AVRUPASİZDEN GELENLERSOSYOLOJİTÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİULUSLARARASI İLİŞKİLER

Avro Bölgesi Borç Krizi ve Türkiye’ye Etkileri

2007 yılında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli başlayan mali ve finansal kriz önceleri önemsenmemiştir. Fakat daha sonraları bazı banka ve finans kuruluşlarının ardarda iflas başvurusunda bulunması, yaşanan ekonomik krizin sadece ABD ile sınırlı kalmayacağının da sinyallerini vermiştir. Küresel boyutta bu durum etkisini erken göstermeye başlamış ve en büyük dalgalardan birisi de AB’yi vurmuştur.

PAKİZE TOPAK

Turgut Özal Üniversitesi Siyaset Bilimi ve  Uluslararası İlişkiler

  1. AVRO BÖLGESİ BORÇ KRİZİ

            1.1. Avro, Avro Bölgesi Para Birliği ve Avro’ya Geçiş Süreci

Avro olarak dilimize giren, yazılı alanlarda bazen Avro olarak kullanılan, fakat “Oyro, Öro ya da Yuro” isimleriyle de çeşitli ülkelerce kullanılan Avro, Avrupa Birliği’ne üye 27 ülkenin 17’si tarafından kullanılan ortak para birimidir. Avro,  Fransa’nın deniz aşırı sömürgelerinde ve Antarktika topraklarında, ayrıca Portekiz’in ve  İspanya’nın deniz aşırı sömürgelerinden Azor Adaları, Madeira Adaları ve Kanarya Adaları’nda da geçerlidir.

Bazı ikili anlaşmalarla  Monako,  San Marino ve  Vatikan, AMB adına kendi metal paralarını basarlar. AB’nin karşı olmasına ve henüz bir anlaşmaya varılamamış olmasına rağmen, Andorra,  Karadağ ve  Kosova ise, Avro Alanı’na dahil olmasalar da Avro kullanmaktadırlar.[1]

“Avro” ismi resmî olarak 16 Aralık 1995 tarihli Madrid Zirvesi’nde benimsenmiştir. Avro, 01 Ocak 1999’da, geçerli para birimi olarak dünya para piyasalarına tanıtılmıştır. 01 Ocak 2002’de ise Avro kağıt ve metal paraları tedavüle çıkmış ve piyasalarda dolaşmaya başlamıştır.

Avro’nun yönetimi Avrupa Merkez Bankalar Sistemi’nce (AMBS) yürütülür. AMBS, Avrupa Merkez Bankası (AMB) ve APB’de yeralan ülkelerin merkez bankalarının birleşiminden meydana gelir. AMB’nin merkezi Almanya’nın Frankfurt şehrindedir. AMB, para politikalarının belirlenmesinde ve APB’nin geleceğinin tayin edilmesinde tek yetkili kurumdur. AMBS’nin diğer üyeleri ise; kâğıt ve madeni para basma, bunları dağıtma ve Avro Alanı ödeme sisteminde işlem yapma haklarına sahiptirler.[2]

Avro’yu ortak para birimi olarak kabul eden ve kullanan 17 ülkenin bütününe genelde “Avro Alanı veya Avro Bölgesi” adı verilir. Maastricht Anlaşması uyarınca, gerekli kriterleri yerine getiren Avrupa Birliği’ne üye ülkeler, 1999 yılı itibariyle kaydî olarak Avro’yu kullanmaya başlamışlardır. Delors Raporu’nun[3] ardından, 09-10 Aralık 1991 tarihinde Hollanda’nın Maastricht Kentinde yapılan toplantı neticesinde,  “Siyasi Birlik” ve “Ekonomik ve Parasal Birlik” konularında uzlaşma sağlanmış ve bugünkü Avrupa Birliği’nin hukuki temelleri oluşturulmuştur. Sağlanan “Ekonomik ve Parasal Birlik” hedefleri içerisinde, öngörülen “ortak para birimi”  takvimi de çok net olarak belirlenmiştir. Maastricht Antlaşması’nın uygulanmaya başlanmasından, Avro’nun ekonomik birimlerin portföylerine gelmesine kadar geçen süre üç  aşamada gerçekleşmiştir:

01.07.1990 – 31.12.1993 tarihleri arası dönemi kapsayan  birinci aşamada; Sermaye serbest dolaşımı, ekonomik yakınlaşma önlemleri, bütçe ve enflasyon hedefleri ve döviz kuru istikrarı gibi hususlar gündeme alınmıştır.

01.01.1994 – 31.12.1998 tarihleri arası dönemi kapsayan  ikinci aşamada; Tek para birimine hazırlık, ekonomi/para politikalarında koordinasyon, bütçe açıklarının sınırlandırılması ve Merkez Bankaları’nın bağımsızlaştırılması çalışmaları gibi hususlar gözden geçirilmiştir.

01.01.1999 – 01.01.2002 tarihleri arası dönemi kapsayan  üçüncü  aşamada ise; Para birliğine geçişin son aşamaları, ilk başta 11 ülkenin  Avro’yu kullanmaya başlaması, AMB’nin kurulması ve kurumsallaştırılması ile banknotların basılmaya başlanması gibi hususlar yürürlüğe girmiştir.         [4]

Bu süreçlerin disiplinli bir şekilde takibi neticesinde tedavüle çıkan Avro’nun seyri başlangıç olarak olumlu kabul edilmiştir. Avro Bölgesi, şu an için dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olmuş ve Avro, ABD Doları’ndan sonra dünyada en çok rezerve sahip olarak işlem gören para birimine dönüşmüştür. Fakat bu iyimser tablo çok sürmemiş ve 2007 ABD mortgage krizinin de etkisiyle birlikte bir takım problemler oluşmaya başlamıştır.

Yeni para biriminin yürürlüğe girmesinden sonra tüketici fiyatlarında hissedilir artışlar görülmüştür. Örneğin ekonomisi oldukça iyi olan Almanya’da 1 Mark (DM), yaklaşık karşılığı olan 0,50 Avrocent yerine 1 Avro olarak işlem görmüştür. Bu da insanların alım gücünün düşmesine neden olmuştur. 1 Mark’a sigara alabilen birisi, aynı sigarayı 1 Avro’ya alarak aynı günden başlamak üzere yarı yarıya fakirleşmeye başlamıştır. İleride de detaylı değinileceği üzere, Avro’ya geçiş zamanında ekonomisi en kötü Avrupa Birliği üyelerinden olan Yunanistan’da ise Avro’ya geçiş vahim ekonomik sonuçlara yol açmıştır.[5] Bu durum domino etkisi göstermiş ve İspanya, İrlanda, İtalya, İzlanda ve Portekiz’de de ciddi borçlanma krizlerini tetiklemiştir. Gelinen noktada ise, APB ve AB’nin dahi sonunu getirebileceği dillendirilen borç kriziyle nasıl baş edileceği konusu tartışılmaya başlanmıştır.

            1.2. Avro Bölgesi Borç Krizi’nin Kronolojik Analizi

2007 yılının yaz aylarında ABD’nin finans sektörünün bir alt dalında (sub-prime mortgage) kriz ortaya çıktığında durum birçok analizci tarafından ‘diğer krizler’ gibi değerlendirilmiş ve pek de önemsenmemiştir. Lehman Brothers isimli ABD şirketinin ve pek çok bankanın ardarda iflasını açıklaması, 2009 yılında pek çok gelişmiş ülkenin % 3,4 oranında küçülmesine neden olmuştur. Krizin en fazla etkilediği ülke gruplarının başında ise AB gelmiştir. Şöyle ki, Avro bölgesi aynı dönemde % 4,1 küçülerek tarihinin en büyük daralmasını yaşamıştır. 2010 yılında ise Avro bölgesi devasa borç krizi ve en nihayetinde Yunanistan, İspanya ve İrlanda gibi ülkelerin iflas riski ile de mücadele etmek durumunda kalmıştır. Özetle; küresel finansal kriz ilk önce AB’nin ekonomik krizine, daha sonra ise Avro bölgesinin iflas krizine dönüşmüştür. AB hükümetlerinin borç yükü (kamu borcu) 2006 yılında 7,1 trilyon Avro’dan, kurtarma paketlerinin de devreye girmesi ile 2009 sonunda 8,6 trilyon Avro’ya yükselmiştir. Ayrıca bazı üye ülke ekonomilerinin borç yükü yönetilemez boyutlara varmıştır. Örneğin, İspanya’nın 2009 sonu itibariyle Almanya’ya 238 milyar dolar, Fransa’ya 220 milyar dolar, İngiltere’ye ise 114 milyar dolar borcu olduğu tespit edilmiştir. İspanya’daki krizin İtalya’yı da olumsuz etkileme riski Almanya-Fransa eksenini daha da tedirgin etmiştir. İtalya’nın Almanya’ya borcu 190 milyar dolar, Fransa’ya borcu ise 511 milyar dolar seviyelerine kadar çıkmıştır. Toplam borçlar[6] açısından bakıldığında ortaya üstesinden zor gelinebilecek rakamlar çıkmaktadır. Yunanistan’ın Avro üyelerine toplam borcu 236 milyar dolar, Portekiz’in borcu 286 milyar dolar, İspanya’nın borcu 1,1 trilyon dolar ve İtalya’nın borcu ise 1,4 trilyon dolardır.[7]

Bütün bu olanların üstüne, Yunanistan’ın 2008 yılında ciddi bir mali krize sürüklenmesi, dikkatleri Avro bölgesinin tepkisine çekmiştir. Yunanistan’ın 2009 yılı sonu itibariyle bütçe açıklarının GSYİH’e oranı, Maastrich kriterlerini de aşarak yüzde 12 seviyelerine çıkmış ve ülkenin borçlanamamasını gündeme getirmiştir. Almanya’nın başını çektiği bir grup Yunanistan’ın öncelikle kendi başının çaresine bakması yönünde görüş belirtmiştir. Fransa’nın liderliğindeki bir grup ülke ise, Yunanistan’ın kurtarılmasının Avro’nun prestiji açısından önemli görmüşlerdir.

Yaşanan anlaşmazlık hemen aşılamamış ve AB lokomotif ülkelerince (özellikle Almanya ve Fransa) kurtarma paketlerine ayak direnmiştir. Fakat daha sonra durumun ciddiyeti kavranmış ve sonunda 10 Mayıs 2010 tarihinde AB-IMF ortak operasyonuyla 750 milyar Avro tutarındaki Avrupa bütünleşmesinin en büyük kurtarma paketi devreye sokulmak durumunda kalınmıştır.[8]

2007 yılından bu yana küresel ekonomide hissedilen kriz ve bunun ülkelerin ekonomileri üzerindeki etkisi her geçen gün daha farklı boyutlara taşınmıştır. İtalya’da 10 yıl vadeli kağıtların borçlanma maliyetlerinin yüzde 7 sınırını aşmasından sonra İtalya’nın da kurtarma paketine ihtiyaç duyduğu belirtilmiştir. Bilindiği üzere bu da, ülkede uzun yıllardır iktidarı elinde bulunduran Berlusconi’ nin siyasetten çekilmesine[9] neden olmuştur. Daha sonraki süreçte ise günümüze değin, istifa eden ya da iktidarı bırakmak zorunda kalan ülke ve liderlerin sayısı 11’e[10] yükselmiştir. Yakın geçmişte Avrupa’da görülen milliyetçi partilerin yükselişi ve Ortadoğu’da yaşanan rejim değişiklikleri de yaşanan bu sürecin bir parçası olarak görülmektedir.

Avro Bölgesi borç krizi ile ilgili bir giriş yaptıktan sonra, ABD finansal krizinin dizginlenmeye çalışıldığı ve gelişmiş başka ekonomilerin de bu krizden etkilenmeye başladıkları 2008 yılından günümüze kronolojik[11] bir sıralama yapalım:

2008 Aralık – Eylül ayında ABD’de başlayıp, kısa sürede bütün dünyaya yayılan küresel mali krizin Avrupa’daki etkilerini hafifletebilmek için AB liderleri  200 milyar avroluk bir destek paketi üzerinde anlaşmaya varmışlardır.

2009 yılı Nisan ayında AB tarafından Fransa, İspanya, İrlanda ve Yunanistan’a bütçe açıklarını ka­patmaları, kamu harcamaları ile vergi gelirleri arasındaki farkı azaltmaları yönünde direktif verilmiştir. Aralık ayında ise Yunanistan, kamu borçlarının 300 milyar avroya ulaştığını kabul etmiştir. Yunanistan’ın kamu borçlarının GSYH’ye oranının %113 olduğunun ortaya çıkmasıyla tehlike çanları çalmaya başlamış ve kredi derecelendirme kuruluşları, Yunan bankalarının kredi notunu düşürmeye başlamıştır.

2010 yılı Ocak ayında Yunanistan’ın 2009’daki bütçe açığını, APB kurallarını çiğneyerek, dört defadan daha fazla yenilemeye tabî tuttuğunun tespit edilmesiyle birlikte, Yunanistan AB tarafından kınanmıştır. Şubat ayında Yunanistan bir dizi tasarruf önlemleri paketini yürürlüğe koymuş, ve paketle birlikte ülkede grevler ve gösteriler başlamıştır. AB Yunanistan’a destekleyeceğini belirtmiş ve buna mukabil daha ciddi ekonomik tedbirler almasını istemiştir. Portekiz, İspanya ve İrlanda gibi aşırı borçlu diğer Avro Bölgesi ülkelerinin durumu da bu dönemde kötüleşmeye başlamıştır. Mart ayı ise, Avro Bölgesi ülkeleri ve IMF’nin, Yunanistan’a yardım etmek üzere 22 milyar avro tutarında bir finansal güvenlik ağı oluşturma konusunda anlaştığı ay olarak kayıtlara geçmiştir. Nisan ayında Yunanistan’a 30 milyar avroluk acil kredi verilmesi kararlaştırılmış, Mayıs ayında ise, Avro Bölgesi ülkeleri ve IMF, Yunanistan’ın iflasını engellemek için 110 milyar avro tutarında bir kurtarma paketini onaylayıp yürürlüğe koymuştur. Kasım ayında AB ve IMF, durumu iyice kötüleşen İrlanda için de 85 milyar avroluk bir kurtarma paketini onaymış ve İrlanda da tarihinin en sert ekonomik tedbirlerini içeren bütçe tasarısını meclisinden geçirmiştir.

2011 yılı Şubat ayında Avro Bölgesi ülkeleri maliye bakanları, pek çok çevreden gelen tepkilere de kulak vererek, Avrupa İstikrar Mekanizması adı verilen 500 milyar avroluk bir kurtarma fonu oluşturulmasına karar vermişlerdir. Mart ayında ise hükümetin uygulamaya geçirmek istediği tasarruf önlemlerinin Portekiz parlamentosu tarafından reddedilmesi üzerine Portekiz Başbakanı Jose Socrates görevinden istifa etmiş ve ardından Portekiz’de erken genel seçim kararı alınmıştır. Nisan ayı, borç krizi ile baş edemeyen Portekiz’in AB’den yardım talep ettiği ay olmuştur. Mayıs ayında, Avro Bölgesi ve IMF, Portekiz için 78 milyar avroluk bir kurtarma planını onaylamıştır. Haziran ayında Portekiz’de yapılan erken genel seçimlerde, daha önce başbakanlık­tan istifa eden Jose Socrates liderliğindeki Sosyalist Parti yenilgiye uğramıştır. Bunun üzerine Socrates, parti liderliğinden de istifa etmiştir. Seçim sonuçlarına göre ise, Pedro Passos Coelho lider­liğindeki merkez-sağ çizgideki Sosyal Demokrat Parti seçimlerden birinci çıkmış ve muhafazakâr Halk Partisi ile koalisyon hükümeti kurmuştur. Temmuz ayında, Yunan parlamentosu sert tedbirler içeren yeni tasarruf önlemleri paketini onaylamış ve bunun üzerine AB, Yunanistan’a 12 milyar avroluk kredi verilmesini onaylayarak serbest bırakmıştır. Yunanistan için 109 milyar avroluk ikinci kurtarma paketi de kabul edilmiştir. Ağustos ayında AMB, İtalya ve İspanya’nın borçlanma maliyetlerini düşürmek için bu ülkelerin devlet tahvillerini alacağını ilan etmiştir. Eylül ayında İspanya parlamentosu, ileriki yıllarda bütçe açığının tekrar problem teşkil etmemesi için “altın kural” adı verilen ve bütçe açığına sınır getiren bir maddenin anayasaya eklenmesini kabul etmiştir. İtalya parlamentosu ise 2013 bütçesini dengelemek için 50 milyar avro tutarında bir tasarruf önlemleri paketini onaylamıştır. Slovenya’da Borut Pahor başbakanlığındaki hükümet, ekonomik krizle mücadele kapsamında istediği tasarruf önlemlerinin Haziranda yapılan referandumda red­dedilmesi ve koalisyon ortağının hükümetten çekilmesinin ardından parlamen­toda yapılan güven oylamasını kaybetmiştir. Pahor hükümeti, Aralık ayında erken genel seçimlere gitme kararı almıştır. Ekim ayında ise İngiliz Merkez Bankası, malî canlılığı arttırmak için piyasaya 75 milyar sterlin sürmüş, AMB da Avrupa bankalarına yardım etmek için acil kredi tedbirlerini açıklamıştır. Ayrıca bu ayda Avro Bölgesi maliye bakanları, Yunanistan’a 8 milyar avroluk kurtarma kredisi verilmesini de kararlaştırmışlardır. Ekim ayında ayrıca, Brüksel’deki müzakere maratonu sonrasında AB liderleri, Avrupa’nın borç kri­zini çözmek için üç aşamalı bir anlaşma üzerinde uzlaşmışlardır. Yapılan açıklamada, bazı özel bankala­rın Yunanistan’ın borçlarının %50’sini silmeyi kabul ettiğini, ayrıca bankaların benzer durumlardan kendilerini korumaları için sermayelerini yükseltmeleri gerektiği ifade edilmiştir. Slovakya Parlamentosu, Iveta Radicova Başbakanlığındaki hükümetin, Avro Bölgesi kurtarma fonunun etkisini güçlendirmek için almak istediği tasarruf ön­lemlerini reddetmiş ve bunun üzerine Mart 2012’de erken genel seçim kararı alınmıştır. Kasım’da, Yunanistan’da da Başbakan George Papandreou istifa etmiş ve Papademos liderliğinde bir koalisyon hükümeti kurulmuştur. İspanya’da yapılan erken genel seçimlerde de Zapatero liderliğindeki Sosyalist Parti hezimete uğramış, %45 gibi yüksek bir oy oranıyla Mariano Rajoy ülkenin yeni Başbakanı olmuştur. İtalya’da Başbakan Silvio Berlusconi de görevinden istifa ederek yerini Mario Monti’ye bırakmıştır. Aralık ayında ise, Brüksel’de düzenlenen AB liderleri zirvesi sonrasında Fransa Cumhurbaş­kanı Nicolas Sarkozy, İngiltere hariç bütün AB üyesi ülkelerin, üye ülkelerin bütçe­lerini düzenleyen yeni kurallar içeren bir anlaşmayı kabul ettiğini duyurmuştur. İngiltere’yle Almanya ve özellikle Fransa arasında soğuk rüzgarların estiği zirvenin ilerleyen günlerinde, Macaristan’ın da bu anlaşmaya dâhil olmak istemediği ortaya çıkmıştır. Sarkozy ise yeni anlaşmanın Mart 2012’de imzalanacağını açıklayarak cevap vermiştir. Slovenya’daki erken genel seçimleri, Zoran Jankovic liderliğindeki merkez-sağ Pozitif Slovenya Partisi kazanmış ve Başbakan Borut Pahor’un liderliğindeki Sosyal Demokrat Parti yenilgiye uğrayıp üçüncü sıraya gerilemiştir.

2012 yılında da önemli gelişmeler yaşanmaya devam etmiştir. Mart ayında Belçika’nın başkenti Brüksel’de Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanları zirvesi yapılmıştır. Bu günlerde uluslararası derecelendirme kuruluşları da Yunanistan’ın notunu “C“den, iflasın bir kademe üzeri olan ‘‘Ca’‘ya indirdiğini açıklamışlardır. İlerleyen günlerde Yunanistan’da yapılan kritik tahvil takası anlaşmasına, özel sektör kreditörlerinin yüzde 85,8’i destek vermiş ve Yunanistan geçici de olsa bir nefes almıştır.  Zira “Tahvil Takası Anlaşması”, Avrupa Komisyonu, IMF ve AMB üçlüsünden oluşan “Troyka” tarafından Yunanistan’a verilecek 130 milyar Avro’luk ikinci mali desteğin ön koşulunu oluşturmaktaydı. Mart ayının ortalarında Yunanistan’ın ikinci kez iflastan kurtarılması sonrasında Avro Bölgesi’nde İtalya ekonomisi kısa vadede olumlu sinyaller vermeye başlamıştır. Uzmanlarca, İtalya’nın borçlanma maliyetinin düşmesinde Avrupa Merkez Bankası’nın sağladığı acil fonların etkili olduğu belirtilmiştir. Mart ayının son günlerinde Danimarka’nın  başkenti Kopenhag’da toplanan Avro Bölgesi Maliye Bakanları, zor durumdaki üye ülkelere yardım amaçlı Avrupa fonunu 500 milyar Avro’dan 800 milyar Avro’ya çıkarma kararı almışlardır. Nisan ayında ise İspanya’nın yeni bir tasarruf tedbir paketi açıklamasıyla borçlanma sorunu yeniden gündeme gelmiştir. Ayrıca, Avro Bölgesi’nde tekrar artan endişeler nedeniyle İtalya’nın kısa vadeli borçlanma maliyetleri yükselmiştir. Ekonomik krizin pençesindeki İspanya’da da işsizlik oranı, son 18 yılın en yüksek seviyesine çıkarak, 2012 yılının ilk çeyreğinde yüzde 24,4’leri görmüştür.  Avrupa Komisyonu ise 2012-2013 ekonomik görünüm raporunu açıklamış ve  borç sorunlarının küçük ülkelerden sonra İspanya, İtalya ve hatta Fransa gibi ülkeleri de ciddi şekilde etkilemeye başlaması kötüye işaret olarak değerlendirilmiştir. Mayıs ayının başlarında ise Yunanistan’da hükümet kurma çalışmalarının sonuçsuz kalması, ülkenin Avro bölgesindeki geleceğini de tartışmaya açmış görünmektedir.[12] Konuyla ilgili olarak, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso,  Yunanistan’ın Avro’dan çıkabileceği mesajını vermiş[13] ve bu durum tüm çevrelerce çok önemli bir gelişme olarak algılanmıştır.

            1.3. Avro Bölgesi Borç Krizinin Aktörleri ve Muhtemel Öngörüler

            Avro Bölgesi borç krizinin temel aktörlerinin genel durumları ve muhtemel sıkıntılarına[14] bakılacak olursa, durumun pek iç açıcı olmadığı değerlendirilmektedir.

Almanya, Avrupa’nın en büyük ekonomisi olarak, Avro Bölgesi’ndeki krizi Avrupa sınırları içiyle sınırlandırmaya çalışmaktadır. Ekonomik geleceği çok riskli Avro Bölgesi ülkelerine, yani Yunanistan, İrlanda, Portekiz ve İspanya’ya önemli miktarlarda borç vermiş olan Almanya, eğer bu ülkeler yükümlülüklerini yerine getirmezlerse önümüzdeki dönemde büyük sorun­lar yaşayabilecek ve ekonomisi yavaşlama sürecine girebilecektir. Avrupa’nın sanayi dinamosu olan Alman ekonomisinde en ufak bir sarsıntının meydana gelmesinin, sadece Avro Bölgesi’nin değil, uluslararası iktisadî sistemin de derinden sarsılması anlamına geleceği tüm çevrelerin bildiği bir gerçektir.

Avrupa’nın en büyük ikinci ekonomisi olan Fransa da oldukça borçlu bir ülkedir. Fransa’nın sorunu, Avro Bölgesi’nin en sıkıntılı ve riskli ülkeleri olan Yunanistan, İtalya ve İspanya’ya büyük miktarlarda borç vermiş olmasıdır. Bu da Fransa’nın mali politikalarını sıkıntıya sokan bir durum olarak görülmektedir. iktisadî büyümesine ket vuran ve düşük tüketici harcamalarına sebep olan piyasa dalgalanmasına yol açmaktadır.

İngiltere de çok önemli miktarda dış borcu olan bir ülke konumundadır. Fakat toplam dış borcun bir sorun olarak görülme­mesinin temel sebebi, İngiltere’nin elinde tuttuğu yüksek değerli aktifleridir. Buna rağmen, APB üyesi olmamasına rağmen İngiliz ekonomisi de durgunluğa girmiş durumdadır ve özellikle İrlanda, İtalya ve Portekiz’in borçlarından doğrudan etkilenmesi kaçınılmaz görülmektedir.

Mali destek paketleriyle kurtarılmaya çalışılan üç Avro Böl­gesi ülkesinden biri olan İrlanda, çok sıkı tasarruf tedbirlerini devreye sokmuş durumdadır. Şimdilik az da olsa iyileşme eğiliminde olan İrlanda ekonomisi 2008’de durgunluğa girip küçülmeye başla­mıştır.

İspanya’nın Almanya ve Fransa’ya büyük miktarlarda borcu vardır. Mali yardımlarla kurtarılan Portekiz’in ise kendisine milyarlarca avro borcu vardır. Borçlarını kontrol altında tutmaya çalışan İspanya, ekonomisinin durgunluğa girmesinden endişe etmektedir. AB ülkeleri arasında işsizlik oranı en yüksek olan ülke olması sebebiyle de oldukça endişeli görünmektedir.

İtalya’nın büyük miktar­larda borcu olsa da Yunanistan ve Portekiz ile kıyaslandığın­da daha zengin bir ülke olması ve daha güçlü bir iktisadî yapıya sahip olması, İtalya’nın en önemli avantajıdır. Fakat borç krizinin, İtalyan siyasî sistemini sarstığı ve başbakanın değişmesine bile neden olabilecek seviyelere geldiği de gözden kaçmamaktadır.

Kurtarma paketleriyle ayakta kalmaya çalışan Avro Bölgesi ülke­lerinden biri olan Portekiz de çok derin bir kriz içerisindedir. Bunun için bir dizi kemer sıkma önlemini uygulayan ve özelleştirme yapmayı planlayan Portekiz’in borçlarının ekseriyeti İspanya’yadır ve Portekiz, Yunanistan’a 7,5 milyar avro borç vermiş durumdadır. Kriz bu ülkede de mevcut iktidarı değiştirmiştir.

Yunanistan, çok fazla borçlu bir ülke olarak, kurtarma paketlerine bağımlı üç Avro Böl­gesi ülkesinden biridir. Yunan ekonomik krizinden kaynaklanan en büyük çekince, krizin yayılması, yani Yunanistan’ın tetikleyici bir etkiyle krizi başka ülke ekonomilerine de bulaştırmasıdır. Borç Krizi Yunanistan’ı ekonomik, sosyal ve siyasî yönden oldukça çok yıpratmıştır. Bunun sonucunda da Başbakan George Papandreou is­tifa etmek zorunda kalmış ve Lucas Papademos geçici koalisyon hükümetini kurmak durumunda kalmıştır.

  1. AVRO’NUN GELECEĞİNE DAİR GÖRÜŞLER

            2.1. APB’nin Geleceğine Dair Üç Tahmin

            Avro bölgesinin yapısal problemlerini temelde iki başlık altında toplamak mümkündür ve bu iki problem halledilemezse Avro Bölgesi ve belki de AB’nin geleceği tehlikeye girebilecektir. Bunlardan birincisi para ve maliye politikalarının uyuşmazlığı, İkincisi ise AB finansal sisteminin mimarisindeki zafiyetlerdir.[15]

Uzmanlarca Avro Bölgesi ve Avro’nun geleceği ile ilgili üç muhtemel gelişme[16] öngörülmektedir: Bu senaryolar “Dağılma”, “Yeniden Yapılanma” ve “Yeniden Şekillenme” dir.

                        2.1.1. Birinci Senaryo: Dağılma

Avro’nun kurgulanmasından kaynaklanan yapısal sıkıntıların çözülememesi ve Avro’nun geleceğinin kurtarılması yolunda gereken işbirliği ve özverinin sergilenememesi sonucunda oluşabilecek senaryodur. Bu senaryo gerçekleşirse, ülkelerin ulusal para birimlerine geri dönmesi ve üyeler arasındaki paritenin dalgalanmaya bırakılması durumu oluşabilecektir. Gerçekleşmesi çok pahalıya mâl olacağı için bu senaryonun ihtimal derecesi çok zayıf görülmektedir. Ayrıca bu senaryonun gerçekleşmesi, AB’nin ve APB’nin bölgesel ve uluslararası prestijine de büyük ekonomik bedeller yükleyebilecektir.

                        2.1.2. İkinci Senaryo: Yeniden Yapılanma

Bu senaryoya göre, başta bahsedilen yapısal problemlerin ortadan kaldırılması için kapsamlı bir reform/yeniden yapılanma sürecine girilmesi ve bunun kısa sürede tamamlanması gerekli görülmektedir. Para ve maliye politikaları arasındaki uyumsuzluğun giderilmesi, mali anlamda daha merkezi bir yönetim sistemine geçilmesi ve finansal sistemin daha entegre bir şekilde yönetilmeye başlanması bu senaryoda öngörülen gelişmeler olarak görülmektedir. Anlam itibariyle, AB ve APB’nin ilişkilerini daha yakın tutmasını gerektirecek bu senaryo da oldukça külfetli bir seçenektir. Ulus-Devlet olan ülkelerin kurduğu bir birlik olan AB üyesi ülkelerin, daha yakın bir ilişkiye girmeyi tercih etmeyecekleri değerlendirilmektedir. Bu senaryonun çıkmazlarından birisi de, borçlu olan ülkelerin borç miktarlarındaki asimetrilerin ortak bir paydada birleştirilmesinin ve bunlara ortak çözümler bulunmasının zorluğudur.

                        2.1.3. Üçüncü Senaryo: Yeniden Şekillenme

Bu senaryo birinci ve ikinci senaryoların ortasında yer almaktadır. Avro bölgesinin tümüyle dağılmasına rıza gösterilmemesi fakat Avro’nun bütün üyelerini bir arada tutacak

Reformların hayata geçirilmesiyle Avro bölgesinin yeniden şekillendirilmesinin düşünüldüğü bir teze dayanmaktadır. Buna göre “zayıf” ekonomik karakter gösteren ülkeler elenecek ve ekonomik yapıları daha sağlam görünen üye ülkeler yeniden şekillenen bir Avro bölgesinin üyeleri olarak kalmaya devam edebileceklerdir.

2.2. APB’nin Geleceğine Dair “En Gerçekçi” Tahmin

Avro Bölgesi ülkelerinde süregelen endişelerin artması özellikle bankacılık sektöründe güven kaybına neden olmuştur. Bu durum ise tüm iktisadî faaliyetleri etkilemiştir. Avro Bölgesi’nin geleceği için elzem politikaların yeterince hızlı üretilememesi ise başka bir sorunu doğurmaktadır. Finansal İstikrar Fonu’nun halen istenen ölçüde  artırılmaması ya da güdülen mali politikaların uyumsuzluklarının giderilememesi de Avro Bölgesi’ndeki sorunların çözümünü geciktirmektedir.[17]

Böyle bir tablo göz önünde iken ve yapısal problemlere yönelik sıkıntıların da devam ettiği bir dönemde, hangi senaryo ya da senaryolar daha uygulanabilir görülmektedir? Avro bölgesinin muhtemel geleceğinin nasıl şekilleneceğini de belirleyecek bu sorunun cevabının pek çok değişkene bağlı olduğu değerlendirilmektedir. Uluslararası sistem, üye ülkelerin ekonomik imkân ve imkânsızlıkları ile politikacıların girişimcilik dereceleri bu problemin denklemin en belirleyici üç parametresini oluşturmaktadır. Fakat, mevcut duruma bakıldığında, uzmanların da görüşlerinden yararlanarak, üçüncü senaryonun gerçekleşmesinin daha yüksek ihtimalli olduğu değerlendirilmektedir. Çünkü günümüz politikacıları açısından en arzulanır, reel politik açısından ise en uygulanabilir senaryo ‘yeniden şekillenmedir.’ Elbette bu senaryonun çözüm getireceği de şüphelidir fakat optimum parametreler içerdiğinden uzmanlar tarafından gerçeğe de en yakını kabul edilmektedir. Ayrıca Avrupa bütünleşmesinin geleceği açısından da üçüncü senaryo önemli sonuçlar doğurabilecek bir potansiyele sahip olduğu değerlendirilmektedir.[18]

  1. AVRO BÖLGESİ BORÇ KRİZİNİN TÜRKİYE’YE ETKİLERİ

Daha önce de ifade edildiği üzere, Avro bölgesi eğer kapsamlı tedbirler alınmazsa dağılma noktasına bile gelebilecektir. Bu durumda ise hem AB bütünleşmesinin geleceği hem de AB’nin küresel sistemdeki konumu büyük ölçüde değişebilecektir. Şüphesiz bu gelişme, AB üyesi olmak isteyen Türkiye’yi de çok yakından ilgilendirmektedir.

İstatistikler, Avro üyesi olmayan Avrupa ülkelerinin, Avro  Bölgesi ülkelerine göre daha hızlı büyüdüklerini göstermektedir. Bunun yanı sıra, Avro Bölgesi’ndeki köklü yapısal sorunlar, Avro Bölgesi’nin gerçekten iyi inşa edilip edilmediği sorusunu gündeme taşırken, yabancı bazı ekonomistler Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) katılım çabalarının sürdürülmesi ancak Avro’ya mesafeli olunması gerektiğini[19] ifade etmişlerdir. Avro Bölgesi para politikasının Türkiye’ye uygun olmadığını belirten uzmanlar, Avro kurunun Türkiye iç ekonomisinin dinamiklerine de uyumlu olmadığını ifade etmişlerdir. Ayrıca, 2011 yılının üçüncü çeyreğinde, Yunanistan başta olmak üzere Avro Bölgesi’nde kamu borçlarının sürdürülebilirliğine dair endişelerin artması, ayrıca ABD’deki toparlanmanın öngörülenden daha yavaş olacağının anlaşılmasının, dolaylı yönden Türkiye’yi de etkileyebileceği vurgulanmaktadır.

Avro Bölgesi borç krizi, Türkiye’ye “portföy ve kısa vadeli sermaye hareketleri kaynaklı” girişleri azaltmış[20] fakat uzun vadeli sermaye akımlarının olumlu seyrini sürdürmesine katkı sağlamıştır.

2011 yılı Ocak-Temmuz döneminde Türkiye’ye olan net sermaye girişlerinin aylık ortalaması 7.1 milyar dolar iken, 2011 yılı Ağustos-Aralık döneminde söz konusu girişlerin aylık ortalaması 2.6 milyar dolar seviyesine düşmüştür.

Kemal Derviş yaptığı bir açıklamada[21], ’’Yunanistan’da ve İtalya’da yeni hükümetler başarılı olamazsa, Avrupa’daki ciddi bir yavaşlama, süregelen belirsizlikler yüzünden büyümenin tamamen durması, işsizliğin daha da artması mümkün. Bu olursa bütün dünya etkilenecek. O zaman bütün dünya gibi, Türkiye’de etkilenecek’’ ifadelerini kullanmıştır.

Ancak, Avro bölgesi ülkelerindeki ortalama kişi başı kamu borcu miktarı 25,5 bin Avro’nun, ortalama kişi başına düşen milli gelire (28,9 bin Avro) kıyası ciddi bir riskin varlığını[22] göstermektedir.  Türkiye’de ise kişi başına düşen kamu borcu  2 bin 819 Avro iken, kişi başı milli gelir 7 bin 545 Avro civarındadır. Bu da Türkiye’nin kimi AB ülkelerinin durumuna düşmesinin orta vadede pek de mümkün olmadığını göstermektedir.

Avrupa ekonomik krizinin Türkiye üzerindeki en önemli etkisinin ihracat rakamlarındaki düşüşlerde görüleceğini belirten uzmanlar, bu durumun Türkiye‘nin 2012 büyüme rakamlarına da (% 2’nin altında kalabileceği) olumsuz yansıyacağı[23] öngörüsünde bulunmuşlardır. Türkiye’nin ihracatının %60’ını AB ülkelerine, ithalatının ise %40’ını bu ülkelerden yaptığı bilinmektedir. Özellikle, otomotiv ihracatının %74’ü AB ülkelerine yapılmaktadır.  Kriz nedeniyle bu ülke pazarlarının daralmasının, ihracat gelirlerimizin düşmesine neden olabilecek gelişmelerin başında geleceği tahmin edilmektedir.

Borç krizinin Türk ekonomisinde yol açacağı olumsuz etkilerden bir diğeri de, ihracatın düşmesine bağlı olarak ihracat sektörlerinde ortaya çıkabilecek istihdam ve üretim düşüşüdür. Eğer, bu etkiler ortaya çıkarsa, Türk ekonomisinin son yıllarda yakaladığı yüksek oranlı büyüme rakamlarında düşüşler gözlenebileceği uzmanların[24] görüşüdür.

Bir başka olumsuz etki de, kriz nedeniyle, turist olarak Türkiye’ye gelebilecek AB vatandaşlarının sayısında ortaya çıkacak düşüşlerdir.[25]

Tüm bu olumsuz gelişmelerin etkisini azaltmak için hayati tedbirlerin süratle alınmasının gerekliliğine vurgu yapan uzmanlar da, bu önlemleri şu başlıklar[26] altında ifade etmişlerdir:

İhracat gelirlerinin azalması ile ilgili olarak geliştirilebilecek en önemli politika, ihraç pazarlarını çeşitlendirmektir.  Afrika ve Orta Doğu ülkeleri gibi krizden göreceli olarak daha az etkilenen ülkelere yönelik ihracat stratejilerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Böylece, ihracat düşüşü ve buna bağlı üretim ve istihdam düşüşü yaşanmayacak, Avrupa ekonomik krizi sebebiyle yaşanan daralma telafi edilebilecektir.

Yine turizm konusunda AB dışındaki ülkelerde yürütülen tanıtım kampanyalarına hız verilmelidir.

Yapılabilecek başka bir öneri de, Türkiye’nin AB ülkelerinin yaşadığı gibi bir krize yakalanmamak adına pro-aktif stratejiler geliştirmesinin sağlanmasıdır. Bunun için yapılabilecek en önemli şey, AB’de krize neden olan sonuçlardan kaçınmaktır. AB’de mali disiplinin kaybolması krizin en önemli nedeni olarak görülmektedir. Dolayısıyla, bütçe açıkları ve kamu borç yükü açısından Türkiye’nin AB karşısındaki başarılı durumunu sürdürmeye devam etmesi, AB borç krizinden etkilenme katsayısını azaltıcı tedbirler olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, iç talebi sürekli canlı tutmaya dönük politikalar da takip edilmelidir. Böylece dış şoklar karşısında  ihraç  ürünlerin talebinde ortaya çıkabilecek düşüşler, iç talebin yüksekliği sayesinde  üretim ve istihdamda düşüşe yol açmayacaktır.

SONUÇ

2000’li yılların sonu itibariyle kurtulmaya çalışılan ABD merkezli küresel kriz, aynı zamanda Avro’nun krizle karşılaşmasına yol açmıştır. Avro ilk testini, bu krizle vermektedir. Yapılan tartışmalar ve görüşmeler sonucu IMF – AB gözetiminde ortak uygulanacak bir istikrar programı kabul edilmiştir. Almanya, Yunanistan’a yapılacak bir yardımın ahlakî tehlike yaratmasından çekinmiştir. Zira böyle bir gelişme, kritik durumda olan diğer ülkelerin bir krizle karşılaşmaları durumunda da aynı önlemlerin alınmasını gerektirecektir. Ahlakî tehlike etkisinden kaçınmak için işin içine IMF’nin katılması ve reformların takip edilmesi istenmiştir. Bu gelişmeler göstermektedir ki, Yunanistan’ın krizi bir çeşit Avro bölgesi krizine dönüşmüş ve adeta Avro Yunanistan’la imtihan olmaktadır. Bu gelişmeler, Maastrich kriterlerinin yanında yeni önlemlerin de önümüzdeki dönemde alınmasını gerektirecek gibi gözükmektedir. Diğer bir ifadeyle mali politikaların koordinasyonunun daha etkin bir şekilde yapılması ve belirlenen kriterlere üye ülkelerin uyduğunun daha düzenli bir şekilde denetim ve gözetim altına alınması gibi düzenlemelere gidilmesi muhtemeldir. Avrupa entegrasyonunun tarihsel deneyimi ve sorun çözme kültürü, Yunanistan krizinin ardından parasal birliğe ilişkin düzenlemelerin yeniden gözden geçirilmesi yönünde bir girişimin beklenebileceğini ima etmektedir. Aksi takdirde, hali hazırda kötüleşmeye başlayan başka AB Ülkeleri (İspanya, Portekiz, İrlanda, İtalya gibi) ekonomilerinin de, Avro bölgesini ve dolayısıyla AB ekonomisini daha büyük krizlere götürebileceği öngörülmektedir.

Diğer yandan, ekonomistlere göre Yunanistan’da ve İtalya’da yeni hükümetler başarılı olamazlarsa, Avrupa’daki ciddi bir yavaşlama, süregelen belirsizlikler yüzünden büyümenin tamamen durması, işsizliğin daha da artmasına sebep olabilecektir. Bu olursa bütün dünya etkilenecek ve o zaman bütün dünya gibi, Türkiye de bu krizden etkilenen ülkelerden biri olacaktır. Türkiye’nin Avrupa ekonomik krizinden etkilenmesi hemen hemen tüm uzmanların ortak öngörüsüdür. Hali hazırda AB’de büyük bir ekonomik sıkıntı yaşandığına göre, ekonomik göstergeleri şu an için iyi durumda olan Türkiye’nin, Avrupa ekonomik krizini iyi okuması ve çözüm yollarını süratle tespit edip hayata geçirmesi büyük önem taşımaktadır.

Bazı Ekonomistler, Avrupa’da ortaya çıkan Avro krizinin, 1929 Buhranı’nda gözlenmeyen sorunlar içerdiğini, Avro’nun bazı yeni sorunlarını gündeme getirdiğini, yeni bir para bölgesinin işleyemeyeceğini ortaya koyduğunu, ama başlangıç noktasına bakılırsa, bu krizin 2007-2008 krizinin uzantısı olduğunu, krizin çözülemediğini ve finansal genişlemenin problemi çözemeyeceği, sadece erteleyeceğinin ortaya çıktığını belirtmişlerdir. Yine Avro krizi ile 1929 Ekonomik Buhranı arasındaki benzerliğe de dikkat çekilerek krizin, Avro’nun para birimi olarak ortadan kalkmasıyla sonuçlanması halinde çok ağır çalkantılara yol açacağını ve finansal sistemde ciddi çöküntülerin gündeme gelebileceğini ifade etmektedirler. 1929 ekonomik buhranı sonrası yaşanan dünya savaşının, Avro krizi sonrasında yaşanmasının mümkün görünmediği fakat ekonomik bir kutuplaşma ve oluşan yeni güç odakları arasındaki ciddi rekabetin devam edeceği[27] ifade edilmektedir.

Sonuç olarak; Avro Para Birliği’nin geleceğinin sağlam temeller üzerine oturtulması, mali ve siyasi birliğin sağlanması, borç krizinin aşılması, Türkiye gibi pek çok devletin olumsuz ekonomik etki çemberinden çıkabilmesi ve Avro’nun istikrarı için; kriterlere ve taahhütlere uymamanın daha katı kurallara bağlanması, üye ülkelerde uygulanan maliye politikalarının daha sıkı bir işbirliği ile yürütülmesi, IMF’ ye ihtiyacı azaltacak ya da sonlandıracak yeni ve daha etkili bir Avrupa Parasal Fonu’nun kurulması, belirlenen yeni ilkelere üye ülkelerin uyduklarının daha sıkı bir şekilde denetlenmesi, siyasi liderliğin daha etkin bir şekilde sürdürülmesi, Lizbon Antlaşması’nın mali ve siyasi birlik doğrultusunda revize edilmesi, birliğin işgücü verimliliğinin azalması ve işsizlik gibi temel sorunlarının giderilmesi bağlamında aktif politikaların üretilmesi gibi tedbirlerin disiplinli bir şekilde uygulanması gerekmektedir.

KAYNAKÇA 

Kitaplar

–           KAR, Muhsin (Ed.), “Avrupa Bütünleşmesi ve Türkiye: Ortak Politikaların Oluşumu ve Uyumlaştırılması” içinde, Muhsin KAR, Avrupa Para Birliği ve Ortak Para Politikası, Ekin Yayınevi, Bursa, 2010,  ss.269-30.

Makaleler/Bültenler

–           KUTLAY, Mustafa (Rapor Ed.), Krizdeki Birlik: Avro Bölgesi’nin Borç Sarmalı ve AB’nin Geleceği, Usak Raporları No: 11-01, Ankara, Mart 2011.

           TEMİZ, Kadir ve AFAT, E. (Haz.), “Adım Adım Avro Bölgesi Borç Krizi”, Küresel Araştırmalar Merkezi 2011 Faaliyet Bülteni, İstanbul, Bilim ve Sanat Vakfı, 2011.

İnternet Kaynakları

“Avro”, http://tr.wikipedia.org/wiki/Avro, 13.05.2012.

SAPAN, Ö. Faruk, “Avrupa Parasal ve Ekonomik Birliği”, http : //www.ekonomist.8m.net  /m8.html, (Erişim Tarihi: 13.05.2012)

-“Avrozone debt web: Who owes what to whom? ”http://www.bbc.co.uk/news/business-15748696, 13.05.2012.

-“Berlusconi İstifa Ediyor”, http://www.voanews.com/turkish/news/Berlusconi-Parlamentoda-Counluu-Kaybetti-133451043.html, 13.05.2012.

– “Avrupa’da Borç Krizi Hükümetler Deviriyor”, http://www.siyasetdergisi.com.tr/Haber/AVRUPA’DA-BORc-KRIZI-HUKUMETLER-DEVIRIYOR-/173, 13.05.2012.

“Borç Krizi”, http://tr.Avronews.com/tag/borc-krizi/, 13.05.2012.

–  “Avro Bölgesi’ni Zorlu Bir Yıl Bekliyor.”, http://tr.Avronews.com/2012/05/11/Avro-bolgesini-zorlu-bir-yil-bekliyor/, 13.05.2012.

– “Derviş: Euro Bölgesi krizi çok tehlikeli değil ama Türkiye’yi de etkiler”, http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/19243201.asp, 13.05.2012.

–           ÇOŞKUN, Nazende Ö., “2012 Yılı Dünya Ekonomisinin Muhtemel Görünümü“ http://www.sde.org.tr/tr/haberler/1748/-2012-yili-dunya-ekonomisinin-muhtemel-gorunumu . aspx, 13.05.2012.

– “Türkiye Euro’dan Uzak Durmalı”, http://www.dunya.com/turkiye-eurodan-uzak-durmali-140254h.htm, 13.05.2012.

– “Euro Bölgesi Borç Krizi’nin Türkiye’ye Yönelik Sermaye Akımları Üzerine Etkileri”, http://www.dailymarkets.info/euro-bolgesi-borc-krizinin-turkiyeye-yonelik-sermaye-akimlari-uzerine-etkileri, 13.05.2012.

 “Ekonomik ve Politik Kriz”, http://www.ankarastrateji.org/haber/ekonomik-ve-politik-kriz-60/, (Erişim Tarihi: 13.05.2012)

ATİK, Hayriye, “Euro Bölgesindeki Mali Krizin Türk Ekonomisinde Yol Açacağı Olası Riskleri Azaltıcı Politikalara Ağırlık Verilmelidir”, http://www.ankarastrateji.org/yazar/prof-dr-hayriye-atik/euro-bolgesindeki-mali-krizin-turk-ekonomisinde-yol-acaca-i-olasi-riskleri-azaltici-politikalara-a-irlik-verilmelidir/, 13.05.2012.

 “Euro krizi, 1929’daki gibi çöküşe yol açar mı?”, http://www.gazeteport.com.tr/haber/69178/euro _ krizi _ 1929daki_gibi_cokuse_yol_acar_mi, 13.05.2012.

[1] “Avro”, http://tr.wikipedia.org/wiki/Avro, (Erişim Tarihi: 13.05.2012)

[2] “Avro”, http://tr.wikipedia.org…, (Erişim Tarihi: 13.05.2012)

[3] Avro Para Birliği ve Delors Raporu hakkında ayrıntılı bilgi için bkz., SAPAN, Ö. Faruk, “Avrupa Parasal ve Ekonomik Birliği”, http://www.ekonomist.8m.net/m8.html, (Erişim Tarihi: 13.05.2012)

[4] KAR, Muhsin (Ed.), “Avrupa Bütünleşmesi ve Türkiye: Ortak Politikaların Oluşumu ve Uyumlaştırılması” içinde, Muhsin KAR, Avrupa Para Birliği ve Ortak Para Politikası, Ekin Yayınevi, Bursa, 2010,  ss.269-308ss.292-295.

[5] “Avro”, http://tr.wikipedia.org…, (Erişim Tarihi: 13.05.2012)

[6] AB üyesi ülkelerin hangi ülkelere ne kadar borcunun olduğunun, grafik yardımıyla detaylı bir açıklaması için bkz. “Avrozone debt web: Who owes what to whom? ”http://www.bbc.co.uk/news/business-15748696, (Erişim Tarihi: 13.05.2012)

[7] KUTLAY, Mustafa (Rapor Ed.), Krizdeki Birlik: Avro Bölgesi’nin Borç Sarmalı ve AB’nin Geleceği, Usak Raporları No: 11-01, Ankara, Mart 2011, ss.1-2.

[8] KUTLAY, Mustafa, a.g.m., s.3.

[9]“Berlusconi İstifa Ediyor”, http://www.voanews.com/turkish/news/Berlusconi-Parlamentoda-Counluu-Kaybetti-133451043.html, (Erişim Tarihi: 13.05.2012)

[10] “Avrupa’da Borç Krizi Hükümetler Deviriyor”, http://www.siyasetdergisi.com.tr/Haber/AVRUPA’DA-BORc-KRIZI-HUKUMETLER-DEVIRIYOR-/173, (Erişim Tarihi: 13.05.2012)

[11] TEMİZ, Kadir ve AFAT, E. (Haz.), “Adım Adım Avro Bölgesi Borç Krizi”, Küresel Araştırmalar Merkezi 2011 Faaliyet Bülteni, İstanbul, Bilim ve Sanat Vakfı, 2011, ss.12-13.

[12] “Borç Krizi”, http://tr.Avronews.com/tag/borc-krizi/, (Erişim Tarihi:13.05.2012)

[13] “Avro Bölgesi’ni Zorlu Bir Yıl Bekliyor.”, http://tr.Avronews.com/2012/05/11/Avro-bolgesini-zorlu-bir-yil-bekliyor/, (Erişim Tarihi:13.05.2012)

[14] TEMİZ, Kadir ve AFAT, E. (Haz.), a.g.m., s.15.

[15] KUTLAY, Mustafa, a.g.m., s.3.

[16] KUTLAY, Mustafa, a.g.m., ss.42-43.

[17]ÇOŞKUN, Nazende Ö., “2012 Yılı Dünya Ekonomisinin Muhtemel Görünümü“ http://www.sde.org.tr/tr/haberler/1748/-2012-yili-dunya-ekonomisinin-muhtemel-gorunumu.aspx, (Erişim Tarihi: 13.05.2012)

[18]  KUTLAY, Mustafa, a.g.m., s.43.

[19] “Türkiye Euro’dan Uzak Durmalı”, http://www.dunya.com/turkiye-eurodan-uzak-durmali-140254h.htm, (Erişim Tarihi: 13.05.2012)

[20]“Euro Bölgesi Borç Krizi’nin Türkiye’ye Yönelik Sermaye Akımları Üzerine Etkileri”, http://www.dailymarkets.info/euro-bolgesi-borc-krizinin-turkiyeye-yonelik-sermaye-akimlari-uzerine-etkileri, (Erişim Tarihi: 13.05.2012)

[21]             “Derviş: Euro Bölgesi krizi çok tehlikeli değil ama Türkiye’yi de etkiler”, http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/19243201.asp, (Erişim Tarihi: 13.05.2012)

[22] “Ekonomik ve Politik Kriz”, http://www.ankarastrateji.org/haber/ekonomik-ve-politik-kriz-60/, (Erişim Tarihi: 13.05.2012)

[23] ATİK, Hayriye, “Euro Bölgesindeki Mali Krizin Türk Ekonomisinde Yol Açacağı Olası Riskleri Azaltıcı Politikalara Ağırlık Verilmelidir”, http://www.ankarastrateji.org/yazar/prof-dr-hayriye-atik/euro-bolgesindeki-mali-krizin-turk-ekonomisinde-yol-acaca-i-olasi-riskleri-azaltici-politikalara-a-irlik-verilmelidir/, (Erişim Tarihi: 13.05.2012)

[24] ATİK, Hayriye, a.g.m.

[25] ATİK, Hayriye, a.g.m.

[26] ATİK, Hayriye, a.g.m.

[27] Euro krizi, 1929’daki gibi çöküşe yol açar mı?”, http://www.gazeteport.com.tr/haber/69178/ euro _ krizi _ 1929daki_gibi_cokuse_yol_acar_mi, (Erişim Tarihi: 13.05.2012)

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı