ASYABÖLGESEL ANALİZLERSİZDEN GELENLERULUSLARARASI İLİŞKİLER

Çin’in Dünya Ticaret Örgütü Üyeliği ve Küreselleşme

Bu çalışma da küreselleşme bağlamında Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olduktan sonra dünya ekonomik sistemine entegre oluşu incelenmektedir. Öncelikle Çin’in tarihi ve sistemsel yapısı üzerinde durulmuş, ardından küreselleşme teorisi ve neoliberalizm kavramsal açıdan analiz edilmiştir. Dünya Ticaret Örgütü’nün kuruluş aşaması ve örgütsel özellikleri verildikten sonra bu teorinin 2001 Dünya Ticaret Örgütü üyeliği sonrası Çin ekseninde etkileri tartışılmıştır. Son olarak Çin ve damping uygulamaları Türkiye ekseninde ele alınmıştır.

ÇAĞLA CENGİZ ve ZEYNEP ÇAVUŞOĞLU

Dumlupınar Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Çin ekonomisinin dünya ekonomisini nasıl etkileyeceği, Çin’in gelecekte tek kutuplu dünya yapısını değiştirerek, bir süper güç olup olamayacağı tartışmaları giderek artmaktadır. Bunun için de Çin ekonomisinin dünya ekonomisindeki yeri ve önemi saptanmaya çalışılacak ve Çin ekonomisinin, WTO üyeliğinden sonraki ekonomik durumu ele alınacaktır.

1. ÇİN HALK CUMHURİYETİ’NİN EKONOMİK VE SİYASİ TARİHİ

4000 yıllık tarihi olan Çin Halk Cumhuriyeti, MS 1200 yılına kadar, Batı Avrupa ekonomilerinden daha ileriydi. 1200-1500 yılları arasında, Çin ekonomisi duraklarken, Batı Avrupa hızlı bir ekonomik gelişme kaydetmiştir.19.yy boyunca Avrupa’da büyüme hızı son derece hızlı ilerlerken, Çin ekonomisinin gelişimi durmuş ve dünyaya kapılarını kapatmıştır. 1912’de Hanedanlığın son bulmasıyla, Çin Cumhuriyeti kurulmuştur. Çin’in dünyadan izolasyonu sonucunda, kişi başına GSYİH 2000 yıl önceki seviyesine gerilemiş ve ülke, Batı ve Japon güçlerince işgal edilmiştir. II. Dünya Savaşı sonrası, Çin’in Japonya’nın işgalinin ardından, Mao Zedong liderliğinde Çin Halk Cumhuriyeti kurulmuştur.[1] Mao liderliğindeki Çin Halk Cumhuriyeti, Büyük İleri Atılım Programını uygulamaya koymuş ve kırsal yörelerin sanayileşmesine öncelik vermiştir. 1959-1961 döneminde Büyük İleri

Atılım Programı çerçevesinde, Çin’in kırsal bölgelerinde çelik fabrikaları kurulmuştur. Mao’nun ölümünden sonra, 1978’de Deng Xiaopig’in başa geçmesiyle, Çin’de reform başlatılmıştır. Deng’in ölümüne kadar(1997), sanayi, tarım, bilim-teknoloji ve milli savunma alanlarında modernleşme hedeflenmiştir. Bunun sonucunda, Çin önemli ölçüde zenginleşmiştir.[2]

1978 öncesinde, Çin’in dış ticaret rejimi, sosyalist sanayileşmenin ihtiyaçlarına hizmet edecek şekilde tasarlanmıştır. İhracat gelirleri, modern teknolojilerin ve endüstriler için ihtiyaç duyulan hammaddelerin ithalini karşılamak için kullanılmaktaydı. Yıllık yatırım planlarını, ithalatın büyüklüğünü içeren ticaret planları belirliyordu. Bu nedenle, ithalatı, ihracat hacmi finanse ediyordu.

Planların uygulanmasını garanti altına almak için, Çin hükümeti, ithalatı, ihracatı, fiyatları ve döviz kuru oranlarını doğrudan kontrol altında tutan Dış Ticaret Kurumları’nı (FTC) devreye soktu. Böylece, Çin’in uluslararası ödeme pozisyonları da kontrol altında tutulabiliyordu.[3]

Çin, 1978-1979 yıllarında, Deng Xiaoping’in önderliğinde liberalleşme politikalarını yürürlüğe koymuştur. Kamu teşebbüsleri piyasa dinamiklerine duyarlı hale getirilmeye çalışılmış, küçük ölçekli özel teşebbüslerin kurulmasına ve yabancı firmalarla joint venture (ortak girişim) oluşturmalarına izin verilmiştir. Uygulanan politikalar sonucunda, işletme sayısında hızlı bir artış olmuş ve hızlı bir dış sermaye girişi başlamıştır. 1990’lardan itibaren, Çin’in dünya ekonomisiyle entegrasyonu, artık soru işareti olmaktan çıkmıştı. Çin, bazı maliyetlere rağmen, küreselleşmenin fırsat olduğunun farkına varmıştır.

2. KÜRESELLEŞME VE KÜRESELLEŞME YAKLAŞIMLARI

Küreselleşme, herkesin farklı anlam yüklediği bir kavram haline gelmiş, böylece küreselleşmeyi ekonomik ve toplumsal sorunların sebebi, sonucu ya da çözüm yolu olarak gören birçok yaklaşım geliştirilmiştir.

Küreselleşme, kökeni çok eski çağlara gitmesine rağmen, ileri teknolojik uygulamalar sayesinde bugünkü kadar yoğun ve hızlı işlememişti. Yüzyıl önce de küreselleşme söz konusuydu; ancak küreselleşmenin yeni olan yönü nitel ve nicel boyutlarındaki değişimdir. Nicelik olarak küreselleşme ticaret, sermaye akımları, yatırımlar ve insanların ülkeler arasındaki dolaşımından meydana gelen artışı ifade etmektedir. Niteliksel olarak küreselleşme ise politik, ekonomik ve sosyal süreçleri kapsar. Bugün küreselleşen dünya, en azından entelektüel düzeyde tek bir dünya görünümündedir. Yine, teknolojik değişmeler ve hükümet kuralsızlaştırmaları üretim, ticaret ve finansta transnasyonal ağların kurulmasına imkân vermekte, böylece “sınırlara tabi olmayan dünya ekonomisi” ortaya çıkmaktadır.[4] Küreselleşme, Avrupa merkezli insan ve evren anlayışının kendini ekonomik, sosyal, toplumsal ve politik alanda kurmanın ve yaratmanın önemli bir anını ifade eder.

Küreselleşmenin birbiriyle ilişkili üç unsurdan oluştuğu söylenebilir:

  • Piyasaların genişlemesi,
  • Devletlere ve kurumlara meydan okuması,
  • Yeni sosyal ve politik akımların doğuşu.

Bunlar birbirlerini ikame eden teorik yaklaşımlar olmayıp, küreselleşmenin farklı yönlerini ifade ederler.

Küreselleşme, uluslararası politik ekonomiye olan etkisi bakımından daha çok şu yönleriyle ele alınmaktadır:

  • Çok uluslu şirketler ve yatırımlar,
  • Uluslararası ticaret ve bölgecilik,
  • Küresel finans ve para,
  • Ulusal karar verme,
  • Aktörlerin düşünme modları,
  • Küresel sivil toplum ve uluslararası kurumlar.

Küreselleşmeyi uygarlaşmanın yeni formu olarak değerlendiren görüşler de vardır. Buna göre, batılılaşma, modernleşme ve küreselleşme kavramları, uygarlaşma kavramının değişen yüzleridir.[5]

Kimileri için özgürlük, açıklık ve karşılıklı etkileşim temelinde, yeni ve daha iyi bir dünyanın kurulmasında anahtar bir süreç olan küreselleşme, kimileri için de eşitsizlik, sömürü ve gelişmişlerle az gelişmişler arasındaki uçurumun daha da açıldığı bir dünyaya kapı aralayan dehşet verici bir süreçtir.[6]

Günümüzde küreselleşmeye yönelik yaklaşımları, Held, McGrow Goldbiatt ve Perraton’ı izleyerek, üçlü bir sınıflamaya tabi tutabiliriz:

  • “Aşırı küreselleşmeciler” (hyperglobalist),
  • “Kuşkucular” (skeptical)
  • “Dönüşümcüler” (transformationalist)

Bu tür bir sınıflama ile küreselleşmeyi farklı perspektiflerden tanımlamaya, sebep ve sonuçlarını açıklamaya çalışan yaklaşımların bir araya toplanmasını sağlayacaktır.

Aşırı Küreselleşmeciler

Sosyalist Blok’un yıkılışını, kapitalizmin alternatifsizliği biçiminde söylemine katarak “zenginleşen” bu yaklaşımın merkezinde, kapitalist rekabet ve kapitalist devlete ilişkin iddialı varsayımlar vardır; ikisi de küreselleşme yüzünden güçsüzleşerek yok olmaktadır.

Ekonomik alandaki ilişkiler ağının yoğunlaşması, toplumların birbirlerine daha bağımlı hale gelmesi, serbest ticaret, doğrudan yabancı yatırımlar ve mali kaynakların serbest hareketi gibi günlük hayatı yakından ilgilendiren konuların yoğunluklu olarak tartışılması nedeniyle küreselleşme, liberal ideolojinin yeni bir ifade şekli olarak algılanmaktadır.

Küreselleşmenin ulus devletin geleneksel ekonomik kontrol mekanizmalarının birçoğunun etkinsizleşmesine yol açması, mal ve para piyasalarının dünya ölçeğinde bütünleşmesinin bir sonucudur. Bu bütünleşme yolculuğu 1870’lerde başlayarak ulusal ekonominin gücünün yitirmesine neden olan neoliberalizm ile son şeklini almıştır.

Neoliberal dalga, devletin ekonomiden (üretim ve bölüşüm sürecinden) elini çekmesini ve mülkiyeti / yönetimi kamuya ait olan işletmeleri özelleştirmesi durumunda, piyasa ekonomisi rasyonel bir işleyişe kavuşacağı için, kaynakların optimum dağılımının ve kullanımının mümkün olacağını (kaynak israfının önleneceğini) ve sonuç itibariyle iktisadi etkinliğin artacağı ve toplumsal refah seviyesinin yükseleceğini ileri sürmektedir.[7]

Aşırı küreselleşmecilere göre, piyasalar artık devletlerden daha güçlüdür. Küreselleşmeciler, dünya toplumunun, geleneksel ulus devletlerin yerini almakta olduğu ya da olacağı ve yeni toplumsal örgütlenme şekillerinin belirmeye başladığı düşüncesindedirler. Ancak bu grup içinde yer alanlar homojen değillerdir. Örneğin neoliberaller, devlet gücü üzerinde piyasanın ve bireysel otonominin başarısını hoşnutlukla karşılarken, aynı grup içinde yer alan neomarksistler ya da radikaller, çağdaş küreselleşmeyi, baskıcı kapitalizmin temsilcisi olarak değerlendirmektedirler.

Küreselleşme, kazanan ve kaybeden arasındaki kutuplaşmayı, küresel ekonomik düzen içinde birbirine bağlayabilir. En azından neoliberal harekete göre, küresel ekonomik rekabetin “sıfır toplamlı” üretimde bulunması söz konusu değildir. Ekonomi içinde belli grupların durumu küresel rekabet sonunda kötüleşse bile hemen hemen bütün ülkelerin belli malların üretiminde karşılaştırmalı avantajı söz konusudur.

Neo-Marksistler ve radikaller içinse böyle bir “iyimser yaklaşım” doğru değildir. Onlara göre küresel kapitalizm, hem uluslar arasında hem de ulusların içinde eşitsizlik yaratmaktadır. Ancak sosyal konumda geleneksel refah devleti yolunun sürdürülmesinin zorlaştığı ve giderek eskidiği konusunda neo-liberaller ile mutabıktırlar.

Küreselleşme Karşıtları

Radikal / aşırı küreselleşmecilerin tam karşısında yer alan bu grup, kuşkucular olarak da anılmaktadır. Giddens’in deyimiyle küreselleşmeye her konuda kuşkuyla yaklaşmaktadırlar. Yaşadığımız dünyada hiçbir şeyin yeni olmadığını iddia etmektedirler.

Kuşkucular dünya ekonomisinde duvarların kaldırılması yönündeki günümüzde yaşanan gelişmelerin, yüzyıl öncesine benzer bir duruma geri dönüşten başka bir şey iddia ediyorlar. Onlar için küreselleşme, refah devletini yok edecek minimal devlet ve hükümeti amaçlayan çevrelerin sık sık kullandığı basit bir terimdir.[8]

Küreselleşme, 25 yıllık bir süre içinde, aradaki refah farkının ikiye katlamasına sebep olmuştur. Küreselleşmeye karşı muhalefet ortamı yaygınlaşarak güçleniyor, haksızlığa uğradıklarını düşünen yoksul ülkelerden yükselen tepkiler, Dünya Ticaret Örgütü (WTO) gibi örgütlerin işleyişinde, yeni arayışları gündeme getirirken, zengin ülkelerden de toplumsal tepkiler yükseliyordu. Zengin ülkelerin, küresel dönüşümleri zarar gören ya da göreceğini düşünen kesimleri, örneğin bazı işçi ve çiftçi grupları da küreselleşmeye karşı muhalefetin saflarına katılıyordu

Ayrıca şüpheciler, küreselleşme sürecinin ekonomik ya da teknolojik gelişmelerin sonucunda ortaya çıkan bir olgu olmaktan çok, bir ideolojik tutum olduğunu da ileri sürüyorlar.

Dönüşümcüler

Giddens’in de dahil olduğu dönüşümcüler, küreselleşmeyi modern toplumları ve dünya düzenini yeniden şekillendiren hızlı sosyal, siyasal ve ekonomik değişmelerin arkasındaki ana siyasal güç olarak görmektedir. Dönüşümcüler, ulusal hükümetlerin otoritelerini ve güçlerini yeniden yapılandırdığını kabul ettiği halde, hem aşırı küreselleşmecilerin” egemen ulus devletin sonunun geldiği” iddialarını, hem de küreselleşme karşıtı kuşkucuların “hiçbir şey değişmedi” tezini reddetmektedirler. Bu noktada dönüşümcüler açısından ulus devlete yapılan vurgu, ulus-devletin de hemen her şeyde olduğu gibi bir yeniden yapılanma içerisine girdiğidir.

Bu grup küreselleşmeyi, modern toplumları ve dünya düzenini yeniden şekillendiren hızlı sosyal, siyasal ve ekonomik değişmelerin aralarındaki güç olarak görmektedir. Artık dış ya da uluslararası ile içişleri arasında açık bir ayrım görülememektedir.[9] Buna rağmen küreselleşmenin formel tanımlarında ekonomik boyutu ön plana çıkar ya da çıkartılır. Temelinde liberalizme dayanan; dünya pazarının finans, sermaye, üretim ve özellikle kaynak kullanımı açısından arkasına teknolojinin desteğini alarak entegrasyonu-küreselleşme olarak tanımlanır. McLuhan küreselleşmenin sinyallerini daha 1960’lı yıllarda vererek “küresel köy” ifadesini kullanmış, dünya ekonomisinin tüm yönleriyle tek bir pazar haline geleceği düşüncesinin temelini atmıştır.[10]

3. DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ (WTO)

İkinci Dünya Savaşı sonrasında, savaşın galibi Kuzey Amerika ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere dünyada barış ve istikrarı sürekli kılmak amacıyla, güçlü bir uluslararası ekonomik işbirliği sisteminin kurulması yönünde yoğun bir çaba gösterilmiştir. Bu çerçevede, ülkelerin kalkınma çabalarına yardımcı olmak, uluslararası likidite ve mali güven gibi ihtiyaçlara cevap vermek ve uluslararası ticareti serbestleştirip artırmak amacıyla yeni kurumların oluşturulması yoluna gidilmiştir. IMF, Dünya Bankası gibi “Bretton Woods” kurumları bu çabaların sonucunda ortaya çıkmıştır.

Uluslararası mali alanda sağlanan işbirliğinin yanı sıra, uluslararası ticaretin serbestleştirilmesi yönünde de benzer bir işbirliğine ihtiyaç duyulması sonucunda, 50 kadar ülkenin temsilcisi tarafından “Uluslararası Ticaret Örgütü” (International Trade Organisation – ITO) adı verilen bir uluslararası örgütün kurulması amaçlanmıştır. Öte yandan, ITO’nun kuruluş müzakereleri devam ederken, belirli mallar üzerinde tarife indirimlerinde bulunmak ve ITO’nun ülkelerce onaylanmasına kadar geçecek sürede bu indirimleri uygulamaya koymak amacıyla, 23 ülke Ekim 1947′de Cenevre’de “geçici” olarak nitelendirilen Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT)’nı imzalamışlardır. ITO’nun kurulamaması üzerine, “geçici” olma özelliğine rağmen, Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması 1948-1994 yılları arasında dünya mal ticaretini düzenleyen temel disiplin olarak uygulanmış ve genel kabul gören bir çerçeve oluşturmuştur. [11]

Dünya Ticaret Örgütü (WTO), Uruguay Round müzakereleri sonunda, Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması’nın (GATT) yerini alan 29 ayrı çok taraflı hukuki belgeyi/anlaşmayı ve 25 Bakanlar Bildirisini kapsayan, 15 Nisan 1994 tarihinde Marakeş’te (Fas) imzalanan Dünya Ticaret Örgütü Anlaşması (Final Act) ile kurulmuştur.

Çok taraflı ticaret sisteminin yasal ve kurumsal temeli olan WTO, 1 Ocak 1995 tarihinde resmen faaliyete geçmiştir. WTO üye ülkeler arasındaki anlaşmazlıkların çözümü konusundaki kararlılığı ile üye ülkelere güven vermiştir.

Dünya Ticaret Örgütü (WTO), çok taraflı ticaret sisteminin yasal ve kurumsal organıdır. WTO, hükümetlerin iç ticaret yasalarını ve düzenlemelerini nasıl yapacakları hususunda yasal bir çerçeve ortaya koymaktadır ve toplu görüşmeler ve müzakereler yoluyla ülkeler arasında ticari ilişkilerin geliştirildiği bir platformdur.[12]

WTO, sadece üyelik açısından GATT’tan fazla değil, aynı zamanda, uygulandığı ticari faaliyetler ve ticaret politikalar açısından da daha geniş bir alanı kapsamaktadır. GATT, sadece mal ticaretini kapsarken, WTO mal, hizmetler ve fikri mülkiyet hakları olarak da bilinen “fikir ticareti”‘ni de kapsamaktadır.

Örgüt’ün temel işlevleri:

a) WTO’ yu meydana getiren çok taraflı ve çoklu ticaret anlaşmalarının uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak,

b) Çok taraflı ticaret müzakerelerinin yürütüldüğü bir forum oluşturmak,

c) Ticari uyuşmazlıkların çözümünü sağlamak,

d) Üye ülkelerin ulusal ticaret politikalarını izlemek,

e) Küresel ekonomik politikayla ilgili diğer uluslararası kuruluşlarla işbirliğini sağlamak,

f) Gelişme yolundaki ve geçiş sürecindeki ekonomilerin çok taraflı ticaret sistemi ile bütünleşmelerine yardımcı olmak.

Karadağ, Rusya Federasyonu, Vanuatu ve Samoa’nın üye olmasıyla birlikte 2011 yılı sonunda WTO üyesi ülke sayısı 157’ye çıkmış ve kapsanan küresel ticaretin oranının % 97’ye ulaşmıştır.

4. ÇİN HALK CUMHURİYETİ’NİN WTO’YA ÜYELİĞİ

WTO’ nun görevi, üye ülkeler arasında ticaret kurallarını belirlemek, üye ülkelerde mal ve hizmet üreticilerinin, ihracatçı ve ithalatçıların çıkarlarını gözetmektir. Uluslararası ticarette anlaşmazlıkların çözümü, üye ülkelerin ticaret politikalarının gözden geçirilmesi, ülkeler arasındaki ekonomik farklılıkların giderilmesi için diğer uluslararası kuruluşlarla uyum halinde çalışmak ve fikri mülkiyet haklarının korunması gibi faaliyet alanlar bulunmaktadır.

Çin, dünya nüfusunun % 20’sini oluşturmaktadır. Bu büyüklükteki bir ülkenin küresel ekonomiye entegre olması hem Çin hem de diğer dünya ülkeleri için ekonomik dengeleri değiştirmekte ve özellikle küresel ticaret kompozisyonunda büyük bir dönüşüme neden olmaktadır.[13]

1978 yılından itibaren, sosyalist piyasa ekonomisi altında ekonomik reformlara hız vermeye başlayan Çin, 1989 yılında IMF’ye üye olmuş, 1986 yılında WTO’ ya, o zamanki adıyla GATT’ a üyelik için başvuruda bulunmuştur. Bu çerçevedeki müzakereler, 15 yıl devam etmiş ve 2001’de Çin’in WTO’ ya üyeliği onaylanmıştır. Söz konusu anlaşma Kasım 2001’de onaylanmış ve Aralık 2001’de, Çin resmen WTO’ ya üye olmuş ve bazı taahhütlerde bulunmuştur. Bu çerçevede, Çin’in pazarlarına yabancı şirketlerin erişimi kolaylaşacak ve güvence altında olacak, ithalatta gümrük vergileri ciddi boyutta ve kalıcı bir düşüş yaşayacak, yabancı doğrudan yatırımlara daha öngörülebilir ve çekici bir iş ortamı sunulacak, ticaret rejimi ülke çapında liberal, adil ve şeffaf hale gelecek ve henüz gelişmemiş olan sigorta ve telekomünikasyon gibi önemli sektörlerde yabancı şirketler faaliyet gösterebilecektir.[14]

Çin Halk Cumhuriyeti’nin WTO’ ya Üyeliği Kapsamında Yaptığı Taahhütler

Çin Halk Cumhuriyeti, WTO’ ya üyelikle, şu tavizleri vermeyi kabul etmiştir:

  • Çin, WTO üyesi bütün ülkelere ait muamele edecektir
  • İhracat ve iç pazar için üretilen ürünler için ayırımcı uygulamalara son verecektir
  • Üç yıl içinde tüm işletmeler çok kısıtlı sınırlamalar dışında, tüm ürünlerin ithalat, ihracat ve iç ticaretini yapabileceklerdir.
  • Bazı madenler, tütün, tahıl ve akaryakıt gibi ürünlerde devlet monopolü devam ederken, halihazırda yabancılara kapalı olan diğer alanlar açılacaktır.
  • Fikri mülkiyet haklar açısından, üyeliğe geçiş ile birlikte TRIPS anlaşması uygulanmaya başlayacaktır.
  • Üyeliği takip eden 12 yıl içerisinde Çin menşeli ürünlerin, WTO üyesi ülkelerden herhangi birinin iç pazarına zarar vermesi halinde özel geçiş dönemi koruma tedbirleri, ilgili ülkelerce uygulanabilecektir.
  • Gümrük tarifeleri belirli bir takvime göre azaltılacaktır.
  • İndirimlerin büyük bölümü 2004’e kadar, diğerleri 2010’a kadar yapılacak olup, tüm tavizlerin tamamlanmasından sonra tarım ürünlerinde ortalama %15 e, sanayi ürünlerin de ise % 8.9 a düşecektir.
  • Çin, tarım ürünlerine ihracat sübvansiyonu vermeyecektir. Diğer sübvansiyonlarda ürün değerinin %8,5 ini geçmeyecektir.
  • Tekstil sektöründe 31.12.2004 tarihinde tüm WTO üyesi ülkelerin kotaları kaldırmaları ile beraber, Çin’e uygulanan kotalar da kaldırılacak; ancak, 2008’e kadar WTO üyesi ülkelerde Çin menşeli ürünlerin zarara neden olması durumunda, özel önlemler uygulanacaktır.
  • Hizmet ticaretinde verilen en önemli tavizler, telekom, bankacılık ve sigortacılık sektörlerindedir.

Belirtilen yükümlülüklere, bazı sorunlara rağmen, Çin’in bağlılığı ve uyumu beklenenin üzerinde olmuştur. Bu çerçevede, WTO üyeliği öncesi % 15.3 olan ithalat gümrük vergileri, önce %11 e, 2004 yılından itibaren de %10.4 e düşürülmüştür.

İthalat gümrük vergilerinin indirilmesi konusunda nispi başarı sağlayan Çin, tarımda ve dağıtım sektöründe tarife dışı engelleri azaltmada aynı başarıyı sağlayamamıştır.

Çin’in WTO’ ya Üyeliğinin Ekonomik Etkileri

Çin’in WTO’ ya üyeliği son zamanların uluslararası ticaretteki en önemli olaylarından birisi olup, gerek dış ticarette gerekse yabancı sermaye girişinde serbestlik sağlanması taahhüt edilmiştir. Bu adımlar, hem Çin hem de onun ticaret ortaklar üzerinde birtakım etkiler yaratmıştır. Örneğin, Çin’in ticaretine getireceği serbestlikle Asya ülkelerinin ihracatını artıracağı beklenmektedir. Ancak, Çin’in WTO’ ya üyeliğinin hem pozitif hem de negatif etkileri olsa da, pozitif etkilerinin negatif etkilerden daha fazla olacağı kesindir.

Çin’in WTO’ ya Üye Olmasının Olumlu Ekonomik Etkileri

Çin’in WTO’ ya katılması ve ithalat tarifelerini azaltması, Çin ekonomisinin faydasına olmuştur. Örneğin, 2001 itibariyle, ithalat tarifeleri ortalama olarak % 15.3 oranında düşürülmüştür. Bu oran, 1990 larda % 45 civarında idi. Bu tarife düşüşleri hemen hemen Çin’in bütün mal ve hizmetlerini kapsamaktadır.

Çin’ in WTO’ ya üyeliği ekonomik ve ticari serbestliğini sağlayacaktır. Bunun yanında, ekonomik sektörlerin bağımlılığına bağlı olarak sektörler-arası etkilerde yaratacaktır.

Tablo: Çin in WTO ya Üye Olduktan Sonraki Ekonomik Durumu

ddd

Çin ekonomisinin ekonomik sınırlarını dünyaya açmasıyla, gerek GSMH’nın, gerekse büyüme oranın arttığı gözlenmektedir. Diğer yandan, Çin in WTO ya üye olmasından sonra, yabancı sermaye girişinde de hızlı bir artış olacağı beklenmiştir. Bu beklentinin en önemli nedeni, WTO ya girişle birlikte yabancı sermaye firmalarının faaliyetlerini sektörel ve coğrafi olarak sınırlandıran birçok kısıtlamanın kaldırılacak olmasıydı.

Çin ekonomisi, 1997-1998 Asya Krizi döneminde bile, yabancı yatırımcıyı cezbetme konusunda çok iyi bir performans göstermiştir. Aynı performans, 2001’den sonra da devam ettirmiştir. Çin’in bu performansını etkileyen faktörler şunlardır:

  • Hızla büyüyen bir iç pazarın var olması,
  • İşgücü, toprak ve enerji maliyetlerinin düşüklüğünden kaynaklanan yüksek kar marjları,
  • Çin’in WTO üyesi olmasının uluslararası piyasalarda güvenirliğinin artması,
  • Siyasi istikrarının kalıcı bir görünüm sergilemesi,
  • Ülke genelinde 200 milyonluk bir kesimin harcama gücünün yüksek olması,
  • Kredi kullanabilme kolaylığı,
  • Öncü olmak isteyen çokuluslu şirketlerin pazara girmek için yarışmaları,
  • Daha önce yurtdışındaki fırsatları daha karlı bulan iç tasarrufun yatırımı teşvik ve güvencelerinden yararlanmak üzere anavatana geri dönmesi.

Çin ekonomisinin performansı, dış ticarette de görülmektedir. Bu gelişmeyi aşağıdaki tablodan izlemek mümkündür. Çin ihracatı 2003 yılında % 34,6 oranında artarak 438.371 Milyar Dolara ulaşmıştır. 2004 yılının son çeyreğinde ise %34 oranında artmıştır. Bu artışta, Ocak 2004’te KDV oranının %15’ten %11’e indirilmesi önemli rol oynamıştır. Dış ticaret fazlası 1998 yılında 43,5 milyar Dolardan 2003 yılı itibariyle 25,5 milyar Dolara gerilemiştir. 2004 ilk çeyrek içinse eksi vermiştir. Bu daralmanın nedeni, ithalattaki artıştır. Ancak, Çin’in ihracatındaki bu artış YUAN’ ı gerçek değerinin altında tutmasından da kaynaklanmaktadır.

Çin’in WTO’ ya Üye 0lmasının Olumsuz Etkileri ve Halen Var Olan Sorunları

Çin’in WTO’ ya üye olmasının bazı negatif etkileri:

  • Çin’in bölgesel dengesizliğini artıcı bir etki yaratmasıdır Buna neden olarak, azgelişmiş bölgelerde hala hakim sektörün tarım olması gösterilmiştir.
  • Çin’in bölgesel kalkınma farklılığı ciddi sorun olup, WTO ya üyeliğinden sonra, bu sorun artmıştır. Bunun nedeni, söz konusu bölgelerin dışa açıklık derecelerinin farklılığından kaynaklanmasıdır.
  • Kısa vadede gelir dağılımında ortaya çıkan dengesizlik ve işsizlik sorunu

  • Çin’in dışa açılarak, yoğun rekabetle karşılaşması, yerli sanayiyi zorlamıştır.
  • Özelleştirme konusunda yapılması gereken reformların ertelenmesi. Bunun nedeni, özelleştirme ile birlikte, bu alanda işini kaybedecek kalabalık kesimlere sağlanacak eğitim, barınma, sağlık ve sigorta gibi sosyal maliyetleri göz önünde bulundurması ve bu yüksek maliyetten kaçınılmasıdır.

Çin Ekonomisinin Geleceğine İlişkin Tahminler

Son zamanlarda, Çin’ in ABD’nin alternatifi olup olamayacağı konusunda yoğun bir tartışma yaşanmaktadır. Tek kutuplu dünyada, Çin’in ikinci bir kutup olup olmayacağı tartışılmaktadır. Hatta bazı kesimlerce, Çin ekonomisinin mevcut potansiyelini devam ettirmesi halinde, yakın gelecekte dünyanın hakim ülkelerinden olacağı iddia edilmektedir.

Dünya Bankası tahminlerine göre, Çin 2020 yılında dünyanın ikinci büyük ticaret hacmine sahip ülke olacaktır. IMF’ye göre ise, Çin bugün, ABD ve Japonya’dan sonra dünyada üçüncü büyük ekonomisine sahip ülkedir.

Bir ülkenin dünya dengesini değiştirebilecek güçte olabilmesi için bazı kriterler:

  • Dikkate değer mutlak bir ekonomik büyüklük,
  • Diğer dünya ülkeleri karşısında nispi olarak üstün bir ekonomiye sahip olmak,
  • Uluslararası iş bölümüne olan bağlantı,
  • Sınırları aşan ekonomik işlemlerde uluslar üstü otoritelerin kurullarında etkin bir konum,
  • Konvertibil bir yabancı para rezervine sahip olmak,
  • Uluslararası piyasalarda rekabet üstünlüğüne sahip yerli işletmelerin olması

Bu kriterlerden, belki de en önemli olan, söz konusu ülkenin mutlak bir ekonomik güce ve büyümeye sahip olmasıdır. Çünkü bu kriteri sağlayan bir ülke büyük olasılıkla diğer kriterleri sağlayacaktır. Bu nedenle Çin’in ve günümüzün tek kutbu olan ABD’nin, dünya ekonomisindeki önemine bakmak gerekecektir. Bunun için söz konusu ülkelerin dünya GSMH içindeki payları aşağıdaki tabloda sunulmuştur. Tabloya göre, Çin 1952 yılında hızlı bir düşüş yaşamakla beraber, 1995 yılından itibaren yükselmeye başlamıştır. Buna rağmen, ABD den geridedir. Ancak, Çin GSYIH’nın dünya GSMH içindeki payı ABD’den daha düşük olmakla birlikte, Çin Hükümeti 2001-2005 dönemini kapsayan onuncu beş yıllık kalkınma planında da yüksek büyüme oranını korumak için temel ekonomik ve sosyal politikalar ile temel yapısal uyum politikalarını aynen sürdürmeyi kararlaştırmıştır. 2005 yılına kadar uygulanacak bu paketle yıllık %7 oranında büyümeyi hedefleyen Çin Hükümeti, 2010 yılında satın alma gücü paritesi bakımından 5 trilyon Dolarlık bir girdi ile ABD’yi geride bırakmayı hedeflemektedir. Çin’in bu yöndeki kararlılığı G-8 Zirvesinde de belirtilmiştir.

2010-2011 verilerine göre dünya ülkeleri arasında GSYIH sıralaması:

5. ÇİN VE DAMPİNG UYGULAMALARI

Damping, bir firmanın malını normal değerinin altında bir fiyatla ihraç etmesidir. İhracatçı firmaların mallarını yerli piyasadan daha düşük fiyatla satmaları uluslararası ticarette bir “haksız rekabet” uygulaması olarak kabul edilmektedir. Anti-damping vergisi uygulamalarının ana amacı; dampinge konu olan ithalatın sebep olduğu haksız rekabete karşı yerli üretim dalının korunmasıdır.

Günümüzde anti-damping soruşturmaları Dünya Ticaret Örgütü Anti-damping Anlaşması hükümleri uyarınca yürütülmektedir. Anti-Damping Anlaşması, dampingli ithalata karşı önlem alınabilmesi için dampingin varlığının yanı sıra, yerli endüstrilerin ekonomik göstergelerinde zararın belirlenmesi ve bu zararın dampingli ithalatla bağlantılı olduğunun ortaya konulması gerekliliğine işaret etmektedir.[15]

Gerçekleştirdiği sosyal reformların yanında, özellikle 20. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkan liberalizasyon ve dışa açılma atılımlarıyla Çin, bugün dünya ekonomisini derinden etkilemekte ve gerçekleştirdiği ucuz mal ihracatı bombardımanına karşı diğer ülkeleri değişik önlemler geliştirmeye sevk etmektedir. Devletin üreticilere desteği, ülkede sendikal hakların zayıf; ücretlerin, vergilerin ve girdi maliyetlerinin düşük olması, marka taklidi gibi önemli haksız rekabet unsurlarının varlığı Çin mallarının maliyetini düşürmekte ve fiyat cazibesini artırmaktadır.

Örneğin 2004’ün sonlarına varıldığında Türkiye’de birçok sektör adeta bir Çin malları istilası ile karşı karşıya kalmıştır. Her 100 oyuncağın 95’i, 100 gözlüğün 45’i, 100 halının 25’i, 100 klimanın 50’si Çin malıdır.

Keza, Çin mallarına karşı geliştirilen değişik önlemlere yönelik yine Çin’in stratejileri ve serbest piyasa dinamikleri çemberinde bir cevap oluşmakta, malların ülke piyasalarını ciddi ölçüde etkilemesine engel olunamamaktadır. Örnekle, Çin malları Gümrük Birliği Anlaşmasının gerekleriyle de birleşerek Avrupa üzerinden ülkemize girebilmektedir. Özellikle, ara malların ülkeye girişi bu alandaki üreticiyi yok etmekte ve ihraç edilen malın, ülkede kalan katma değerinin azalması neticesinde istihdam vb. tüm ekonomik dengeleri etkilemektedir. Bununla birlikte, yerli üretici rekabet koşullarına uyum sağlama adına vergi ödemekten kaçmak suretiyle kayıt dışı ekonomiyi desteklemekte ya da yatırımını yurtdışına taşıyarak ülke kaynaklarının dışarıya çıkmasına neden olmaktadır. Bazı üreticiler ise üretim faaliyetini bırakıp tamamen ithalata yönelmekte, böylece makro ekonomik dengesizlik ithalat lehine pekişmektedir.

Geliştirilecek önlemlerle ilgili olarak anti-damping, kota uygulaması, Çin mallarını izleme vb. koruma araçları dışında tüketici davranışları üzerinde değişim oluşturabilecek bilinçlendirme kampanyalarına da ihtiyaç bulunmaktadır.[16]

SONUÇ

Çin’in yaklaşık 15 yıllık bir çabanın ardından WTO’ ya üyeliği, anılan ülkenin yapısal reform sürecinde ve global ekonomiye entegrasyonunda tarihi bir adım teşkil etmektedir.[17]

Bu sayede Çin malları dünya pazarlarına daha serbest girme olanağına kavuşmuştur. Böylece Çin pazarı diğer ülkelere daha fazla açılacaktır. Çin WTO’ ya giriş anlaşması ile mal ve hizmetlerde pazara giriş ve fikri mülkiyet hakları gibi konularda bol miktarda taviz vermiştir. Bu tavizlerin Çin mallarının istilasından yakınan ülkeler açısından büyük önemi olduğu açıktır.

Dünyanın en fazla nüfusuna sahip Çin, kurallara dayalı çok taraflı ticaret sistemine dahil olarak, ilk kez kendini dış dünyanın ticari kural ve disiplinlerine tabi kılmaktadır.

2000‟lerin başında başlayan global durgunluk sırasında firmaların dikkati maliyetlere çevrilirken, emek yoğun ürünlerde global talebi gelecek 20-30 yıl boyunca karşılayabilecek düşük maliyetli işçi kitlelere sahip olan ve birçok ürünü düşük maliyetlerle üretebilen Çin, bu anlamda en fazla öne çıkan ülke olmuştur.

Nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak için iç piyasaya, hem de ihracata odaklı imalat sektörleri, Çin’i “Dünyanın işleyen fabrikası” haline getirmektedir. Çin’in bu üretim gücünün arkasında, 70’lerden başlayarak sanayileşmiş ülkelerden kaynaklanan dış gelişmeler ve Çin’in dinamikleri olmak üzere iki büyük faktör yatıyor.

Çin, dünya ekonomisinde karşılaştırmalı üstünlüğü olduğu her alanda rakiplerine meydan okumaktadır. Serbest ticaret ve liberalizasyon avantajlarından çok fazla yararlanmaktadır. Çin ile rekabet için katma değeri daha yüksek olan ürünlere yönelmek, yaratıcı düşünmek, yoğun çaba sarf etmek gerekmektedir.[18]

Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’ nun dört gün sürecek ABD ziyareti öncesinde bir makale yayınlayan Financial Times, “Çin tarzı yeni küreselleşmeye hoş geldiniz!” ifadesini kullanarak dünyanın en kalabalık ülkesi Çin’in küresel ticarette giderek daha etkin hale geldiğine dikkat çekmiştir.

Gazetenin yaptığı araştırma Çin’in kalkınmakta olan ülkelere verdiği krediyle Dünya Bankası’nı geride bıraktığını göstermektedir.

Financial Times’ ın haberinde şu ifadeler yer alıyor:

“Çin, Amerika Birleşik Devletleri’ni sollayarak dünyanın yeni süper gücü olma yolunda. Pekin küresel ekonomide etkinliğini her geçen gün artıyor. İngiliz Financıal Times gazetesinin araştırması Çin’in kalkınmakta olan ülkelere son 2 yılda Dünya Bankası’ndan daha fazla kredi verdiğini ortaya koyuyor.[19]

Öte yandan Çin’de,  WTO’ ya üye olduktan sonra bazı sorunlar da derinleşmeye başlamıştır. Bunlar, bölgesel kalkınma farklılığı ve işsizlik sorunudur. Ancak, genel olarak bakıldığında, Çin’in WTO’ ya üye olmasının olumlu etkileri, olumsuz etkilerinin oldukça üzerindedir. Fakat Çin’in tek kutuplu dünyada yeni bir kutup oluşturması sadece GSMH’ nın ya da kişi başına düşen gelirinin ABD ekonomisine ulaşması ile olmayacaktır. Askeri, siyasi ve sosyal birtakım kriterleri de sağlaması gerekecektir. Kaldı ki, bir ülkenin gücünü belirleyen en önemli faktörlerden birisi de enerji kaynağı olup, Çin’in bu konuda sorunları bulunmaktadır. Özetle Çin özelleştirme faaliyetlerini yaygınlaştırmalı, enerji sorununu çözmeli, işsizlik sorununa çözüm üretmeli, bölgesel dengesizliğini gidermeli ve zengin-fakir aralığını azaltmalıdır.[20]


[1] ACAR, Yalçın(2002), Büyüme Teorileri, Uludağ Ünv. Yayınları, Bursa, 2002.

ARISOY, Ebru, Güzin Bayar, Burak Soranlar(2004), Asya’nın Devi:Çin Halk Cumhuriyeti, Dış Ticaret Dergisi, Say 32, Temmuz., ss.1-17

[2] (Arısoy, Bayar, Soranlar,a.g.e.,2004,1)

[3] Lichtenstein, http://www.iktisat.uludag.edu.tr/dergi /11/19-aylin/19-aylin. htm

[4] TOPRAK, M.,(2001); “Küreselleşme ve Kriz Türkiye ve Dünya Deneyimi”,Siyasal Kitabevi, Ankara

[5] TOPRAK,a.g.e.,2001,9

[6] ACAR, M.(2002); “Ekonomik Siyasal ve Sosyal Kültürel Boyutlarıyla Küreselleşme: Tehdit mi? Fırsat mı?” Liberal Düşünce Kış-Bahar 2002, 7(25-26).

[7] AYDIN, M.K.(2000); ”Neoliberal Dalga ya da Küreselleşme” Bilgi (2),13-26.

[8] BOZKURT, V.,(2000); “Küreselleşme: Kavram, Gelişim ve Yaklaşımlar

[9] HABLEMİTOĞLU, Ş. (2004); “Küreselleşme Düşlerden Gerçekleri”, s23,Toplumsal DönüşümYayınları, Ankara

[10] KAYA, Mehmet; KÜRESELLEŞME YAKLAŞIMLARI, Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi Dergisi, 13 (2009), 1-16

[11] www.wto.org

[12] Wikipedi, Dünya Ticaret Örgütü

[13] SARAÇOĞLU, Yrd. Doc. Dr. Metin; Çin Ekonomisindeki Reformlar ve Çin’in WTO üzerine Bir Değerlendirme

[14] (http://deik.org.tr/bultenler/200462115557c+k- Bilgi -Notu-Mayis2004. pdf)

[15] BAŞKOL, Murat Ozan, EKONOMİ BİLİMLERİ DERGİSİ Cilt 2, Sayı 1, 2010

[16] ÇETİNKAYA, Cem, Çin Malları İstilası, P İVOLKA, yıl: 4 Sayı: 16, Sayfa: 19

[17] TOOB, Çin Raporu,2003

[18] ÇİÇEK, Recep-KOYUNCU, Kadim, Dünya Pazarının Dengesini Sarsan Ülke “Çin”:Çin Mallarının Pazarlama Bileşenleri (Fiyat, Mamul, Dağıtım, Tutundurma) Açısından İncelenmesi

[19] http://www.ntvmsnbc.com/id/25172552, Çin tarzı küreselleşmeye hoş geldiniz!

[20] ŞİMŞEK, Mevlüdiye; Çin Halk Cumhuriyeti’nin Dünya Ticaret Örgütü’ne(WTO) Üyeliğinin Ekonomik Etkileri ve Çin’in Geleceğine İlişkin Senaryolar, YÖNETİM VE EKONOMİ, Yıl:2005 ,Cilt:12, Sayı:2

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı