BALKANLARSİZDEN GELENLERSOSYOLOJİULUSLARARASI İLİŞKİLER

Rusya- Azerbaycan İlişkileri

19. ve 20. Yüzyılda her daim birbiriyle münasebet halinde bulunan Azerbaycan ve Rusya’nın gerek toplum, gerek ekonomi gerek siyaset anlamında birbirlerini etkileyen hamlelere imza attıklarını görmek mümkündür.

BETÜL USTA

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Uluslararası ilişkiler

19. yüzyılın şekillenmesinde rol almış, sosyal ortamda iz bırakmış ve siyasi hayatta da büyük oranda etkisi olmuş fikir akımlarından bahsetmek gerekirse öncelikle “liberalizm , sosyalizm ve nasyonalizm-milliyetçilik”in adı anılmaktadır. Bu üç düşünce akımı birbirinden keskin farklarla ayrılıyor olsa da ortak noktaları olarak temellendirilebilecek bir vaka mevcuttur ki bu da Fransız İhtilali’dir. Fransız İhtilali liberalizmi sosyal güvenlik , çalışma hayatı ve özgürlükler noktasında etkilerken Milliyetçilik ise İhtilalin en temel düsturu olarak göze çarpmaktadır. Sosyalizm ise Fransız İhtilali’nden her ne kadar kopuk görünse de önde gelen sosyalistler tarafından Ekim Devrimi dışında “büyük” sıfatı yakıştırılan tek ihtilal olmasına bakılarak , esasen aralarında pozitif bir ilişkinin varlığından bahsedilebilir. Lenin, Fransız Devrimini bütün insanlığa terakki ve medeniyet bahşetmiş olan 19. asrın belirleyicisi olarak nitelendirirken, Marx’a göre Fransız İhtilali burjuvazinin halkla müttefik olarak monarşi, aristokrasi ve kiliseyle savaşması idi.

Sosyalizm ve Fransız İhtilali arasındaki benzeşimin ürünlerinden biri olarak görülebilecek olaylar silsilesinden biri ise ulus-devlet olarak Sovyetler’den kopabilen milletler ve onları varoluş aşamalarıdır ki bizim bu anlamda inceleyeceğimiz ülke Azerbaycan Cumhuriyeti’dir.

Rusya ve Azerbaycan arasındaki münasebetlerin tarihi kökenine inildiğinde göze çarpan savaşlar ve anlaşmalar mevcuttur. Bu tarihi olaylar akış içerisinde belki en çok Azerileri etkilemiştir, bu milletin aktör olarak tarihte yeteri kadar yer tutmamasını kaderin bir oyunu olarak görmekten öteye gidilmelidir. lakin bu ulusun tarih boyunca gördüğü baskıcı muamele nedeniyle halet-i ruhiyelerine ilişkin net bir kanı oluşturmak pek mümkün olmamaktadır. Elbette ki bu durumun bölünmüşlükle de alakası mevcuttur fakat bu noktada göz ardı edilemeyecek bir husus vardır ki bu da ulusun bölüşülmesi kararının İran ve Rusya tarafından verilmiş, Ermeniler lehine gelişmiş olmasıdır.

 Tarihsel Süreçte Rus- Azeri İlişkilerinin Aşamaları

1736-1747 yılları arasında İran Şahı olmuş, Efşar(Avşar) Hanedanı’nın kurucusu Türk hakan Nadir Şah’ın öldürülmesi Azeriler için bir milat kabul edilebilir ki bu durum Nadir Şah’ın ölümüyle ortaya çıkan “Hanlıklar Dönemi”nde oluşturulamayan siyasi birlikle açıklanabilir. İran, bölgede hakim kalmak adına 1804-1806 yılları arasında Rusya ile savaşmış ancak yenilmiştir ve bu durum Azerilerin yoğunlukla yaşadığı birçok bölgenin Rus hakimiyetine geçmesi sonucunu doğurmuştur. Hanlıklar döneminde Azeriler ilkel şartlarda gerçekleştirilen tarım, kol gücüne dayanan ve basit takas işlemlerinden ibaret olan bir ticaret hayatına sahiptiler. Bu duruma bakarak iktisaden çok güçlü ve direnme kapasiteleri sınırlı bir toplumdan bahsettiğimizi anlayabiliriz.

Rusya’nın Azerbaycan üzerindeki etkisini diplomatik bazda ele alacak olursak, başlangıç noktası olarak 12 Ekim 1813 tarihli Gülistan  Antlaşması’nı ele alabiliriz ki bu akt Rusya İmparatorluğu ile Kaçarlar(İran) arasında imzalanmış ,antlaşma ile  Güney Kafkasya’da bulunan bereketli Karabağ toprakları Rusya yönetimine geçmiştir.Rusya, Gülistan Antlaşması ile topraklarını genişletmiş, ticari ayrıcalık ve vergi muafiyetleri elde etmiş ,Hazar’da donanma bulundurma hakkını kazanmıştır.  Mevzubahis antlaşmanın tarihsel anlamda önemi ise Kuzey Azerbaycan’ın ilk kez Rusya eline geçmiş olmasıdır.

İran, Gülistan Antlaşması sonrasında Kuzey Kafkasya topraklarındaki hak iddiasından vazgeçmiş olmasına rağmen yönetimde bulunan Kaçar Hanedanı, İngiltere ve Fransa’yla işbirliği yaparak, Rusya’ya karşı bir saldırı planı hazırlamış,Kuzey Azerbaycan Hanlıklarını tekrar ele geçirmek için 16 Temmuz 1826 tarihinde Rusya’ya karşı savaşa girmiştir. Lakin İran’ın bu umudu uzun sürememiş Rusya 1 Ekim 1827’de İran ordusunu mağlubiyete uğratmış; Revan ve Nahcivan’ı da ele geçirmiştir.

Kışın yaklaşmasıyla İran ordusunun başkomutanı Veliaht Abbas Mirza barış istemiş, Rusya’da kabul ederek karşılığında Marendi ve Tebriz’i kolaylıkla ele geçirmiştir. Bununla yetinmeyen Rusya, İran’dan yüklü miktarda tazminat talep edince süreç kilitlenmiş ve sonrasında Rus ordusu atağa geçerek Urmiye ve Erdebil’i de ele geçirmiştir. Sonuç olarak bu çatışmanın sonucunda ,9 Şubat’ı 10 Şubat’a bağlayan gece saat 12’de Tebriz’in güneyinde Meyane şehrinin yakınlarında bulunan Türkmençay kasabasında Meşedi Muhammed’in evinde bir anlaşma imzalanmış, bu anlaşma daha sonra 29 Temmuz 1828 tarihinde, Rusya’yı temsilen Paskeviç ve Griboyedov, İran’ı temsilin de Mirza Cafer tarafından onaylanmıştır. Bahsigeçen antlaşma Türkmençay Antlaşması’dır ve İran açısından son derece ağır maddeler muhteva etmektedir. 16 maddeden oluşan Türkmençay Antlaşması’nda 3 madde mevcuttur ki bunlar Azerbaycan bölgesinde yaşayan halkla doğrudan alakalıdır. Antlaşmanın 3. maddesi  İran’ın, 6 ay içerisinde Revan ve Nahçıvan Hanlıkları’nı Rusya’ya bırakacağını söylerken     –sonrasında Rusya bu bölgelere Ermenileri yerleştirmiştir.- 4. Maddede “, İran ve Rusya arasındaki sınır tespiti yapılırken, tespit edilen sınırların kuzeyinde kalan, Kafkas sıra dağları ve Hazar Denizi arasında bulunan bütün toprak ve adaların, bu topraklarda yaşayan halkların Rusya İmparatorluğu’na ait olduğu kabul edilmiştir.”  hükmü yer almaktadır. 15. maddeye göre ise  “Güney Azerbaycan’da yerleşen ahalinin istedikleri takdirde Rusya’ya göçebilecekleri ve bunlara müsait imkânlar yaratılacağı ifade edilmiştir.”

Tabir-i caizse Türkmençay Antlaşması Azerilerin kaderiyle oynamış, bölgede yaşayan Türkleri ikiye bölmüş, ayırmıştır. Üstelik bu antlaşmanın maddeleri belirlenirken Azerilere söz hakkı dahi tanınmamıştır dolayısı ile bu durum uzun vadede sorunlara yol açmıştır ve halen bir çözüme ulaştığından bahsedilememektedir. Bu sorun, Azerbaycan için ““Bütöv Azerbaycan veya Vahit Azerbaycan” ülküsü olarak bilinmektedir ancak ne İran Azerileri bu konuda büyük bir hassasiyete sahip ne de Azeri Devleti bu sorunu çözebilecek güç ve kaynağa sahiptir.

Türkmençay Antlaşması ve Azerilerin Rusya’ya dahil olmasına ilişkin fikirler neredeyse her yirmi yılda bir değişmiş gibi görünmektedir ancak bu durumun temelinde yatanın kalem tutanlara yapılan baskı olduğu açıktır. İşgal, 1930’lu yıllarda, “nispeten az bir bela”, 1940-50’li yıllarda “birleştirme, 1960-80’li yıllarda “gönüllü dâhil olma”,1990’lı yıllarda ise yaşanan hadise, “işgal” olarak değerlendirilmiştir. Rus işgali döneminde bu durum o kadar abartılmıştır ki Kuzey Azerbaycan’ın Rusya ile birleştirilmesinin 150. Yılı  bir bayram havasında kutlanmıştır.

Türkmençay Antlaşması, bir milleti kendilerine hiç sorulmaksızın bölmüştür ; 8 milyon Azeri Türk, Rus egemenliğine 30 milyonu ise İran egemenliğine mecbur edilmiştir. Türkmençay, aynı zamanda Rusların kendilerine bölgedeki Hıristiyan müttefikleri olmak emeliyle tasarladıkları Ermeni Devleti’ni Azerilerin yaşadıkları topraklarda kurarak çözümsüz sorunlar inşa etmiştir.

Rusya, Türkmençay ve sonrası sürece bakıldığında, çok güçlü bir merkez ülke görünümündedir ancak esasen Rusya’da, Avrupa’dan büyük ölçüde geri kalmıştır ve bu durumda aşikar biçimde ülkenin ileri gelenleri tarafından görülmektedir. Özellikle Napolyon Savaşları’nda bulunan subayların Avrupa ile Rusya’yı mukayeseleri sonucu Çarlık Rejimi’nin yıkılması, meşrutiyeti bir idarenin tesisi gerekliliği vurgulanmış, bu durum devrimci örgütlerin kurulması ve büyük isyanlarla sonuçlanmıştır.

Michael Kort -A Brief of History Russia

Bu süreç sonrasında gerçekten de çarlık rejimi sona ermiş (1918) ve Azerbaycan’da Türkmençay’dan neredeyse bir asır sonra bağımsızlığını ilan etmişti. Bu süreç Azeri bir yazar tarafından şu şekilde özetlenmektedir; “28 Mayıs 1918 de bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan Cumhuriyeti, büyük devletlerin ekonomik ve politik çıkarlarının çakıştığı stratejik bir bölgede kurulmuştu. Bu nedenle cumhuriyet hükümetini, iç asayişin sağlanması ve dış tehditlerin izole edilmesi gibi, iki zorlu görev beklemekteydi. Osmanlı yardımı sayesinde bu sorunları bertaraf eden cumhuriyet hükümeti, kısa sürede sivil ve çağdaş bir devlet oluşturdu. Hukuk devleti, parlamenter düzen, güçler ayrılığı ve demokratik yönetim ilkeleri bu devletin temel nitelikleri arasındaydı. Cumhuriyet dönemi Azerbaycan aydınları demokrasi ve insan haklarına saygın duyan ve ulusal niteliği ağır basan devlet inşa etmek amacıyla tüm bilgi ve birikimlerini sarf ettiler. Uluslararası alandaki başarılı diplomatik faaliyetler sayesinde cumhuriyet hükümeti bölgedeki meşru devlet olarak tanındı. Ne var ki bağımsız günlerin ömrü pek uzun olmadı ve 1920 Nisan ayında vuku bulan Bolşevik Rusya müdahalesi ile Bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti sukut etmek zorunda kaldı.”

Fars egemenliğinde iken feodal bir düzende, özellikle tarımla geçimini sürdüren Azerilerin kısa bağımsızlıkları sonrasında Rusya’ya tekrar bağlanmaları sonrasında Azerbaycan’da siyasi ve kültürel anlamda bir uyanıştan bahsetmek mümkündür. Bu uyanışla ise bir burjuva sınıfının doğuşu süreci tetiklenmiştir ancak  bu oluşum yüzyılın ikinci yarısı ve sonlarına doğru filizlenmiştir.

Azerbaycan’da feodal düzene ağır bir darbe vuran gelişmelerden biri de 1870 tarihli serfliği ilga eden fermandı.1872’de ise yabancı sermayenin girişine izin verilmişti. Feodal düzenin yıkılışı kapitalist düzene kapı aralamaktaydı ve bu durum Azerbaycan ölçeğinde kapitalist bir devrim olarak algılanabilir. Rusya Bakü’yü büyük yabancı sermayeye açmış, bu sayede Azerbaycan 25 yıl içinde petrol üretiminde önce A.B.D.’nin önüne geçerek en büyük petrol üreticisi olmuş ve 1901’de bütün dünyada üretilen petrolün yarısından fazlası Bakü’de üretilir hale gelmişti. Petrol kaynaklarının bulunduğu toprakların sahipleri de genellikle Azeri Türkleri idi. Bu arazilerin satışı ile de Azeriler güçlenmiş ve burjuvazinin ortaya çıkışı sürecine girilmiştir.

Çalışmada şu ana dek Azerbaycan ve Rusya arasındaki 20. Yüzyılın son çeyreğine kadar ki tarihsel süreci inceledik. Bu bilgilerin çalışmadaki mevcudiyetinin nedeni bugün ve yakın geçmişteki Azerbaycan-Rusya ilişkilerini okurken olayların dinamiklerini doğru analiz edebilmektir. 23 aylık kısa bağımsızlığından sonra 70 yıl kadar Sovyet Rusya yönetiminde kalan Azerbaycan Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla 18 Ekim 1991 tarihinde yeniden bağımsızlığına kavuşmuştur.

Nitekim Azerbaycan Rusya ile ilişkileri konusunda bilgilendirme yaparken “Azerbaycan Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasında diplomatik münasebetler 4 Nisan 1992  tarihinde Bakü’de imzalanmış müvafık protokol esasında kurulmuştur.” diyerek süreci Rusya’nın Azerbaycan’ı tanıdığı tarihe dayandırmaktadır.

Rusya’nın Azerbaycan’ın bağımsızlığını kabullenmesinin zor olmadığını anlamak zor değildir elbette ki, lakin bu durumu somutlaştırmak istersek, Rusya’nın bölgesine çok yakın olmasına karşın, Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanıyan 108. ülke olmasını ve bu iki ülke arasındaki dostluk ve kardeşlik anlaşmasının imzalanma tarihinin 1997’nin ikinci yarısına kadar sarkmasından bahsedebiliriz. Ayrıca devlet başkanları düzeyinde ilk ziyaretin Putin’in 2001 yılında yapılmış olması da sürecin ilerleme hızının yavaşlığını gözler önüne sermektedir. Fakat buna rağmen son yıllarda Rusya’nın eski Sovyet coğrafyasına etki etme gayretinin artmasına kadar iki devlet arasında denge bozulmamıştır. Rusya’nın son yıllardaki tavrı dahi bu dengenin bozulmasına yol açacak kadar büyük bir yankı uyandırmamıştır.

Rusya ve Azerbaycan ilişkilerini etkileyen en büyük siyasi meselelerden biri de Dağlık Karabağ ve İşgal Edilmiş Bölgeler Sorunu’dur ki bu sorunun yukarıda incelediğimiz tarihi olaylarla ilişki içerisinde olduğunu ve bu sorunun temelinde bulunan aktörlerden birinin de Rusya olduğunu görebilmekteyiz.

Karabağ Meselesi’nin bir sorun olarak ayyuka çıkması Şubat 1988 tarihindedir. “Dağlık Karabağ Ulusal Konseyi mensubu Ermeni vekiller, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti bünyesindeki Dağlık Karabağ Otonom Yönetimi’nin, Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlanmasını talep etti. Talep, Ermenistan’ın başkenti Erivan’da ve Dağlık Karabağ’da kitlesel gösterilerle destek gördü.27-29 Şubat tarihlerinde Azeriler, Bakü’nün kuzeyindeki Sumgayıt kentinde Ermenilere saldırmıştır. Tarihe ‘Sumgayıt Pogromu’ olarak geçen olaylarda resmi rakamlara göre 26′sı Ermeni 32 kişi hayatını kaybetmiştir. Ermeniler ise olaylarda çok daha fazla kişinin öldüğünü iddia etmiştir.”

Dağlık Karabağ’da 1988’den Azerbaycan’ın bağımsızlığını ilan ettiği 1991 tarihine kadar çok kez el değiştirme ve kanlı eylemler vuku bulmuştur. SSCB’nin engelleyemediği bu Ermeni-Azeri çatışması dahilinde zaman zaman bölge direkt olarak SSCB’ye de bağlanmış, ancak bu yolla da sorun çözülememiştir. 1992 yılı ise Karabağ meselesinin en kanlı olduğu yıllardan birisidir ki bu dönemde önce Azerbaycan bağımsız olurken Karabağ’ı da kendisine dahil etmiş, sonrasında çıkan olaylarla Karabağ özerklik ilan etmiş ve SSCB’nin dağılması sonrası bölgede referandum yapılarak Ermenilerin bastırması ile Karabağ’ın Ermeniler’e geçti ancak Karabağ konusunda herhangi bir mutabakata varılamadı. Hocalı Katliamı ise Karabağ Sorunu’nun zirve yaptığı noktadır. Azerilerin çoğunlukta bulunduğu Hocalı Köyü Karabağ’daki Ermeni Birlikleri tarafından saldırıya uğramış, yüzlerce Türk öldürülmüştür. Bu olay sonrasında Azerbaycan Hükümeti’de istifalar yaşanmıştır ve Avrupa Güvenlik İşbirliği Teşkilatı bu sorunu çözmesi için 11 üyeli Minsk Grubu’nu oluşturmuştur. Lakin uluslararası düzeyde yankı bulan Karabağ mevzunun çözümü bu yolla mümkün olmamıştır. Günümüze değin devam eden diplomasi trafiği, suikastler, arabuluculuk çalışmaları, Minsk Grubu’nun faaliyetleri Karabağ Sorunu’nu tarihe gömmeye yetmemiştir. Rusya’da bu soruna zaman zaman dahil olmakta, hatta siyasi çıkarlarına göre bölgenin akıbetine ilişkin politika üretmektedir.

Azerbaycan, Rusya için doğal kaynaklar ve jeopolitik konumu nedeniyle önem arzetmekteyse, Rusya’da Azerbaycan için Karabağ Sorunu’ndaki kritik rolü nedeniyle mühim görülmektedir. Karşılıklı çıkar çatışması ve çıkar uyuşması bulunan bu iki ülke arasındaki ilişkiler enerji anlamında uluslararası politikayı da etkileyegelmiştir. Bu iki ülke arasındaki dengeli gidişatın kırılma noktası olarak görülebilecek olay ise Rusya ve Gürcistan arasındaki savaştır. Bu savaşın bölgeye getirdiği ekonomik istikrarsızlık Azerbaycan’ı, Rusya ile ilişkiler konusunda tekrar düşünmeye itmiştir. Azerbaycan’ın Rusya’nın kendisine sunduğu Avrasya Gümrük Birliği’ne katılma önerisine olumsuz yanıt vermiş olması bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Bu noktada Azerbaycan’ın bu öneriyi kabul etmesiyle Ermenistan ile de Gümrük Birliği’ne girecek olması ve bu durumunda Karabağ Sorunu çözülmeden Rusya’nın bu önerisine sıcak bakmayacağı da öngörülebilir. Rusya’nın hala Kafkasya’daki etkisinin yadsınamaz olduğunun Azerbaycan tarafından idrak edilmesini sağlayan 2008 Rus-Gürcü Savaşı sonrası Azerbaycan’ın Batı ile ilişkilerinde de ihtiyatlı davrandığı söylenebilir.

SONUÇ

19. ve 20. Yüzyılda her daim birbiriyle münasebet halinde bulunan Azerbaycan ve Rusya’nın gerek toplum, gerek ekonomi gerek siyaset anlamında birbirlerini etkileyen hamlelere imza attıklarını görmek mümkündür. Azerbaycan’ın siyasi hedefi olan Dağlık Karabağ Bölgesi’ni kayıtsız şartsız elde etme ideali ile Rusya’nın enerji politikalarının icrasında Azerbaycan’a olan ihtiyacı ve bölgedeki istikrarsızlığın her iki ülkeyi de etkileyecek olması nedeniyle Rus-Azeri ilişkilerinin devamiyetinin sağlıklı olması temenni edilmektedir. Son dönemde Azerbaycan Rusya arasındaki diplomatik ilişkilerin tezahürü yer yer sancılı olsa da Azerbaycan’ın kuruluşundan bu yana devam ettirilen dengeli politikanın çok sekteye uğramayacağı söylenebilir.

Kaynakça:

http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BClistan_Antla%C5%9Fmas%C4%B1

http://www.turkiyatjournal.com/Makaleler/1304035577_Okan%20YE%C5%9E%C4%B0LOT.pdf

http://www.mfa.gov.az/

http://www.aljazeera.com.tr/kronoloji/kronoloji-daglik-karabag-sorunu

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı