SİZDEN GELENLERTÜRKİYEULUSLARARASI İLİŞKİLER

Küreselleşme Sürecinde Kalkınma Ajanslarının Rolü ve Türkiye Örneği

Küreselleşme süreci ile birlikte bölgesel kalkınma faaliyetleri çerçevesinde uygulanan, geleneksel tavandan tabana yaklaşım yerini tabandan tavana yaklaşıma bırakmıştır. Bu yeni yapılanmanın merkezindeki teşkilat ise, Kalkınma Ajansları’dır.

ZAFER ÖZDEMİR,

İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü

Türkiye’de Kalkınma Ajansı kurma faaliyetlerine Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi müktesebatları etkisiyle başlanmıştır. Akabinde, Türkiye ve diğer aday ülkeler bu müktesebatlar çerçevesinde oluşturulan neo-liberal politikalar tarafından şekillendirilen, reform rüzgarlarının çekim alanına girmişlerdir. Bu reform rüzgarları ülkelerin gündemine ‘Politika Transferi’ kavramının yerleşmesine sebebiyet vermiştir. Kavramın ülkeler arasında yayılmasına ve uygulanmasına en büyük katkıyı uluslararası örgütler yapmaktadır. Bu bağlamda bu çalışma küreselleşme sürecinde Kalkınma Ajansları’nın rolünü ve politika transferi uygulamaları üzerine bir değerlendirme sunmayı amaçlamaktadır.   Çalışma altı bölümden oluşmaktadır. İlk önce küreselleşme ve bölgesel kalkınma kavramlarından bahsedilecektir. İkinci bölümde, Türkiye’de bölgeselleşme politikaları üzerinde durulacaktır. Üçüncü bölümde, dünyadaki kalkınma ajansları nezdinde genel bir değerlendirme yapılarak, Türkiye’deki kalkınma ajanslarının teşkilat ve işleyiş yapısı ele alınacaktır. Dördüncü bölümde, küreselleşme sürecinde kalkınma ajansları ile marka kent ilişkisi ortaya konulacak; ajansların misyon ve vizyonlarının etkileri değerlendirilecektir. Beşinci bölümde, küreselleşme sürecinde kalkınma ajansları bir ‘Politika Transferi’ örneği midir? Sorusu tartışılacak olup, son bölümde ise, sonuç ve değerlendirme kısmı yer alacaktır.

2. KÜRESELLEŞME VE BÖLGESEL KALKINMA KAVRAMLARINA DAİR AÇIKLAMALAR

Küreselleşme kavramının tarifine ilişkin literatüre göz attığımızda birden fazla tanımla, çok farklı görüşle karşılaşmak mümkündür. Küreselleşmenin günümüzdeki bu serencamını Polat şöyle açıklamaktadır. 60’lı yıllardan bugüne hayatımızda yer alan bir kavramın hala hazırda genel bir uzlaşmaya muhatap olacak biçimde bariz bir tanıma kavuşmamış olması, bu kavramın belki de dünya tarihinde ilk defa cereyan eden şekilde çelişkileri barındıran ve olağanüstü bir hızla değişen vasfından kaynaklanmaktadır. (Polat, 2012, s.26).

Yine Polat küreselleşme kavramının tanımındaki mutabakatsızlığa karşın sıkça kullanılan iki tanıma dikkat çekmektedir. Bunlardan birincisi Global Village (küresel köy); iletişim ve ulaşım materyallerinin süratle yaygınlaşması sonucunda dünyanın her yerine rahatça ulaşılabilen, tüm olan bitenin rahatça takip edilebildiği ve herkese bir noktada tesir eden bir köy kadar küçülmesi anlamında kullanılmaktadır. İkincisi ise, küreselleşme muhaliflerinin tanımı olan Global Pillage ise, (küresel yağma) küresel yağma tespitini, küresel köyün aslında bir yağma sistemine verilen ad olduğuna dayandırmaktadır. Bu sistemi oluşturan ve savunan Batılı kapitalist zümrelerin ve onlarla beraber hareket edenlerin söz konusu sistemi her şartta kendilerinin çıkarlarına yardımda bulunacak bir sistem olarak çalıştırdıklarını belirtir. (Polat, 2012, s.26-27).

İşte bu noktada küreselleşmeyle birlikte, çalışmanın bir diğer konusu olan kalkınma mefhumunun nezdinde, bölgesel kalkınma kavramı devreye girmektedir. Bölgesel kalkınma kavramı anlayışında, bölgeler arası gelişmişlik düzeylerinin en az seviyeye düşürülmesi amacı asıl gaye değildir. Bunun yanında, AB’ye üye ve aday ülkeleri arasındaki gelişmişlik seviyelerinin birbirlerine yaklaştırılması bölgelerin kendi içindeki kırsal ve kentsel gelişmişlik seviyeleri ayrımlarının kaldırılması, bölgelerin dünya ölçeğinde rekabet düzeylerinin arttırılması, yerel bileşenlerin devreye sokularak bölgesel gücün değerlendirilmesi ve ülkelerin topyekun kalkındırılması hedeflenmektedir. Bu bağlamda çağdaş bölgesel kalkınma anlayışının olağan sonucu olarak bölgesel kalkınma sadece geri kalmış yörelerin kalkındırılmasına yönelik teşebbüslerin değil tüm bölgelerin sürdürülebilir ve küresel rekabete dayalı bir kalkınma çabasına girmesini hedeflemektedir. Bu durum bilhassa özel sektör ve yerel yönetimler ile diğer bölgesel aktörlerin süreçte bulunmasını sağlayacak yerelleşme ve bölgeselleşme siyasalarının uygulanmasını zaruri hale getirmiştir. Bu süreçte bölgesel kalkınmayı destekleyici belli başlı araçlarda ehemmiyet kazanmıştır. Değişik vasıflara sahip kurumsal, ekonomik, kültürel ve sosyal nitelikli bölgesel kalkınma araçları devreye girmektedir. Bu noktada Bölgesel Kalkınma Ajansları da kurumsal nitelikli kalkınma araçlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. (Ökmen, Özer, Bal, Şeker, 2013, s.94).

Kalkınma Ajansları, faaliyet gösterdikleri birçok ülkede farklı yapı ve pozisyonlarda da olsalar misyonlarını uygulama alanı bulmuşlardır. Kalkınma ajansları, bölgelerin güçlerine dayanan ve küresel rekabette üstünlük elde etme amacındaki kalkınma izlemlerinin hazırlanmasında esas öğe konumuna gelmiştir. Bu nedenle de ajansların, küresel yarış sürecinin bölgesel/kurumsal aktörleri olarak ehemmiyetleri artmaktadır. Küresel rekabet ve kalkınma ajansları arasındaki münasebet Türkiye bakımından yeni bir durumu ifade etmektedir. Devletler geçmişte bölgesel kalkınma izlemlerini ve planlarını ekseriyetle merkezden hazırlayarak uygulama temayülünde olmuştur. Türkiye’de pilot tatbikatı başlayan Kalkınma Ajansları’nın dünyadaki bu süreci tersine döndürecek vasfı ve bölgelerarası rekabetin başat bir oyuncusu olması bu münasebeti daha da kıymetli hale getirmektedir. (Özer, 2007). Bu yeni rekabet yaklaşımının en önemli oyuncusu ise, Bölgesel Kalkınma Ajansları (BKA) olarak görülmektedir. Kalkınma ajanslarına dair örnekleri incelemeye geçmeden önce, Türkiye’de bölgeselleşme tartışmalarına kısaca değinelim

3. TÜRKİYE’DE BÖLGESELLEŞME

Türkiye’deki bölgeselleşmeye dair süreci 1960’lardan itibaren ele almaya başladığımızda tüm ülke için bölgesel planların yapılması zorunluluğu ve planlı kalkınma düşüncesinin en önemli ideallerden birisi olduğunu görürüz. (Çalt, 2005).

Türkiye’de 1961 Anayasası bölgesel planlama ve bölgesel yönetimler hususunda yenilikçi faaliyetleri gündeme getirmiştir. Anayasaya sosyal devlet anlayışı kapsamında planlama fikriyatının hakim olması ve Devlet Planlama Teşkilatının (DPT) kurulması (30 Eylül 1960) gibi teşebbüsler 1960 sonrası döneme damga vuran gündem maddeleri olmuştur. Yine 1961 Anayasası kapsamında Türkiye’de çeşitli bakanlıklara bağlı bölge yapılanmaları kurulmuştur. Fakat bu örgütler, ekseriyetle teknik hususlardaki kamu vazifelerini gidermek için oluşturulmuşlardır. Zira bu yapılanmalar bölgenin tümünün kamusal vazifelerini ve idaresini kapsamadığından ve bölge yapılanmaları arasında da tam bir koordinasyon olmaması sebebiyle tam bir bölge yönetiminden bahsedilemez. Bahsi geçen bölgesel yapılanmalara örnek verecek olursak, Serbest Bölgeler, Bölge Valiliği, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği, Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresini sayabiliriz. (Şinik, 2012, s. 290-291).

1990 sonrası döneme geldiğimizde ise, Türkiye’de bölgeselleşme bağlamından cereyan eden en mühim gelişmeler AB mihverinde gerçekleşmektedir. Türkiye’deki ıslahat süreci, Türkiye için kaleme alınan Katılım Ortaklığı Belgeleri ve İlerleme Raporları birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’de bölgeselleşmeye doğrudan ve en kapsamlı tesiri AB’nin yaptığı görülmektedir. (Şinik, 2012, s. 292).

Türkiye AB ekseninde ilerleyen bölgeselleşme politikaları kapsamında, Bölge Kalkınma Ajansları’nın (BKA) kurulmasına yönelik ilk girişimini 28 Ağustos 2002 tarihinde gerçekleştirmiş ve ülke genelinde üç düzey İstatistiki Bölge Birimleri oluşturmuştur. Böylelikle Türkiye 14 Nisan 2003 tarihinde kabul edilen Avrupa Birliği’ne Katılım Ortaklığı Belgesi’nde kısa vadeli hedefler arasında gösterilen, BKA’ ların kurulum hazırlığının ilk hamlesini yerine getirmiştir. (Şinik, 2012).

İstatistiki Bölge Birimleri oluşturma faaliyetlerinin çıkış noktası; 1988 yılında AB, üye ve aday ülkelerin bölgeleri arasındaki idari birim ayrımlarını bertaraf etmek ve daha bağdaşık bir yapı oluşturabilmek amacıyla başlattıkları NUTS (The Nomenelature of Territoriel Unitsfor Statistics İstatistik Bölgesel Birimler Sınıflandırması İBBS) çalışmalarına dayanmaktadır. NUTS üç farklı düzeyde; NUTS-1, NUTS-2 ve NUTS-3 olarak isimlendirilmektedir. NUTS sınıflandırılması, 3 temel ilke baz alınarak oluşturulmuştur. Bunlardan birincisi, ülkelerin var olan bölge ayrımlarının NUTS sınıflandırılması temel alınarak oluşturulmasına dayanmaktadır. İkinci ilke ise, benzer potansiyele sahip çevrelerin birleştirilerek bölge oluşturulması gerektiğinden bahsetmektedir. Son ilkede nüfus kriterinden oluşmaktadır. NUTS-1 için 3 Milyon, NUTS-2 için 800.000 ve NUTS-3 bölgeleri için ise olması gereken asgari nüfus miktarı 150.000 olarak belirlenmiştir. Türkiye’de bu çerçevede yürütülen çalışmalar kapsamında; 12 adet NUT-1 (Düzey-1), 26 adet NUTS-2 (Düzey-2) ve 81 adet NUTS-3 (Düzey-3) bölge birimi oluşturulmuştur. (Ersöz, 2009).

Çalışmanın devamında Türkiye’deki bölgeselleşme politikalarının bir sonucu olarak kurulan Kalkınma Ajanslarının teşkilat ve işleyiş yapısına kısaca değinelim.

4. KALKINMA AJANSLARI

Dünyada ‘Kalkınma Ajansı’ şemsiyesini kullanan takribi 20.000 kuruluş bulunmaktadır. Bu teşkilatların hukuki ve örgütsel yapıları, görev ve faaliyetleri, yetki ve sorumlulukları, başka ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla olan münasebetleri makro düzeyde farklılıklar göstermektedir. Bu durumda, genel kabul görmüş bir ‘kalkınma ajansı’ modeli tanımlamayı olabildiğince güçleştirmektedir. Bu bağlamda genel olarak kalkınma ajansı kavramının 1980’lerde yayılan kamu işletmeciliği anlayışı ve küreselleşme ile artan yerel rekabetle birlikte 1990’larda yayılan yönetişim anlayışının bir eseri olduğundan bahsedilebilir. Bu tespitten yola çıkarak, BKA’lar ‘Yeni Kalkınmacılık’ anlayışının örgütsel biçimi olarak tanımlanabilir. (Özen, 2005).

4.1. Türkiye’de Kalkınma Ajansları

Çalışmanın daha önceki kısımlarında AB, ekseninde yürütülen, Kalkınma Ajanslarının kuruluşlarına yönelik öncü çalışmalardan bahsetmiştik. Söz konusu öncü çalışmalar neticesinde; Kalkınma Ajansları, Türk idari sistemi içine 25 Ocak 2006 tarihinde TBMM tarafından kabul edilen ve 8 Şubat 2006 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5449 Sayılı Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkındaki Kanun ile girmiştir. Bu kanuna istinaden 2006 yılında iki, 2008 yılında sekiz ve 2010 yılında on altı kalkınma ajansı kurulmuştur.

Kalkınma Ajanslarının kuruluşundaki temel amaçlarını şöyle özetleyebiliriz. (Kalkınma Bakanlığı, 2013).

  • Bölge potansiyelini harekete geçirmek
  • Tüm bölgelerin ulusal ekonomiye katkısını en yüksek düzeye çıkarmak
  • Bölge içi ve bölgelerarası gelişmişlik farklarını azaltmak
  • Gelişmiş bölgelerin küresel ölçekte rekabet gücünü arttırmak

Kamu tüzel kişiliği bulunan fakat 5449 sayılı kanunla düzenlenmemiş tüm işlerinde özel hukuk hükümlerine tabi olan kalkınma ajanslarının teşkilat yapısı, kanunun 7. Maddesi ve devamında açıklanmaktadır. Buna göre Kalkınma Ajansları; kalkınma kurulu, yönetim kurulu, genel sekreterlik ve yatırım destek ofislerinden oluşmaktadır. (Can, 2013).

Ajansların görev, yetki ve sorumlulukları adı geçen 5449 sayılı Kanunun 5. Maddesinde şu şekilde sıralanmıştır.

  • Yerel yönetimlerin planlama çalışmalarına teknik destek sağlamak
  • Bölge plan ve programlarının uygulanmasını sağlayıcı faaliyet ve projelere destek olmak, izlemek ve değerlendirmek
  • Yerel ve kırsal kalkınmayı destekleyici kapasite geliştirme faaliyetlerinde bulunmak
  • Kamu kesimi, özel kesim ve sivil toplum kuruluşları arasında işbirliklerini geliştirmek ve bu kesimlerin kalkınmayı destekleyici projelerini izlemek
  • Kaynaklarını bölge plan ve programlarına uygun olarak kullanmak veya kullandırmak
  • Bölgenin kalkınmasını sağlayacak imkânları tespite dönük araştırmalar yapmak
  • Bölgenin ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtımını yapmak
  • Yatırımların takibini ve sonuçlandırılmasını tek elden yürütmek
  • Küçük ve orta ölçekli işletmelerle yeni girişimcileri desteklemek
  • İkili veya çok taraflı uluslar arası programları tanıtmak ve bu kapsamda proje geliştirilmesine katkı sağlamak

4.1.1. Kalkınma Kurulu

Kalkınma kurulu bölgedeki kamu kurum ve kuruluşları, özel kesim, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve yerel yönetimlerin temsilcilerinden oluşmaktadır. En fazla yüz üyeden oluşan kalkınma kurulları yılda en az iki defa toplanmaktadır. Kalkınma kurulları ajansların danışma organı olarak görev yaparlar. Kurulun görevleri aşağıdaki gibidir. (Kalkınma Bakanlığı, 2013).

  • İşbirliklerini geliştirmek ve ajansı yönlendirmek
  • Politika tavsiyesinde bulunmak
  • Tek ilden oluşan bölgelerde yönetim kuruluna üye seçmek
  • Ajans faaliyet raporlarını görüşmek
  • Yönetim kuruluna önerilerde bulunmak

4.1.2. Yönetim Kurulu

Yönetim kurulu ajansın karar organı olarak görev yapar. Birden fazla ilden oluşan ajanslarda yönetim kurulu; il valileri, Büyükşehir belediye başkanları veya Büyükşehir olmayan illerde il merkez belediye başkanları, il genel meclis başkanları ile ticaret ve sanayi odası başkanlarından oluşmaktadır. Tek ilden oluşan ajansların yönetim kurulunda, kalkınma kurulundan seçilen üç üye de yer alır. Yönetim Kurulu Başkanı alfabetik sırayla birer yıl görev yapan bölge illerinin valileridir. Kurulun görevleri aşağıdaki gibidir. (Kalkınma Bakanlığı, 2013).

  • Çalışma programını ve bölge planlarını kabul etmek
  • Bütçeyi ve desteklenecek projeleri onaylamak
  • Personelin işe alım ve iş sonlandırmasına karar vermek
  • Seçilmek üzere Genel Sekreteri, Bakanlığa önermektir.

4.1.3. Genel Sekreterlik

Genel sekreterlik ajansın icra organı olarak görev yapar. Genel sekreterlik bünyesinde, bölgenin özelliklerine ve öncelikli faaliyet alanlarına göre en fazla beş ana hizmet birimi kurulabilmektedir. Esneklik sağlamak amacıyla mevzuatta birimlerin adı ve işlevlerine dair belirleyici/sınırlayıcı hükümler konulmamıştır. Ajansların organizasyon yapısı genel itibariyle aşağıdaki şekilde oluşmaktadır. (Kalkınma Bakanlığı, 2013).

  • Planlama, Programlama ve Koordinasyon Birimi
  • Program Yönetim Birimi
  • İzleme ve Değerlendirme Birimi
  • İdari ve Mali İşler Birimi

4.1.4. Yatırım Destek Ofisleri

Yatırım Destek Ofisleri (YDO) 2012 yılsonu itibariyle tüm illerde faaliyete geçmiştir. YDO’lar bölge illerinin tanıtımı, yatırımcıların kamu kurum ve kuruluşlarının görev ve yetki alanına giren izin ve ruhsat işlemleri ile diğer idari iş ve işlemlerinin tek elden takip edilip sonuçlandırılmasından sorumludurlar. Ayrıca, yatırımcıları bölgedeki yatırım fırsatları, ulusal ve uluslararası pazarlar, kredi ve devlet yardımları konusunda  bilgilendirmektedirler.  (Kalkınma Bakanlığı, 2013).

4.1.5. Ajansların Mali Yapıları

Ajansların gelirleri ekseriyetle kamu menşeli olarak düzenlenmiştir. “En büyük gelir kalemini, her yıl ayrılacak transfer ödeneğinden, Yüksek Planlama Kurulunca her bir ajans için nüfus, gelişmişlik düzeyi ve performans ölçütlerine göre belirlenecek paylar oluşturmaktadır.” (Can, 2013, s. 288). Ayrıca Kalkınma Ajanslarının gelirleri, belediyeler, il özel idareleri, sanayi ve ticaret odalarından ayrılan fonlar ve diğer gelirlerden oluşmaktadır. Yine AB ve diğer uluslararası fonlardan aktarılacak kaynaklar, faaliyet gelirleri ile bağış ve yardımlarda gelirler arasından sayılmıştır. Ajansların giderlerine baktığımızda ise, kurumsal, fonksiyonel ve ekonomik düzeyde sınıflandırıldığını görmekteyiz. Fonksiyonel  giderler, genel hizmetler ve proje faaliyet desteklerinden, ekonomik sınıflandırma ise, personel, mal ve hizmet alımı ile transfer giderlerinden oluşmaktadır. (Kalkınma Bakanlığı, 2013, s. 38-43).

Ajansların denetim yapısı, iç ve dış olmak üzere iki çeşit kontrol mekanizmasından oluşmaktadır. İç denetim, ajanslarda istihdam edilen iç denetçiler tarafından yapılmaktadır. Dış denetim ise, bağımsız denetim kuruluşları tarafından gerçekleştirilmektedir. Bunlara ilave olarak, “maliye, içişleri ve kalkınma bakanlığı ile hazine müsteşarlığı temsilcilerinden oluşan heyetin ajanslarda kurumsal ve mali kapasite ile organizasyonel yapıyı denetlediği mali yönetim yeterliliği denetimi bulunmaktadır. “(Can, 2013, s. 288). Bir başka denetim mekanizması da 6085 sayılı kanun tarafından sağlanan Sayıştay denetiminden oluşmaktadır.

5. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE MARKA KENT OLUŞTURMA AÇISINDAN KALKINMA AJANSLARININ MİSYON VE VİZYONLARI

Kent markalaşması, en basit haliyle, ürün markalaşma izlemlerinin kent üzerinde uygulanmasıdır. (Peker, 2006, s. 20). Bu tanım ışığında küreselleşme sürecine baktığımızda, gelinen rekabet ortamıyla birlikte; kentlerin birbirleriyle yarışmak zorunda kaldığı görülmektedir. Günümüzde ürünlerde olduğu gibi günümüzde, kentler içinde yeniden üretim ve pazarlama süreci başlamıştır. Bu vesileyle marka kentler; kent yurttaşının yaşam kalitesini yükselterek teminat altına almak ve kentin rakip kentler karşısında cazibesini arttırarak dinamik bir dünya toplumu oluşturmayı hedeflemektedir. Esasen marka kentler; “Kalkınma Ajansları’nın iş ve yatırım imkanları konusunda, ilgili kuruluşlarla işbirliği halinde ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtım yapma, kentin kaynak ve olanaklarını belirleme, ekonomik ve sosyal gelişmeyi hızlandırma ve rekabet gücünü arttırmaya yönelik araştırmalar yapma, yönetim, üretim, tanıtım, pazarlama, teknoloji finansman, örgütlenme ve işgücü eğitimi gibi hususlarda gerekli desteğinin sağlanmasıyla kendilerini ortaya koyabileceklerdir.” (Oktay, Özmen, 2013, s. 68-72).  Bu anlamda marka kentlerin oluşturulmasında Kalkınma Ajansları’na büyük rol düşmektedir.

İşte bu noktada, ajansların misyon ve vizyonları; her kentin ruhunu oluşturan özelliklerini bulmak ve onları vurgulama hususunda bir lokomotif görevi görmektedir. Ayrıca ajansların misyon ve vizyonları kentlerin alametifarikalarının oluşmasına hizmet eder. Örneğin, Prag’ın kültürel, Safranbolu’nun mekansal, Trabzon’un folklorik, Hatay’ın dinsel-mistik özelliklerinin ön planda olması markalaşma yolunda kentlerin alametifarikalarıdır. (Kaypak, 2013, s. 347).

6. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE BİR POLİTİKA TRANSFERİ ÖRNEĞİ OLARAK KALKINMA AJANSLARI

Politika transferi kavramını Sobacı; “ülke deneyimlerinden dersler çıkarma, politika ödünç alma ve belirli bir konuya dair bilgi ve uygulamaların yayılması sürecine ilişkin literatürdeki önemli kavramlardan biridir” şeklinde tanımlamaktadır. Yine Sobacı ya göre; politika transferi anlayışında “bir ülkenin politika yapıcılarının diğer ülkelere resmi ziyaretlerde bulunma, onların politikalarını ve kurumlarını araştırma ve yetkililerle görüşme faaliyetleri sonucunda elde ettiği bilgiden yararlanarak, kendi ülkesindeki politika ve kurumlara yön verme durumu” söz konusudur.

Bilindiği üzere Türkiye’nin iki önemli uluslararası kuruluş olan AB (Avrupa Birliği) ve AK (Avrupa Konseyi) ile yürütmüş olduğu ilişkiler, nezdinde Türk kamu yönetimi sistemi büyük bir dönüşüm içine girmiştir. Dönüşüme konu olan reform paketlerini çıkarmak bahsi geçen uluslararası kuruluşlara, özellikle de AB’ye tam üye olunabilmesi bakımından zorunluluk olarak sayılmaktadır. Esasen, aday ülkelerin kararına bırakılması gereken reform alanlarının bu kapsamda bir zorunluluğa dönüşmesi adı geçen uygulamaların ‘politika transferi’ olarak nitelendirilmesine yol açmaktadır. Bu sebeple, politika transferi gönüllülük esasına dayanan öğrenmeden farklıdır ve zorunluluk olarak nitelendirilmektedir. (Övgün, 2007).

Bu bağlamda 2006 yılında 5449 sayılı kanunla yürürlüğe giren kalkınma ajansları Türkiye’nin iç dinamiklerinden ziyade AK ve AB’nin politika transferleri çerçevesinde ülke gündemine alınmıştır. Zira gerek AK gerekse de AB, kalkınma ajanslarının yapılarından, görevlerine kadar bütün bir kısmını etkilemiş ve hatta belirlemişlerdir. Esasında, bu nedenle kalkınma ajansları hususunda gönüllülük kavramından daha çok zorunluluk esasına dayalı bir politika transferinden bahsetmenin daha doğru olduğu düşünülmektedir. Bu noktada söz konusu politika transferinin temel amacı da sermaye sınıfı için yeni karlı alanlar oluşturabilmektir. Bir başka deyişle, ajansların kamusal yatırımlara nazaran, uluslararası rekabete konu olan özel sektör yatırımlarına öncelik tanımasının, bu politikaya özel sektörün neden bu kadar destek verdiğini göstermektedir. (Övgün, 2007).

Yine kalkınma ajanslarının zorunlu bir politika transferi olduğunu düşünenler argüman olarak, İlerleme Raporlarındaki çeşitli ifadelerin yanı sıra 2004 tarihli Türkiye ile AB arasında 31 Ekim 2005 tarihinde Ankara’da imzalanan Finansman Zaptı’nı sunmaktadır. Söz konusu zapta göre, Katılım Öncesi Mali Yardım Kapsamında 2004 yılı Türkiye Ulusal Programı’nın Ekonomik ve Sosyal Uyum başlığı altında Ön Ulusal Kalkınma Planı’nın (ÖUKP) Uygulanmasının Desteklenmesi Projesi çerçevesinde plana uygun olarak ekonomik ve sosyal uyum için merkezi, bölgesel ve yerel ölçekte kapasite oluşturulacağı belirtilmektedir. Bu nedenle bölgesel kalkınma ajanslarının kurulması bir yapısal şart olarak Türkiye’nin önüne getirildiği söylenebilir. (Çiner, 2009).

Politika transferi temelde ‘gönüllü transfer’ ve ‘zorlayıcı transfer’ olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Buraya kadar akademisyen ve araştırmacıların zorlayıcı transfer politikalarına dair görüşlerine yer verdik. Bu görüşler salt bir zorunlu transferden bahsetmektedir. Oysaki AB ve AK şart koştuğu reformlar, zorlayıcı politika transferinin bir alt dalı olan ‘yükümlü politika transferi’ ne girmektedir. Yükümlü politika transferi, uluslar-üstü ve uluslararası örgütlere üyelik nedeniyle ortaya çıkan bir transfer çeşididir. Devletler, bu tarz örgütlerin üyesi olmaktan doğan yükümlülüklerinin bir parçası olarak; belirli politika ve programları benimsemek zorunda kalmaktadır. Zira, uluslararası örgütlerin hem politika transferini basitleştirici bir oyuncu hem de hükümetleri kamu sektörlerini modernize etmeye sevk eden bir baskı aracı olarak değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir. (Sobacı, 2011).

7. SONUÇ

Küreselleşme süreci bir yandan ulus-devletlerin bölgeselleşme faaliyetlerine ivme kazandırırken, diğer yandan ise, yerel yönetimlere ve yerel yönetişime verdikleri önemi arttırmıştır. Bölge, bölgeselleşme ve kalkınma kavramları küreselleşme süreci kapsamında hızlı değişim ve dönüşümler yaşamış ve bu değişim/dönüşümler nezdinde geliştirilen kalkınma politikaları, merkeziyetçi bir yapıdan adem-i merkeziyetçi bir yapıya dönüşmüştür.

Türkiye’de bu adem-i merkeziyetçi yaklaşımların gereği olarak 2006 yılında Kalkınma Ajansları kurulmuştur. Bu bağlamda Kalkınma Ajanslarının, 1980’lerden bu yana dünyada hakim olan neo-liberal kalkınma politikalarına ve kapitalizmin eriştiği küresel rekabet düzeyine en mütenasip yerel kalkınma oyuncusu olarak tasarlandıkları ve ülkelerin bu kuruluşların faaliyete geçmesiyle bölgelerinde bir kalkınma hamlesi gerçekleştirmelerini beklediği aşikardır.

Bu nedenle, Kalkınma Ajansları tarafından bölgelerin potansiyelinin tespit edilmesi ve buna mütenasip izlemlerin benimsenmesi için farklılık oluşturan ya da bilgi yoğun sektörlerin yeğlenmesi gerekmektedir. Zira artık rekabet olgusunu ileri teknoloji, yenilik ve bilgi üretebilme, yenilikçilik gücü gibi faktörler belirlemektedir. Ayrıca, Kalkınma Ajansları yurt içinde projecilik kültürünü yayan yaygınlaştıran kurumlar olarak öncü bir rol oynamalıdırlar. Dolayısıyla Kalkınma Ajanslarının da bu tür politikalara önem vermeleri gerekmektedir.

KAYNAKÇA

Can, E. (2013). Kalkınma Ajansları Türk kamu yönetimi sistemine uyum sağladı mı? İZKA örneği. M. Ökmen, (Ed).Küreselleşme-Yerelleşme Dikotomisinde Yerel ve Bölgesel Kalkınma. (1. bs. , 285-295). Ankara: Orion Kitapevi

Çalt, G. (2005). Bölgeselleşme ve Avrupa Birliği’nin Bir Aracı Olarak Bölge Kalkınma Ajansları. Türkiye Ziraat Mühendisliği Teknik Kongresi, Bildiri Metinleri, 3-7.

Çiner, C.U. (2013).  Sosyo-Ekonomik Bölgeselleşme ve Bölgesel Kalkınma. M. Ökmen, (Ed).Küreselleşme-Yerelleşme Dikotomisinde Yerel ve Bölgesel Kalkınma. (1. bs. , 1-23). Ankara: Orion Kitapevi

Emini, T. Filiz, Görün, M. (2013). Türkiye’de Faaliyet Gösteren Bölgesel Kalkınma Ajanslarının Vizyon ve Misyon Bildirimlerinin Analizi. M. Ökmen, G. Şeker, F. Yaman, (Ed). Küreselleşme-Yerelleşme Sarmalında Kalkınma Ajansları. (1.bs. , 75-106). Ankara: Orion Kitapevi.

Ersöz, C. (2009). Küreselleşme sürecinde bölgesel kalkınma yaklaşımları: Türkiye’de köylere yönelik bir uygulama 1975-2001. yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir.

Kalkınma Bakanlığı, Bölgesel Gelişme ve Yapısal Uyum Genel Müdürlüğü, (2013). Kalkınma Ajansları Faaliyet Raporu, 2012.

Kaypak, Ş. (2013). Küreselleşme Sürecinde Kentlerin Markalaşması ve Marka Kentler. C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 14(1), 335-355.

Oktay. E. , Özmen, A. (2013). Marka Kent Oluşturma Sürecinde Kalkınma Ajanslarının Misyonu. M. Ökmen, G. Şeker, F. Yaman, (Ed). Küreselleşme-Yerelleşme Sarmalında Kalkınma Ajansları. (1.bs. , 63-74). Ankara: Orion Kitapevi.

Ökmen, M. , Özer, B. , Bal, V. , Şeker, G. , (2013). Küreselleşme-Yerelleşme Sarmalında Türkiye’de Bölgesel Kalkınma Süreçleri ve Yerel Yönetimler. M. Ökmen, (Ed).Küreselleşme-Yerelleşme Dikotomisinde Yerel ve Bölgesel Kalkınma. (1. bs. , 81-106). Ankara: Orion Kitapevi

Övgün, B. (2007). Bir Politika Transferi Örneği: Kalkınma Ajansları. Ankara SBF Dergisi, 62(3), 233-255.

Özen, P. (2005). Bölge Kalkınma Ajansları. TEPAV, Ankara.

Özer, Y.E. (2007).  Küresel Rekabet Bölgesel Kalkınma Ajansları ve Türkiye. Review of Social, Economic & Business Studies, 9(10), 389-408.

Peker, A. Esra, (2006). Kentin Markalaşma Sürecinde Çağdaş Sanat Müzelerinin Rolü: Kent Markalaşması ve Küresel Landmark. Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul.

Polat, M.H. (2012). Küreselleşen Kalkınma. (1. bs.). İstanbul. Açılım Kitap.

Sobacı, M.Z. (2011). Politika Transferi Bağlamında Kamu Yönetiminde Neo-Liberal Reformların Yayılması: Açık Toplum Enstitüsünün Rolü. Sosyo Ekonomi, 191.

Şinik, B. (2012). Avrupa’dan Karşılaştırmalı Yerel Yönetim Örnekleri. İstanbul: Türkmen Kitapevi.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı