BÖLGESEL ANALİZLERDIŞ POLİTİKASİYASETTÜRKİYETÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİULUSLARARASI İLİŞKİLER

Birleşmiş Milletlerin Bir Yaptırım Türü Olarak Hedefli Yaptırımlar

Bu makale, BM’nin son zamanlarda sıkça başvurduğu bireysel (hedefli) yaptırımların hukuki ve siyasi açılardan dayanaklarını ve sonuçlarını örneklerle ele almaktadır. Bu örneklerden biri Taliban’a yönelik alınan 1267 sayılı karardır. Bir başka örnek ise AB ile Yasin el Kadı arasındaki bireysel yaptırımlarla ilgili hukuki çekişmedir.

EMRE GARİP

Ankara Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler

BM 1945’te kurulduğu günden bu yana uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için birçok yaptırımda bulunmuştur. Aslında bu yaptırımlar BM ile başlamamış onun selefi olarak sayılabilecek Milletler Cemiyeti’nde de çok sayıda yaptırım uygulanmıştır. Ancak aşağıda daha detaylı olarak görülebileceği gibi Milletler Cemiyeti’ni kuran antlaşma ile BM Şartı arasında yaptırımlara bakış arasında büyük farklar vardır.

Milletler Cemiyeti yaptırım kararı uygulamak için başka şartların da varlığını aramış olmasına karşın BM uluslararası barış ve güvenliğin bozulmasının tehdit ettiği durumlarda yaptırımlar uygulayabilmektedir. Aşağıda bunun BM Şartındaki dayanakları ve yaptırımların neler olduğu tartışılacaktır. Özellikle 11 Eylül 2001’den sonra Bush Doktrini olarak adlandırılan Önleyici Müdahale kavramı her ne kadar BM ile ilgili bir kavram olmasa da uluslararası hukukta öyle ya da böyle kendine bir yer edinmiştir.

Ancak yine özellikle 11 Eylül’den itibaren BM bireysel yaptırımlar işletmeye başlamıştır. Bu yaptırımlar Akıllı ya da Hedefli (Smart/Targeted) Yaptırımlar ismiyle anılmaya başlanmıştır. Çalışmanın genelinde akıllı yaptırım yerine hedefli yaptırım ifadesi tercih edilecektir. Çünkü akıllı yaptırım ifadesi diğer yaptırım türlerinin bir şekilde akılsız olduğu iddiası gütmektedir.[1]  Oysa hedefli yaptırım ifadesi bu yaptırım türünü kanımca doğrudan anlatan bir ifadedir. Bu yaptırımlar bütün bir ülkeye ve dolayısıyla sıradan vatandaşlara bu yaptırımları hissettirmeden, doğrudan hedeflenen elit kitleye yönelmekte ve onları zorlamaktadır. Ancak bu insan hakları ihlallerine de neden olmaktadır. Yine de diğer tedbirlerin yanında(ekonomik ya da fiziki) masum insanların olabildiğince bu olaylardan etkilenmemesini sağlamaktadır. Bunlar daha çok terörist gruplar için uygulanmakla birlikte aşağıda görülebileceği gibi yöneticilere de uygulanmıştır. Kanımca bu durumda yaptırımın etkisi de azalmaktadır. Hedefli yaptırımların yöneleceği bu yöneticiler genelde baskıcı bir yönetim anlayışla ülkelerinin yönetmektedirler. Haliyle her ne kadar bu kişilerin hesapları da dondurulsa(yahut başka uygulamalar yapılsa da) ülkenin kaynakları bu kişilere yetecektir. Dolayısıyla hedefli yaptırımlar tek başına sorunu çözmekte zorlanacaktır.

Bu çalışma 3 ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde BM’in aldığı yaptırım kararları ve bunların son örneği olan hedefli yaptırımlardan bahsedilecektir. Bu bölümde BM’nin yaptırım kararlarını hangi dayanakla aldığı ve ne gibi kararlar verdiği ve hedefli yaptırımların genel özellikleri üzerinde durulacaktır.

İkinci bölümde ise bu hedefli yaptırımların doğrudan doğruya BM Şartı’na ve uluslararası hukuka uygunluğu incelenecek ve insan hakları açısından sorunlu olup olmadığı tartışılacaktır.

Üçüncü ve son ana bölümde ise BM Güvenlik Konseyi’nin daha önce vermiş olduğu Yassin Abdullah Kadı hakkında hedefli yaptırım kararların AB tarafından uygulanma veya uygulanmama durumu incelenecektir.

 BM’NİN YAPTIRIM ÇEŞİTLERİ VE “HEDEFLİ YAPTIRIMLAR”

BM Şartı’nın girişinden itibaren birçok maddede “uluslararası barış ve güvenlik” ibaresi kullanılmıştır. Aslında BM’nin kurulmasının en önemli sebebinin bu olduğu herkesçe bilinmektedir. Zira yine şartın giriş kısmında şu ibareler yer almaktadır: “Biz Birleşmiş Milletler halkları: Bir insan yaşamı içinde iki kez insanlığa tarifler olunmaz acılar getiren savaş felaketinden gelecek kuşakları korumaya,[…] Bu ifadelerden anlaşılabileceği gibi uluslararası barış ve güvenlik BM için birincil önemdedir. Bu devletler bir daha kitlesel bir savaş yaşamaktan çekinmişlerdir. Ancak uluslararası sistemin öncü devletleri(ABD-SSCB/Rusya Federasyonu) arasında çoğu zaman(özellikle Soğuk Savaş döneminde de olsa bu, Soğuk Savaş döneminden sonra da devam etmiştir) uluslararası barış ve güvenliğin ne olduğu ve bunu neyin tehdit edeceği tartışılmaktadır. Ancak yine de nadiren de olsa Soğuk Savaş döneminde de yaptırımlar uygulanmıştır[2].

Bu bölümde genel anlamda BM yaptırımlarından bahsedilecek olup, bunların etkilerinin ardından yeni sayılabilecek “hedefli yaptırımların” özellikleri üzerinde durulacaktır.

GENEL ANLAMDA BM YAPTIRIMLARI:

Birleşmiş Milletler yaptırım uygularken aşamalı bir yol izlemekte ve bu yolların sonucunda da silahlı müdahale yolu tercih edilmektedir. Tabi ki bu olayın aciliyeti ile de alakalı olmakla birlikte dönemin uluslararası konjonktürüne bağlıdır. Ancak yine de Şartın, “Barışın Tehdidi, Bozulması ve Saldırı Eylemi Durumunda Alınacak Önlemler” başlıklı VII. Bölümünde 39. Maddeden itibaren düzenlemeler yapılmıştır. 39. Maddeye göre Güvenlik Konseyi barışın tehdit edildiğini saptaması halinde, ülkelere tavsiyede bulunmaktadır. Ayrıca 41. ve 42. Maddeler gereğince ne gibi önlemler alacağı kararlaştırılır. 40. Maddede ise tarafları geçici önlemlere uymaya çağırabileceği belirtilmektedir. 41. Maddede ise silah kullanmadan ne gibi önlemlerin alınacağı belirtilmiştir.[3] Tüm bunların yetersiz kalması ya da Güvenlik Konseyi’nin yetersiz kaldığı kanısında olduğu durumlarda ise 42. Maddeye göre askeri müdahaleler gerçekleşecektir.

Görülebileceği gibi yaptırımlar belli bir seviyeden başlamakla birlikte yine de etkili olmuyorsa önlemler bir sonraki seviyeye ulaşmaktadır. Ancak burada en dikkat çeken yaptırımlar 41. Maddedeki silah kullanılmayan yaptırımlardır. Bu yaptırımlar kanımca 3’e ayrılabilir: Ekonomik yaptırımlar, ulaşımın ve iletişimin kesilmesi ve siyasi yaptırımlar.

Ekonomik yaptırımların en yaygın olarak görülen örneği ambargodur. TDK Büyük Türkçe Sözlük’e göre ambargo: “Bir ülkenin dış dünyayla ilişkilerini engelleme, engelleyim.” olarak geçmektedir.  Ancak ambargo sadece uygulanan ülkeye değil, o ülkeyle yoğun ekonomik ilişkiler içinde olan devletleri de etkilemektedir. Gerçi BM Şartının 50. Maddesi gereğince bu devletlerin ekonomik zararlarının karşılanabilme durumu bulunsa da gerçekte durum her zaman öyle olmamaktadır. Şu anda gündemde İran’a karşı uygulanan ambargo söz konusu olsa da Irak ambargosu konunun önemi açısından kanımca çok daha önemli bir örnek teşkil etmektedir.

Körfez Savaşı’nda Irak’a uygulanan ambargo sırasında Türkiye, ekonomik ve siyasal açısından en zararlı çıkan devlet olmuştur. 14 Mart 2000 tarihli Milliyete göre bu ambargonun ekonomik açıdan Türkiye’ye yükü 100 milyar doları bulmuştur.[4] Ancak haberde Ürdün’ün bu ambargodan toplamda 25-30 milyar dolar kar ettiğinden söz etmektedir. Sonuçta durum büyük adaletsizliklere neden olmaktadır.

Ayrıca standart yaptırımlar ülkelerde her zaman beklendiği gibi etki vermemektedir. Yaptırımlar yüzünden ülkelerde yabancı düşmanlığı da oluşmakta, halk birbirine daha çok kenetlenmektedir. Bu da yaptırımın işe yaramasından öte liderlerin meşruiyetini bir süre de olsa daha çok arttırmaktadır.

Yine yaptırımların yapıldığı ülkelerde bu yaptırımlardan genelde masum insanlar etkilenmektedir. Bu etkiler birçok kişinin işini kaybetmesi ve sosyal yaşamda sorunların ortaya çıkması olarak kendini gösterebilir. Ancak yine de standart yaptırımların bu sayede hükümetleri zor durumda bırakmaya çalışması amaçlanmaktadır denebilir.

Tüm bu etkiler bir arada düşünüldüğünde 1990 yılında yapılan bir araştırmaya göre o zamana kadar uygulanan yaptırımların sadece %34’ü başarılı olmuştur.[5] Bu da maliyetin katlanılabilir olması açısından umut verici sonuçlar doğurmamaktadır.

Bu sebeplerden dolayı uluslararası hukukta hedefli yaptırımlar denen bir yaptırım türü ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu yaptırımlar doğrudan ülkeleri değil o ülke içindeki yönetici elitleri ya da mücadele verilen kesime karşı uygulanmaktadır.

HEDEFLİ YAPTIRIMLAR:

Uluslararası toplumda yaptırımların ülkede yaşayan masum insanlar üzerinde çok ciddi etkiler bırakması üzerine oluşan tepkiler, bu yaptırımların oluşmasında önemli olmuştur. Literatürde “Akıllı Yaptırım” ya da “Hedefli Yaptırım” olarak geçen yaptırımlar doğrudan doğruya bireyleri hedef almaktadır.

Bu yaptırımlar en genel anlamda hedefledikleri kişilerin mülkiyet haklarına, seyahat özgürlüklerine kısıtlamalar getirirken, bu kısıtlamalar karaliste(Blacklisting) denen bir yol ile yapılmaktadır. [6] Yine bu yaptırımlar özellikle hedefledikleri bireylerin kişisel hesaplarının dondurulması, vize ve seyahat yasaklarının getirilmesine neden olur.[7]

Görülebileceği gibi bu önlemler o devletin vatandaşlarına doğrudan bir etki yaratmamaktadır. Bu sayede sadece hedeflenen kişiler bu yaptırımlardan etkilenmektedir. Bu sayede uluslararası bir kriz sıradan vatandaşlar için olumsuz bir sonuç doğurmamakla birlikte, hedeflenen gruplar üzerinde de daha geniş müzakere alanı tanımaktadır.[8] Bu nedenle uluslararası alanda müzakereleri yürüten yöneticilerin hareket alanı epey bir genişlemektedir. Çünkü üzerlerinde bir toplum baskısı hissetmemektedirler. Bu açıdan bakıldığında olumsuz sonuç ise aynı şeydir. Bireyler “kamuoyu baskısını” öne süremediklerinden dolayı müzakereler daha rahat gerçekleşebilmektedir.

Her ne kadar hedefli yaptırım kavramı 1990’lardan sonra ciddi anlamda tartışılmaya başlansa da bu konudaki en önemli örnek BM Güvenlik Konseyi tarafından 1999 yılında Taliban’a karşı alınan 1267 sayılı karardır.

HEDEFLİ YAPTIRIMLARA BİR ÖRNEK KARAR OLARAK 1267 KARARI:

7 Ağustos 1998 yılında Usame Bin Laden tarafından Nairobi ve Darusselam kentlerinde ABD büyükelçiliklerine bombalı saldırılar düzenlendi[9]. Bu saldırılardan sonra Bin Laden’in Afganistan topraklarında Taliban tarafından korunduğu ortaya çıkmıştır. Sonuçta 15 Ekim 1999 tarihinde Güvenlik Konseyi 1267 sayılı kararı aldı. Bu karara göre:

  • Taliban rejiminin uluslararası barış ve güvenliğe tehdit olduğu vurgulanmış ve Taliban, Bin Laden’i yargılamak üzere teslim etmeye çağrılmıştır(para 2).
  • İnsancıl ihtiyaçlar dışında, hac da dahil olmak üzere Taliban’ın sahip olduğu veya kiraladığı hava araçlarının BM üyesi ülkelere inmesi ve bu ülkelerden havalanması yasaklanmıştır(para 4a).
  • Taliban’ın sahip olduğu, denetlediği veya kullanabileceği hesapların dondurulmasına kararı verilmiştir(para 4b).
  • Tüm bunların denetlenmesi için ise bir komite kurulması kararlaştırılmıştır(para 6). Bu komiteni ismi ise Taliban-El Kaide Komitesi(1267 Komitesi)’dir.[10]

Görülebileceği gibi bu karar diğer BM yaptırımlarına benzememektedir. Öncelikle Taliban her ne kadar Afganistan’da iktidarda da olsa doğrudan Afgan halkına ya da Afganistan devletine karşı bir yaptırım içine girilmemiş sadece rejim hedeflenmiştir.[11]

Bunların denetlenmesi için kurulan 1267 komitesinin görevleri ise şunlardır:

  • Dondurulacak fon ve hesapların saptanması
  • Uçaklarla ilgili kararları vermek
  • İnsani gereksinim konusunda takdir yetkisi

Tüm bunların denetlenmesi hala devam etmektedir. 1267 Komitesi bugün de varlığını sürdürmekte ve önlem almaya devam etmektedir. 4 Aralık 2013 tarihi itibariyle 221 kişi ve 63 tane tüzel kişilik(entities)  hakkında yaptırım kararı devam etmektedir.[12]

Devletler bu komiteye 1267 sayılı karar gereğince raporlar göndermektedir. Ayrıca komite de düzenli olarak hakkında yaptırım uygulanan bireyler ve tüzel kişiler hakkında yayınlar yapmaktadırlar.

Hedefli Yaptırımların BM Şartına, Uluslararası Hukuka ve İnsan Haklarına Uygunluğu

Hedefli yaptırımlar BM Şartı’nın 41. Maddesine dayanmaktadır. 41. Madde silahlı kuvvet içermeyen yaptırımları düzenleyen bir madde olmasına karşın aslında devletlere karşı uygulanması planlanmış bir maddedir. Tabi ki bireyler her ne kadar çoğu zaman devlet yöneticisi olsalar da bireysel olarak bir devletin kaynaklarına sahip olabilmeleri düşünülemez. Bu da bireyler üzerinde uygulanan yaptırımların büyük orantısızlıklara neden olduğunu bize gösterecektir.

Burada üzerinde durulması gereken bir başka nokta da 41. Maddede Güvenlik Konseyi kararlarının üye devletleri bağlayıp bağlamayacağı konusudur. Gerçekten de Güvenlik Konseyi kararları 24. Maddeye göre üye devletler açısından bağlayıcıdır. Üye devletler hedefli yaptırımları da içeren tüm yaptırımlara uymak zorundadır.

Hedefli yaptırımlar bireylerin ve tüzel kişilerin birçok temel hak ve özgürlüklerini elinden almaktadır. Bu durumda bireyler sadece vatandaşı olduğu devlet tarafından değil, BM üyesi tüm devletler tarafından yaptırımlarla muhatap olmaktadır.

Bu kişileri ellerinden alınan hak ve özgürlükleri; mülkiyet hakkı, seyahat özgürlüğü, etkili bir hukuksal yola başvurma özgürlüğü, adil yargılanma hakkıdır.[13] Elbette bu haklar kişilerin sadece vatandaşı olduğu devletler tarafından alınsaydı bu kişilerin öyle ya da böyle bir anayasal hakkı olduğu iddia edilebilecekti. Ancak hedefli yaptırımların uygulandığı kişiler bu haklarından da yoksundur. Bu kişilere listelere alınmadan önce haber verilmemektedir. Kişilerin listelere girdikten sonra da etkili bir şekilde başvurabilecekleri bir itiraz mekanizmasına yoktur. Çünkü bu kişiler karşılarında bir muhatap bulamamaktadırlar. 1526(2004) sayılı karar gereğince listelenen kişilere, vatandaşları oldukları devlet nezdinde bir itiraz dilekçesi hakkı getirilmiştir. Ancak bu da çok işlerlik kazanmamıştır. Çünkü bu konuda takdir yetkisi yine 1267 Komitesindedir. Çıkan Güvenlik Konseyi kararlarının hiçbiri bu konuda objektif sınırlar getirmemektedir. Sadece karalisteden çıkabilme gibi bir düzenleme getirmiştir. 2004 yılında listede olanların sayısının, listeden çıkanların sayısına oranı yüzde 3 gibi bir rakamdır.[14]

Hedefli yaptırımların insan haklarına aykırılıklar içermesinin yanında bir başka tartışma konusu da BM’nin insan haklarına uyup uymama yükümlülüğü olduğudur. BM Şartı giriş kısmında temel insan haklarının olan inanç “ilan edilmiştir.” Buradan hareketle BM ve onun özelinde Güvenlik Konseyi insan haklarına uymak ya da en azından göz önünde bulundurmak zorundadır. Zira Uluslararası Adalet Divanı “Güvenlik Konseyi kararlarının, Şartın Amaç ve Prensipleri ile uyumlu olması halinde tüm üye devletleri bağlayacağını ve böylece onlar tarafından kabul edilip uygulanacağını” karara bağlamıştır.[15]

  1. Maddeyle beraber düşünüldüğünde Şartın ilk yapıldığı andaki inancın, BM’nin elbette ki temel insan haklarına uyacağı yönünde olmasıdır. Çünkü 24 madde, ilgili Adalet Divanı kararı ile ilgili bir yorum getirmemektedir. Burada dikkat çeken bir başka husus ise bir üye devletin, Güvenlik Konseyi kararını Şartın amaç ve prensiplerine uygun görmemesi halinde nereye başvuruda bulunacağı ya da sadece bu karara uymayacağı mı konusudur. Kanımca bunlar henüz açıklığa kavuşmamış konulardır.
  2. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Vermiş Olduğu Bazı Bireysel Yaptırım Kararlarının İncelenmesi

Bu bölümde, bir önceki bölümde bahsedilen insan hakları konusunda AB Adalet Divanı tarafından 18 Temmuz 2013 tarihinde sonlandırılan Yassin Abdullah Kadi davası incelenecektir[16].

Ancak bu kararı incelemeye başlamadan önce olayların gelişimi hakkında kısa bir bilgi vermek kanımca önemli olacaktır. Öncelikle AB, BM’ye taraf olmamasına rağmen, BM Cezalar Komitesi tarafından yayınlanan listeye sürekli olarak uymaktadır. Bu kararlardan 19 Ekim 2001 tarihli Güvenlik Konseyi’nce hedefli yaptırım uygulanmaya karar verilmiş kişilerden biri de Yassin El Kadı’dır. Buna göre Suudi Arabistan’da yaşayan Kadı’nın İsveç’te de bulunan bireysel hesapları AB tarafından dondurulmuştur.

Bunun üzerine Kadı, AB’nin bu kararına karşı Genel Mahkemeye dava açmıştır. Kadı, uygulanan yaptırımdan daha önce haberi olmadığını, kendisine bu konuda söz hakkı tanınmadığını böylece mülkiyet ve savunma hakkının ihlal edildiğini belirtmiştir[17]. 21 Eylül 2005 tarihinde Genel Mahkeme ise BM Güvenlik Konseyi’nin vermiş olduğu kararların Birlik tarafından öncelikle uygulanacağına hükmetmiş ve Kadı’nın iddialarını reddetmiştir.

Temyiz mercii olan Divan’a giden Kadı aynı iddiaları tekrarlamıştır. Kadı haklı bulan Divan ilgili tüzüğü de iptal etmiştir. Tüzüğün iptal edilmesiyle birlikte Birleşik Krallık ve Komisyon bu sefer temyize başvurmuştur.

Sonuçta Temmuz 2013’te çıkan kararda Divan Komisyon’u haksız bulmuştur. Divan kararında özetle şunu belirtmiştir:[18]

Yaptırım uygulamasına ilişkin dayanakların yetersizliği konusunda Kadı’nın görüşlerinin yeterli derecede ayrıntılı ve açık olması ve Kadı’nın görüşlerini çürütecek nitelikte bilgi ve belgelerin AB kurumlarınca sunulmaması nedenleriyle, Kadı’ya uygulanan tedbir meşruluk kazanmamıştır.

Bu karar hedefli yaptırımlar açısından son derece önemli bir karar niteliği taşımaktadır. Çünkü bir kararın uygulanması politik olarak gerekse de o kararın hukuksal bir dayanağının olmaması elbette ki o kararı etkisiz kılacaktır. Bu da hedefli yaptırımların ne kadar da hukuki dayanaktan yoksun olduğunu göstermektedir. Çünkü Kadı tüm iddiasını, kararın verilmeden önce savunması alınmadığı üzerine kurmaktadır ve haksız da sayılamaz.

Uluslararası barış ve güvenliğin korunmasından sorumlu olan Güvenlik Konseyi’nin devletler nezdinde aldığı kararların hukuksal dayanağı BM Şartı’ndan gelmektedir. Ancak hedefli yaptırımları aynı maddeye (41. Md.) dayandırması çok da sağlam temeller üzerine kurulu değildir. Sonuçta kişiler üzerine bu tür kararlar alınması demek bir nevi mahkeme görevi görmek demektir. Temel hukuk ilkeleri gereğince de yargılamanın bazı evrensel kuralları vardır. Bunlardan biri de savunma yapma hakkıdır. Her ne kadar bu konuda BM’ye yapılan eleştiriler sonucu bir komisyon kurulmuşsa da yukarıda belirtildiği gibi bu pek etkin çalışmamaktadır.

Dolayısıyla Kadı davasıyla somutlaşmış bu durum konunun insan hakları boyutunu açık bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Sonuç

Güvenlik Konseyi 5 daimi üye(ABD, Rusya/SSCB, Çin, Fransa, İngiltere) ile birlikte toplam 15 üyeden oluşmaktadır. Bu 5 daimi üyenin veto hakkı bulunmaktadır. Bu veto hakkı ile Soğuk Savaş dönemi ve sonrasında hatta günümüzde de Güvenlik Konseyi’nde bir karar çıkması çok zor olmuştur. Bu devletler uluslararası barış ve güvenliğin hangi hallerde tehlikeye girdiği konusunda anlaşamamaktadırlar. Ancak Soğuk Savaşın sona ermesiyle beraber bu güçlük biraz aşılmıştır.

Güvenlik Konseyi’nin bir devlete karşı almış olduğu yaptırım kararları genelde başarılı olamamış hatta yaptırım uygulanan devletin politikalarını daha da keskinleştirmesine neden olmuştur. Bu ülkelerde yaşayan masum kitle çoğu zaman yaptırımlardan en çok etkilenen kitleler olmuşlardır. Ayrıca bu etkilenme aynı kitlelerde bir yabancı düşmanlığına da sebep olmuştur.

Bu sebeplerden dolayı 1990’lardan sonra hedefli yaptırımlar Güvenlik Konseyince tercih edilmeye başlanmıştır. Bu konuda en önemli karar 1267 sayılı karardır. Bu kararla Taliban’dan, El-Kaide ve Bin Laden’e olan desteğin kesilmesi istenmiş, bunun sağlanması için de uçuş yasağı getirilmiş, Taliban’ın hesaplarının çok büyük bir kısmı dondurulmuştur[19].

Bu tarihten özellikle 2000’lerden sonra da Güvenlik Konseyi başta Afrika’daki çatışmalarda hedefli yaptırımları uygulamaya başlamıştır. Kanımca Güvenlik Konseyi bu ülkelerde zaten çok zor şartlarda yaşayan vatandaşları daha da zor durumda bırakmak istememiştir.

Bu yaptırımlara ilişkin olarak hukuk ve insan hakları konusunda tartışmalar yaşanmaktadır. Bu tartışmalar, yaptırım uygulanan kişilerin itiraz hakkının çok az olduğu ve genelde verimsiz çalıştığı, ayrıca bu kişilere yaptırım uygulanmadan önce de güvenlik gerekçesiyle haber verilmediği için de insanlar temel ihtiyaçlarını karşılayamadıkları gibi sebeplerle insan hakları ihlallerinden bahseder. Bazı yazarlar BM’nin insan hakları ihlallerinin kendisini kuran Şarta aykırı olduğunu dile getirmektedirler. Ayrıca bir başka sorun da bu yaptırımlara itiraz yine BM nezdinde olmaktadır. Ayrıca başvurulabilecek bir mekanizma görünmemektedir.

Bu yaptırımlar hakkında insan hakları ihlalleri olduğu haklı olarak tartışılsa da mevcut uluslararası sistem içerisinde daha iyi bir çözüm yolu görünmemektedir. Çünkü bu hedefli yaptırımlar BM’nin eski tür yaptırımlarından çok daha olumlu sonuçlar vermektedir. Yukarıdaki örneklerden de görüldüğü gibi bu yaptırımların uygulandığı kişi ya da gruplar kısa sürede çözülmeye başlamaktadır. Ayrıca eski tür yaptırımlarda yaptırım uygulanan devletle sıkı ticari ilişkiler içinde olan devletler de çok fazla zarara uğramaktadır. Irak’a uygulanan yaptırımlarda Türkiye’nin uğradığı zararlar bunun en yakın örneğidir.

Dolayısıyla yeni bir tür yaptırım olan hedefli yaptırımlar veya akıllı yaptırımlar, BM sistemine güçlü bir şekilde girmiş, aksaklıkları düzeltildiği takdirde de uzun yıllar bu sistemin önemli bir silahı olarak duracakmış gibi görünmektedir.

Kaynakça

  • Fitzgerald, PL. “Managing “Smart Sanctions” Against Terrorism Wisely”, New Eng. L. Rev., 36:4(2002), 957-983.
  • Avrupa Birliği Bakanlığı, Aylık Bülten, Ağustos 2013
  • Aykın, H. Sözmen, H.K. Terörün Finansmanı, Mali Suçlar Araştırma Kurulu, No:12, Mart 2009, Ankara.
  • JOYNER, CC. “The United Nations and Terrorism: Rethinking Legal Tensions Between National Security, Human Rights, and Civil Liberties,” International Studies Perspectives, (2004) 5, 240–257.
  • Brzoska, M. , “From Dumb to Smart? Recent Reforms of UN Sanctions” Global Governance, 9(2003)
  • DREZNER, D.W. “How Smart are Smart Sanctions?”, International Studies Review, (2003) 5, 107–110
  • Aral, B. “THE FAILED PROMISE OF UN SANCTIONS”, Civil Academy, Sayı:2(Yaz-2008), 179-189.
  • Dalyan,Ş. “Combating the Financing of Terrorism: Rethinking Strategies for Success”, Defence Against Terrorism Review, 1, No. 1, Spring 2008, 137-153
  • LYSEN, G. “Targeted UN Sanctions: Application of Legal Sources and Procedural Matters”, Nordic Journal of International Law, Vol:72(2003), 291-304
  • Kaya, İ. Terörle Mücadele ve Uluslararası Hukuk, USAK Yayınları, 2005, Ankara.
  • Wallensteen, P. Grusell, H. “Targeting the Right Targets? The UN Use of Individual Sanctions”, Global Governance, 18 (2012), 207–230
  • Sak, Y. “Birleşmiş Milletler Anti Terör Yaptırımlarının Temel Hak ve Özgürlüklere Aykırılığı ve Bireylerin Korunması: Uluslararası Hukuk ve Avrupa Birliği Hukuku”, Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni, 29(2010)
  • Süer, S.S. ULUSLARARASI HUKUKTA TERÖRİZMİN FİNANSMANIN ÖNLENMESİ, Yüksek Lisans Tezi, ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ KAMU HUKUKU ANABİLİM DALI, Ankara, 2008.
  • DEN HERIK, L.W. “The Security Council’s Targeted Sanctions Regimes: In Need of Better Protection of the Individual”, Leiden Journal of International Law, 20 (2007), 797–807
  • KARABULUT, B. “Uluslararası Yaptırımların Hukuksal Bir Analizi”, Uluslararası Hukuk ve Politika, Cilt:3, Sayı:12, 15-40
  • Eren, E.Y. “TERÖRÜN FİNANSMANININ ÖNLENMESİ HAKKINDA KANUN TASARISI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME”, İÜHFM C. LXXI, S:1(2013), 1243-1272.

[1] Michael Brzoska, “From Dumb to Smart? Recent Reforms of UN Sanctions” Global Governance, 9(2003)

[2] Bilal Karabulut, “Uluslararası Yaptırımların Hukuksal Bir Analizi”, Uluslararası Hukuk ve Politika, Cilt:3, Sayı:12, s.28. Bu yaptırımlar Güney Rodezya, Güney Afrika, Kuzey Kore ve Haiti’ye karşı yapılmıştır.

[3] Bu önlemler maddede şu şekilde sayılmıştır: “[…]ekonomik ilişkilerin ve demiryolu, deniz, hava, posta, telgraf, radyo ve diğer iletişim ve ulaştırma araçlarının tümüyle ya da bir bölümüyle kesintiye uğratılmasını, diplomatik ilişkilerin kesilmesini içerebilir.” Yani görülebileceği gibi bu önlemler sayılmışsa da tüketilme yoluna gidilmemiştir.

[4] Milliyet Gazetesi, 14 Mart 2000, s.22

[5] Bilal Karabulut, age, s.32. Burada tarihe ve araştırmada kullanılan kavramlara dikkat çekmek isterim. Araştırma tüm zamanlarda ifadesini kullanmaktadır. Yani burada BM öncesi dönem de dahildir. Kanımca BM tarafından uygulanmayan bir yaptırımın başarı ihtimali düşecektir. Çünkü 3. ülkelerin katılmadığı bu yaptırımlar sadece taraflar arasında söz konusu olmaktadır. Ablukalar bunlara bir örnek olarak gösterilebilir. Eğer abluka uygulanan devletin başka bir devlet ile kara komşuluğu varsa elbette ki ablukanın başarı şansı düşecektir. Araştırmada dikkat çekilmesi gereken bir diğer nokta araştırmanın tarihi olan 1990 yılı. Yani araştırmanın kapsamının bir bölümü Soğuk Savaş dönemini de içermektedir. Güvenlik Konseyi’nde özellikle ABD ve SSCB’nin veto hakkının bulunması, dönem boyunca Güvenlik Konseyi’nde değil yaptırım kararı herhangi bir kararın çıkması neredeyse imkansız hale getirmişti. Oysa Soğuk Savaş’tan sonra özellikle 90’lı yıllar boyunca ABD’nin tek süper güç olduğu herkesçe kabul edilmesi bir yana hegemonluk tartışmaları yaşanmaktaydı. Elbette ki böyle bir konjonktürde ister BM yaptırımı olsun ister ABD ya da müttefiklerinin yaptırımı olsun önemli bir başarı şansı yakalamaktadır.

[6] Yıldıray Sak, “Birleşmiş Milletler Anti Terör Yaptırımlarının Temel Hak ve Özgürlüklere Aykırılığı ve Bireylerin Korunması: Uluslararası Hukuk ve Avrupa Birliği Hukuku”, Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni, 29(2010), s,172.

[7] Michael Brzoska, age, s,522.

[8] Michael Brzoska, age, s,523.

[9] Bknz. Milliyet Gazetesi, 8 ağustos 1998.

[10] İbrahim Kaya, Terörle Mücadele ve Uluslararası Hukuk, USAK Yayınları, Ankara, 2005, s, 97.

[11] Bir sonraki bölümde daha detaylı olarak bahsedilecek olsa da gerçek hayatta durum böyle olmamıştır. 1267 Komitesinin karalisteye aldığı kişiler ve şirketler, kendilerinin Taliban ya da El Kaide ile bir bağlantısı olmadığını ileri sürmüşler ancak ilk anda bu konuda itiraz edecek ya da muhatap olacak herhangi bir makam karşılarında bulamamışlardır.

[12] http://www.un.org/sc/committees/1267/aq_sanctions_list.shtml (erişim tarihi: 16/01/14)

[13] Yıldıray Sak, age, s,174.

[14] Yıldıray Sak, age, s,173.

[15] Burada ki tartışma Sak’ın makalesinden özetlenmiştir. Yazar konu üzerine kanımca çok aydınlatıcı bir tartışma içine girmiştir. Ayrıca bahsi geçen karar: ICJ, Legal Consequences for States of the Continued Presence of South Africa Namibia Notwithstanding Securtiy Council Resolution 276 (1970).

[16] Case T-315/01 Yassin Abdullah Kadi v Council and Commission [2005] ECR II-3649

[17] Avrupa Birliği Bakanlığı, Aylık Bülten, Ağustos 2013, s.15

[18] Avrupa Birliği Bakanlığı, Aylık Bülten, Ağustos 2013, s.16

[19] İnsanı ihtiyaçlarını karşılayacak kadar olan kısmı hariç bırakılmıştır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı