yönelmiş aynı zamanda dış yatırımı desteklemiş, harcamalarda askeri harcamaları kısmış, eğitim harcamalarını artırmış, sosyal refahı ilke edinmiştir. Çoğu kamu kuruluşları özelleşmiş, yatırımların devlet kontrolü altında özel teşebbüsler tarafından yapılması sağlanmıştır. 2008 yılı ABD merkezli krizden büyük yaralar almadan, köklü ekonomik reformlara gidilmeden atlatılmıştır. 2013 yılında ise IMF ile olan borç stoku bitirilmiştir. (10)

SONUÇ

Dünya’da temelleri Avrupa’da atılmış bir ekonomik sistem kullanılmaktadır. 11. Yüzyıl’dan itibaren ekonomik tarihe dayanan bu sistem, ortaya çıkan yeni düşünceler ve bir önceki sistemin eksiklerinin kapatılması üzerine sürekli olarak yenilenmiştir. Türkiye bu ekonomik tarihe 17 Şubat 1923 tarihinde gerçekleştirilen İzmir İktisat Kongresi’nde alınan ekonomik planlamalar ile dahil olmuştur. Bu plan dahilinde ilk olarak dışa dönük, özelleştirmeyi amaçlayan politikalar izlenmiş, daha sonra 1929 yılında yaşanan ekonomik buhran ile devletçi politikaya geçiş yapılmıştır. 1931 yılında ekonomi politikalarına bağımsızlık kazandırmak amacı ile Merkez Bankası kurulmuştur. 1946 yılına kadar devletçi politika ile ekonomik taban sağlamlaştırılıp, 1946 yılından sonra çok partili döneme geçiş ile beraber gelen yeni düzen karma ekonomi modelini Türkiye’ye taşımıştır. Günümüz ekonomi politikaları da karma ekonomi modeli ile devam etmekte olup, sosyal refah anlayışını benimsemektedir. Geçmiş yıllarda yaşanılan büyük ekonomik krizler Türkiye’ye büyük ölçüde zarar vermiştir. Yapılan ekonomik çalışmaların amacı bu krizlerin tekrarlanmaması üzerine kurulmaya çalışılmıştır. Günümüzde gerçekleştirilen kamu yatırımları, serbest piyasayı destekler nitelikte olduğundan para dolaşımı sağlanmaktadır ve böylece ekonomi canlı tutulmaya çalışılmaktadır.

KAYNAKÇA

(1)Kamil Güngör, ”İktisadın Tarihine Kısa Bir Bakış ve Merkantilizmden Günümüze İktisadi Düşünceler”<http://www2.aku.edu.tr/~kgungor/kamil_gungor.pdf>

(2)Dilek Gözde Kaya, Ayşe Durgun, ”1923–1938 Dönemi Atatürk’ün Maliye Politikaları: Bütçe ve Vergi Uygulamaları”Süleyman Demirel Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Mayıs 2009, Sayı:19, ss.233-249<http://sablon.sdu.edu.tr/dergi/sosbilder/dosyalar/19_16.pdf.>

(3)Doç.Dr. Hüseyin Akyıldız, Doç.Dr. Ömer Eroğlu ”Türkiye Cumhuriyeti Dönemi Uygulanan İktisat Politikaları”,Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültei Y.2004, C.9, S.1, S.43-62.<http://sablon.sdu.edu.tr/fakulteler/iibf/dergi/files/2004-1-3.pdf>

(4)Demokaan Demirel, ”Küresel Eksende Devletin Yeni Kimliği: Etkin Devlet”Sayıştay Dergisi, Sayı: 60<http://dergi.sayistay.gov.tr/icerik/der60m6.pdf>

(5)Yrd.Doç.Dr. Nadir Eroğlu, ”Türkiye’de İktisat Politikalarını Gelişimi”80. Yılında Türkiye Cumhuriyeti Sempozyumu (29-31Ekim 2003, İstanbul)http://miibf.com/files/n_eroglu(2).doc

(6)Sinan Sönmez, ”Küreselleşme Ortamında Kamu İşletmeciliği İçin Bir Strateji Oluşturulabilir mi? ”Türkiye 13. Komur Kongresi Bildiriler Kitabı, 29-31 Mayıs 2002, Zonguldak, Türkiye<http://www.maden.org.tr/resimler/ekler/4e6b86aeefa3eca_ek.pdf>

(7)Halis Çetin, ”Liberalizmin Tarihsel Kökenleri”Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 3, Sayı 1, 2002<http://eskidergi.cumhuriyet.edu.tr/makale/134.pdf>

(8)Ahmet Arif Eren, ”Sir William Petty: Merkantilist Bir Düşünür mü? ”Ekonomik Yaklaşım, Cilt: 22, Sayı: 79, ss.45-70<http://ekonomikyaklasim.org/pdfs2/EYD_V22_N79_A03.pdf>

(9)Tarık Soydan, ”Keynesyen Politikaların Toplumsal Değeri Üzerine: Keynes’e Karşı Marx” John Eaton, Keynese Karşı Marx, Evrensel Basım Yayın, İstanbul, 2009 <http://85.111.17.35/index.php/ebt/article/view/207/pdf>

(10)DPT Devlet Planlama Teşkilatı, 58. Hükümet Acil Eylem Planı <http://www.dpt.gov.tr/DocObjects/Download/2224/aep.pdf>

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı