BÖLGESEL ANALİZLERSİZDEN GELENLER

Işid Teröründe “Tarihi” Jargon ve Bir Mücadele Metodu Olarak Benimsediği Eğitim

Bir terör örgütü silah zoru ile ele geçirdiği bir coğrafyada, büyük bir dinin literatürünü, jargonunu ve dilini kullanarak hakimiyet pekiştirme stratejisini izliyor, propagandasını bu üslup ile yapıyor ve hakimiyet kurduğu sahalarda zihinlere sirayet edebilmek adına eğitim politikaları oluşturuyor. Bu sonuncusu modern devlet zamanında ortaya çıkan eğitimin topyekun kontrol altına alınması ve idealler uğruna şekillendirilmesi ile aynı sonucun bir ürünü olarak göze çarpmaktadır. Zira belli bir düzen kurma hedefinde olan illegal bir yapının, kendi Eğitim Konseyi’ni, eğitim kamplarını kurarak; okullarda okutulmakta olan ve içtimai hayata şekil verme hususunda temel çarkları oluşturan sosyal bilgiler, tarih, din kültürü gibi dersleri yasaklaması çok dikkat çekmesi gereken ve bir o kadar da tehlikeli olan bir durumdur.

ÖMÜR KIZIL

Celal Bayar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü

Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak işgali sırasında, 2005 yılında; Ebu Musab el Zerkavi adlı Ürdünlü bir terörist tarafından kurulan Tevhid ve Cihad örgütü, kanlı infazlar, bombalı saldırılar ve Amerikan işgaline karşı verdiği silahlı mücadele ile işgal yıllarında adından epeyce söz ettirmeyi başarmıştı.

Bu popülerlik Zerkavi’nin kurduğu örgütün yabancı savaşçıların da dikkatini çekmesini sağlamış ve zaman içerisinde liderlerini yitirse de; değişen konjonktüre uyum sağlamayı başararak yeni stratejiler ve liderler ile sürekli bir dönüşüm içerisinde bugünkü adını alarak “popülaritesini” arttırdı.

Suriye İç Savaşı’nın başladığı dönemde; Suriye’nin doğusunda oluşan otorite boşluğunu da kullanarak, 2005’den beri elinde bulundurduğu Batı Irak topraklarındaki egemenliğini genişletme yoluna gitti. İlk iş olarak Uluslar arası Bağdat-Şam-Ürdün otobanını ele geçirdiğinde bu durum haber ajanslarında çok büyük bir etki yapmadı. Sadece birkaç kamyon şoförüne yönelttikleri dini sorulara doğru cevaplar alamamaları üzerine gerçekleştirdikleri katliamın görüntüleri bu olayı televizyonlara düşürmüştü. Oysa örgüt Ortadoğu’da kendisi açısından çok stratejik bir bölgeyi ele geçirmişti; bu bölge örgüte insan kaynağı sağlayabilecek Sunni aşiretlerin mesken tuttuğu bir bölge idi, bu bölge Irak-Suriye-Ürdün lojistiğinin can damarını barındıran bir bölge idi, bu bölge arazisi itibariyle terör örgütünün Dünya savaş literatürüne kazandıracağı mobilize gerilla savaşına elverişli düz çöl arazilerinden teşkil bir bölge idi. Örgüt uzun yıllar boyunca bu altyapının içerisinde hazırlanarak Suriye İç Savaşı’nda üstlendiği müstakil rol ve vahşi eylemlerine kattığı mazinin çarpıtılmış İslami heroizm diliyle, muhtelif coğrafyalarda meskun Müslümanların dikkatini çekmeyi başardı. Müthiş insan kaynağını, belirsiz para kaynakları ve düzenli Arap ordularının yekun ricatları neticesinde edindikleri savaş ganimetleri ile birleştirince; yine İslami literatürün dilini kullanarak “fetih” adını verdikleri yayılma siyasetini uygulamaya koydular ve başarılı oldular.

İnsanların kanına girme hususunda silah ve cephaneden çok tek tek kelimeleri, cümleleri, deyişleri kullanan terör örgütü, İslami terimleri emellerine alet edecek şekilde kullanarak sempatizan safhasındaki pek çok takipçisini birer “nefer” olarak saflarına katma hususunda başarımlar sergilemiştir. Bu duruma örnek olarak bayraklarında Hz. Muhammed’in mührünü taşımaları ve son olarak örgüt ismini “Ed Devlet’ül İslamiyye” (İslam Devleti) olarak değiştirmeleri verilebilir. İslam Devleti tabiri, özellikle Hz. Muhammed ve Dört halife zamanına hitap eden bir devlet ismidir. Gerçi Emevi ve Abbasi hanedanlıkları zamanında da “İslam Devleti” tabiri kullanılmışsa da literatürde bu dönemler genelde hanedanlıkların adıyla adlandırılmaktadır. Şimdi örgüt, yüzlerce yıl öncesine atıfta bulunarak mazinin, zihinlerde bıraktığı çerçevenin içine oturmaya çalışmaktadır.

IŞİD terör örgütü kimilerine göre İslamı çok radikal bir şekilde yorumlayan tekfirci radikal bir örgüttür, kimilerine göre “Armageddon” adı verilen kıyamet savaşını çıkarmaya çalışan küresel güç odaklarının ilahi mukadderatı harekete geçirecek boyutlarda vahşet yaratmak için kullandığı bir maşadır, kimilerine göre bazı batılı ve Ortadoğulu devletlerin bölgesel çıkarlar elde edebilmek amacıyla kullandığı bir taşerondur, takipçilerine göre ise Şeriat’ın hakim olduğu bir hilafet devleti kurmak için çalışan bir grup mücahittir. Hangi yorumun veya yorumların yanlış olduğunu kestirebilmek akli selim için güç bir durum olmadığı gibi; hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunun konumuz ile pek alakası da yoktur. Mesele şudur ki; bir terör örgütü silah zoru ile ele geçirdiği bir coğrafyada, büyük bir dinin literatürünü, jargonunu ve dilini kullanarak hakimiyet pekiştirme stratejisini izliyor, propagandasını bu üslup ile yapıyor ve hakimiyet kurduğu sahalarda zihinlere sirayet edebilmek adına eğitim politikaları oluşturuyor. Bu sonuncusu modern devlet zamanında ortaya çıkan eğitimin topyekun kontrol altına alınması ve idealler uğruna şekillendirilmesi ile aynı sonucun bir ürünü olarak göze çarpmaktadır. Zira belli bir düzen kurma hedefinde olan illegal bir yapının, kendi Eğitim Konseyi’ni, eğitim kamplarını kurarak; okullarda okutulmakta olan ve içtimai hayata şekil verme hususunda temel çarkları oluşturan sosyal bilgiler, tarih, din kültürü gibi dersleri yasaklaması[i] çok dikkat çekmesi gereken ve bir o kadar da tehlikeli olan bir durumdur.

Diğer yandan sosyal bilgiler, tarih ve din kültürü gibi derslerin toplum için bütünleştirme ve birleştirme hususunda ne kadar önemli programlar olduklarını göstermesi bakımından da; içtimai hayatın bu hücrelerini hedef alan bir grubun sunduğu tersten sağlama örneğidir. Silah ve cephane için askeri üsleri, para ve ulaşım için uluslar arası otoban ağlarını, yine para için petrol tesislerini, stratejik üstünlük için barajları ve şehirleri hedef alan terör grubu, zihinlere sirayet edebilmek için de mevcut eğitimi sekteye uğratma ve kendi propaganda dilini hakim kılma yolunu seçmektedir. Askeri üsleri, otoban ağlarını, petrol tesislerini, barajları ve zırhlı araçları bombalayarak yok edebilirsiniz; ancak zihinlerine çeşitli cümle formları ile girilmiş küçük çocukları, gelişkin bir dile küçük küçük dozlarda enjekte edilmiş zehirli maddeleri bombalayarak, yakarak, yıkarak yok edemezsiniz. Musul barajının üzerinde; İslam tarihi ve jargonunun bir yansımasından ibaret elindeki siyah bayrakla ağır ağır yürüyen adamı zihinlerden silmek; yasaklanan derslerle milli terbiyeden, örften uzak yetişen kitlelere milli terbiyeyi aşılamak; barajları, otobanları, petrol boru hatlarını yeniden tesis etmekten çok daha zordur.

Mezopotamya, Altın Hilal veya Ortadoğu, bölgeye verilen isim ne olursa olsun; bu topraklar yüzlerce, binlerce yıl mücadelenin her türlüsüyle yoğrulmuş ve çok kez benzer tehditleri tecrübe edinmiştir. 11. Yüzyılda aynı coğrafya Hasan Sabbah ve örgütünün benzer tehdidiyle yüz yüze kalmıştı. Bu dönem İslam dünyasının mezhep ayrılıkları ve kavgaları ile birbirine girmiş olduğu, Sunni ve Şii İslam arasındaki rekabetin birçok bölgede sıcak çatışmaya dönüşmüş olduğu bir zaman dilimi içerisinde yer almaktadır. Bu ekoller davalarını hem silah hem de kalem ile sürdürdüklerinden kullandıkları yöntem ve stratejiler de bu alanlar dahilinde zuhur etmiştir. Bunun yanında propaganda faaliyetleri her iki ekol ve Batıniler tarafından, iletişim teknolojileri hariç günümüzdekinden geri kalmayacak bir ehemmiyet ve kabiliyet ile sürdürülmüştür. Bu kapsamlı mücadele sahasında bahsi bizi ilgilendiren, kuşkusuz kalem ehlinin mücadelesi kapsamına girmektedir. Selçuklu Devleti’ni uzun yıllar boyunca uğraştıracak olan adam Hasan Sabbah, İran’da faaliyet gösteren bazı Batıni eğitim kurumlarında yetişerek kendisini Fatımilerin; Abbasi ve Selçuklulara karşı yürüttüğü davada bulmuştur. Kendisi de uzun yolculuklara çıkmış, sürekli devam ettiği vaazları ile yandaşlarını çoğaltmaya çabalamıştır. Bir süre sonra Deylem bölgesinde Alamut kalesine yerleşen Hasan Sabbah, burada uyguladığı ve içeriği hala tam olarak bilinemeyen bir eğitim sistemi ile müritlerini gözü kara birer fedaiye dönüştürüp, Abbasi hilafeti ve Selçuklu yönetimini devirmek için girişimlere başladı. Selçuklu yönetiminin doğal reaksiyonu başlangıçta askeri operasyonlar oldu. Ancak bu tip bir hareket tarafından yaratılan tehdit ortamının, yalnızca silah gücü ile bertaraf edilmesinin mümkün olmadığını gören Bilge Vezir Nizam’ül Mülk; bu mücadelede alimlerin desteğine başvurma yolunu seçtiğinde henüz çok geç değildi. Şii propaganda gücüne karşı etkin bir şekilde mücadele edecek alimlere doğan ihtiyaç, beraberinde eğitim alanında yaşanacak olan müthiş devrimleri getirdi[ii] ve Nişabur’da bir Nizamiye medresesi kuruldu. Söz konusu medreseyi Bağdat, Belh, Herat, İsfahan, Basra, Merv, Amul, Musul, Füsenc, Harcird, Ceziretü İbni Ömer, Zebid, Huzistan ve Zahir yörelerinde inşa edilen nizamiyeler izlemiştir. Bazı aklı kıt çevreler bu duruma bir anlam yükleyemedikleri için veyahut doğrudan veziri zor durumda bırakmak için alim ve mutasarrıflara yılda 300.000 dinar harcandığını, halbuki bununla yeni bir ordu kurulabileceğini söylerler. Melikşah Nizam’ül Mülk’e bunun sebebini sorduğunda; “Ey alemlerin sultanı, orduna bunun birkaç mislini harcıyorsun. Bu askerlerin okları bir milden öteye gitmez. Halbuki ben sana öyle bir ordu meydana getirdim ki, onların duaları ok gibi arşa ve Yaradana kadar yükselir” diyerek maddi kuvvetin yanında manevi kuvvetin de devlet için önemini belirtmiştir (Özkan,).[iii] O’nun mücadelede bu metodu izlemekte ne kadar haklı olduğunu; kendisinin ve Melikşah’ın ölümünden sonra Baş Dai Ahmet bin Abdül Malik İbn Ataş’ın, al-Firdevs adını verdikleri Şahdiz kalesini ele geçirmesi ve burada kurduğu okulda, 12 yıl içinde İsfahanlı otuz bin kişiyi eğiterek İsmaili inancına çevirmesi[iv] (Akat) ve bu insanları davasında birer nefer olarak kullanması göstermektedir. Eğitim bir silah olduğunda, kırılan, dökülen ve kanayan sadece insan değil, kitleler ve nesiller olmaktadır. Yara ise insan etinde değil, zihinlerde açılmaktadır. Mücadelenin bu boyutunu gözden kaçırmanın, yalnızca zaman ve insan israfına yol açacağını tarih ve Mezopotamya bize öğretmektedir.

[i] CNN, Inside the mind of an ISIS fighter, Paragraf: 8,9 http://edition.cnn.com/2014/09/04/world/meast/isis-inside-look/index.html?hpt=hp_c1

[ii] Kızıl, Ö. (2013). Türkistan’dan Anadolu’ya Setleri Parçalamak. Ankara: Murat Kitabevi, s.52-53.

[iii] Özkan, S. (2011). Türk Eğitim Tarihi. Ankara: Nobel, s.35.

[iv] Akat, M.Ü. (2007).  Ezoterizm ve Batınilik Tarihi. İstanbul: Noktakitap, s.259.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı