HUKUKSİZDEN GELENLERTÜRKİYE

Anayasacılık ve Türkiye’de Modern Anayasa Yargısının Başlangıcı: Bireysel Başvuru Yolu

Şahin AYDIN

Atatürk Üniversitesi, Hukuk Fakültesi

A. Anayasa Kavramı ve Tarihi

a-Anayasa kavramı ve Anayasa Hukuku

Anayasa ile diğer normlar arasında bir alt-üst ilişkisi vardır. Yani Anayasa kanunlardan ve diğer normlardan üstün konumdadır. Belki de bu normlar hiyerarşisinin bir sonucu olarak ‘’Anayasa’’ kavramı oluşturulmuştur. Anayasa dendiğinde, her şeyden önce, bir devletin kuruluşunu, örgütlenişini, iktidarın el değiştirmesini ve bireylerin hak ve özgürlüklerini düzenleyen kurallar bütünü anlaşılmaktadır.[1]  Anayasanın biri hukuki diğeri siyasi olmak üzere ikili bir anlamı vardır. Anayasa devletin temel teşkilatını düzenleyen hukuki bir metin olmakla beraber aynı zamanda devlet içerisinde siyasi iktidarı, toplum içerisinde de devlet iktidarını sınırlayan bir siyasi metni ifade eder.[2] Anayasa hukuku ise aslında esas teşkilat hukukunu ifade etmektedir. Yani anayasa hukuku deyiminden daha doğru bir deyim olarak esas teşkilat hukuku zikredilebilir. Nitekim Erdoğan Teziç hocanın da belirttiği üzere, Frenkler anayasa karşılığı olarak constitution, bu hukuk dalı için de Droit constitutionnel/constitutional law kelimesini kullanıyorlar ve anılan disiplin yasa sözcüğünü içermiyor. Bu bakımdan ‘’Esas teşkilat hukuku’’ deyimi daha yerindedir.

b-Tarihi

Anayasa yazılı bir belge olarak ilk defa 18.yy.’da 1787’de Amerika Birleşik Devletleri’nde, Kıta Avrupası’nda ise 1791’de Fransa’da ortaya çıkmıştır. Amerika’daki kolonilerin anavatan İngiltere’den koparak, bağımsız bir devlet kurmaları ve kurulan federal devlet düzeninde federal/federe devlet ilişkilerinin, öte yandan da bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin yazılı kurallara bağlanması ile ilk modern anlamda anayasa oluşturulmuştur. Kıta Avrupası’nda ise, orta çağın sonlarından başlayarak gelişmekte olan burjuvazi, toplumda en üstün güç durumuna gelince, mutlak monarşilere ve feodal düzenin ayrıcalıklarına son verip, siyasi iktidarı sahiplenmek, öte yandan da hak ve özgürlükleri güvence altına almak amacıyla yazılı bir anayasaya ihtiyaç duyulacaktır.[3]

B. Anayasa Yargısı

a-Genel Olarak

Peki, bir anayasanın tüm normları ile pratikte hüküm ifade edebilmesi için bir yargısal sisteme ihtiyaç yok mudur? Kuşkusuz vardır. İşte bu noktada anayasa yargısı devreye girmektedir. Hiç şüphesiz anayasa yargısının ilk ve temel şartı yazılı ve sert bir anayasanın varlığıdır. Geniş anlamda anayasa yargısı, doğrudan doğruya anayasaya uyulmasını sağlamak amacını güden her türlü yargı işlemini veya anayasa hukuku sorunlarının yargısal usuller içerisinde bir karara bağlanması sürecini ifade eder. Dar anlamda ise, anayasa yargısından, kanunların ve diğer bazı yasama işlemlerinin anayasaya uygunluğunun yargısal merciler tarafından denetimi anlaşılır.[4] Fransa’da ortaya çıkan genel irade anlayışının etkisiyle yakın zamanlara kadar anayasa yargısı denince yürütmenin tasarruflarının denetimi anlaşılmaktaydı ve yasamanın, anayasa yargısı noktasında bir dokunulmazlığı vardı. Ancak 20.yy.’a gelindiğinde yasama organının da anayasal denetimi sağlandı.

Anayasaya uygunluk denetimi açısından bir temel ayrım siyasi ve yargısal denetim sistemleri arasındadır. Siyasi denetim en kaba anlamıyla siyasal organlarca yapılan denetimi ifade etmektedir. Örneğin devlet başkanının vetosu, yasama meclislerindeki komisyonlar bu denetimin bir sonucudur. Yargısal denetim ise anayasal uyuşmazlıkların yargısal usuller çerçevesinde yargı organlarınca çözüme kavuşturulmasıdır. Siyasal organlarca yapılacak denetimin, kişi hakları yönünden yeterli teminat sağlayamayacağı açıktır. Hâkimlerin göreve gelmeleri, yasama organı üyeleri gibi belirli aralıklarla yapılan seçimler sonucu olmadığından onların siyasi sorumlulukları da bulunmamaktadır. Hâkimlerin siyasi sorumluluklarının bulunmaması, onların kararlarını verirken siyasi saiklerle hareket etmelerini engelleyici  işlev görür ya da anılan olgunun böyle bir işlev görmesi beklenir.[5] Bu sebeplerle, zaman içinde yargısal denetim sistemi yaygınlık ve üstünlük kazanmıştır. Kanunların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimi, ilk defa Amerika Birleşik Devletlerinde ortaya çıkmıştır. 1787 A.B.D Anayasasında kanunların anayasaya uygunluğunun mahkemelerce denetlenebileceği hakkında hiçbir hüküm bulunmadığı halde, A.B.D Yüksek Mahkemesi, 1803 yılındaki Marbury v. Madison davasında kendisini böyle bir denetime yetkili görmüştür. Mahkeme başkanı hakim John Marshall’ın yazdığı karar, bugün için de yargısal denetim lehinde gösterilebilecek en kuvvetli gerekçeleri ihtiva etmektedir.[6]

Anayasa yargısı için ilk ve en önemli şartın yazılı ve sert bir anayasanın varlığı olduğunu belirmiştik. Bunun yanında anayasa yargısının pratikte hüküm ifade edebilmesi için bağımsız bir yargı organına ihtiyaç duyulmaktadır. İşte bu organ, ‘’Anayasa Mahkemesi (constitutional court)’’dir. Bu mahkemenin yaptığı işe de ‘’anayasa yargısı (constitutional jurisdiction)’’ denir.[7]

b-Anayasa Yargısı Modelleri

Anayasa yargısı temel olarak 2 model etrafında şekillenmiştir. Bunlardan biri ‘Amerikan Modeli Anayasa Yargısı’, diğeri ise ‘Avrupa Modeli Anayasa Yargısı’ dır. Kanunların anayasaya uygunluğunun normal mahkemeler tarafından denetlenmesine “Amerikan modeli anayasa yargısı” denmektedir. Amerika’da bu denetim oldukça eskidir. Federal Yüksek Mahkeme, ilk defa 1803 tarihli Marbury v. Madison davasında kanunların Anayasaya uygunluğunun araştırılabileceğine ve Anayasaya aykırı bulunan kanunun uygulanmayacağına karar vermiştir. Amerikan modeli, Amerika Birleşik Devletleri dışında, Avustralya, Kanada, Japonya, Norveç, Danimarka ve İsveç gibi ülkelerde uygulanmaktadır. Kanunların anayasaya uygunluğunun, genel mahkemeler tarafından değil, bu işle görevlendirilen özel bir mahkeme tarafından denetlenmesine ise “Avrupa modeli anayasa yargısı” denmektedir.  Bu modelin ilk örneği 1920 Avusturya Anayasası ile kurulan Avusturya Anayasa Mahkemesidir. İkinci Dünya Savaşından sonra ise 1948 İtalyan, 1949 Alman Anayasaları da merkezî tipte bir anayasa mahkemesi kurmuşlardır. 1958 Fransız Anayasası da bir Anayasa Konseyi kurmuştur. Ancak bu Konseyin özellikle 1974 yılına kadar anayasa yargısı organı olarak kabul edilebileceği pek şüphelidir. Keza bu Konsey böyle kabul edilse bile 1974 yılına kadar etkinliği pek düşüktür. Üstelik Fransız sisteminde somut norm denetimi yolu da yoktur. Daha sonra 1961 Anayasası ile kurulan Türk Anayasa Mahkemesi gelmektedir. Görüldüğü gibi, Türk Anayasa Mahkemesi Fransa bir yana bırakılırsa, Avusturya, Almanya, İtalya’dan sonra kurulan merkezî tipte dördüncü Anayasa Mahkemesidir.[8]

C. Türkiye’de Anayasacılık Tarihi

Ülkemizde 1808 tarihli Sened-i İttifak ile padişahın yetkilerinin sınırlandırılabileceği düşüncesi ortaya çıkmıştır. Bu nedenle Sened-i İttifak tam anlamıyla bir anayasa metni olmamasına rağmen Türkiye’de anayasa hareketlerinin başlangıcı olarak kabul edilmesi mümkündür. Sened-i İttifaktan sonra ise 1839 tarihli Tanzimat Fermanı ve 1856 tarihli Islahat Fermanı Anayasacılık hareketlerine dahil edilebilir. İlk anayasa metni olarak gösterebileceğimiz metin ise 1876 tarihli Kanun-u Esasi’dir.

Türkiye, 1876’dan bu yana katı ve yazılı bir anayasa sistemine sahip bir ülkedir. Anayasalarımızın değiştirilmesi daima kanunların değiştirilmesinden daha zor olmuştur. Yani anayasa yargısının ilk ve temel şartı 1876’dan bu yana ülkemiz anayasal sisteminde mevcuttur. Örneğin 1876 Kanun-u Esasîsi, 115’inci maddesinde “Kanun-u Esasînin bir maddesi bile hiçbir sebep ve bahane ile tatil ve icradan iskat edilemez” diyerek anayasanın üstünlüğü ilkesini benimsemiştir. Ancak Kanun-u Esasi yargısal denetim noktasında bir hüküm ihtiva etmemektedir. Kanun-u Esasi’yi 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ve 1924 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu takip etmektedir. 1924 Teşkilât-ı Esasîye Kanunu da aslında katı ve kendi üstünlüğünü ilân eden bir anayasadır. 1924 Teşkilât-ı Esasîye Kanununun değiştirilmesi de, 1876 Kanun-u Esasîsinde olduğu gibi, üçte ikilik oy çoğunluğuna bağlanmıştır (m.102). Diğer yandan “anayasanın üstünlüğü ilkesi” 1924 Teşkilât-ı Esasîye Kanununun 103’üncü maddesinde açıkça ilân edilmiştir: “Teşkilât-ı Esasîye Kanununun hiçbir maddesi, hiçbir sebep ve bahane ile ihmal ve tatil olunamaz. Hiçbir kanun Teşkilât-ı Esasîye Kanununa münafi olamaz”.[9]

Anayasa yargısını tam anlamıyla benimsememizi sağlayan anayasamız ise 1961 Anayasasıdır. Bu anayasa 145’inci madde ve devamında bir ‘Anayasa Mahkemesi’ öngörüyordu. 1982 Anayasası da 1961 Anayasası gibi uhdesinde Anayasa mahkemesine yer vermiştir.

Bütün bu anlattıklarımızdan Anayasa yargısı için yazılı ve sert bir anayasanın yanında, ya genel mahkemelerin anayasaya uygunluk denetimi yetkisini kendilerinde görmeleri gerektiğini ya da Anayasa kapsamında özel bir mahkemenin teşekkül ettirilip Anayasaya uygunluk denetiminin bu mahkeme tarafından sağlanması gerektiğini anlamış bulunuyoruz. Yani evvela yazılı ve sert bir anayasa, sonra ise bağımsız mahkemelerce denetimin yapılması anayasa yargısının temel parametrelerini oluşturmaktadır. Bağımsız mahkemelerce denetimin sağlanması da hiç şüphesiz ‘Anayasalı Devlet’ ve ‘Anayasal Devlet’ ayrımı noktasında Anayasal Devlet lehine bir tutum benimsenmesi sonucunu doğurmaktadır. Her devletin bir anayasası olabilir fakat her devletin anayasal bir devlet olduğunu söylemek mümkün değildir. Anayasal devlet ve anayasalı devlet ayrımı noktasında 1789 İnsan ve yurttaş hakları bildirisinin 16.maddesi önem arz etmektedir. Söz konusu maddeye göre ‘’Hakların güven altına alınmadığı ve güçler ayrılığının benimsenmediği bir toplumun anayasası yoktur.’’ Hakların güven altına alınabilmesi de, anayasallık denetiminin siyasi organlarca değil yargı organlarınca yapılmasına bağlıdır.

D. Türkiye’de Anayasa Yargısı Sistemi ve Modern Anayasa Yargısına İlk Adım: Bireysel Başvuru Yolu

a-Türkiye’de Anayasa Yargısı Sistemi

Ülkemizin Avrupa Modeli Anayasa Yargısına yakın olduğunu söylemek mümkündür. Zira Avrupa Modeli Anayasa Yargısının bir yansıması olan ‘Anayasa Mahkemesi’ ülkemizde de teşekkül ettirilmiş ve anayasaya uygunluğu denetlemeyi görev edinmiştir. Avrupa modeline yakın olmamızla beraber Amerikan modeline uzak olduğumuzu söylemek mümkün değildir. 2709 sayılı 1982 Anayasasının 152.maddesinde somut norm denetimine yani Amerikan Modeli Anayasa Yargısına kısmen de olsa yer verilmiş, genel mahkemelerde de anayasaya aykırılık iddiasının ileri sürülebileceği belirtilmiştir.

Anayasa yargısı sistemimizi temel hatlarıyla açıkladık. Buna göre anayasaya uygunluk denetimi soyut ve somut norm denetimi şeklinde yapılmaktadır. Ancak bu iki denetim sistemine bir üçüncüsü eklenmiştir. Bu, ‘Anayasa Şikayeti’ de denilen ‘Bireysel Başvuru Yolu’ dur.

b- Modern Anayasa Yargısına İlk Adım: Bireysel Başvuru Yolu

Anayasa yargısından en dar anlamıyla kanunların ve diğer normların anayasaya uygunluğunun denetlenmesi işi anlaşılmaktadır. Bir diğer ifadeyle anayasa yargısı denince akla ilk gelen kanunların anayasaya uygun olup olmadığının denetlenmesidir. Ancak modern anayasa yargısı bu anlamın yanında anayasa yargısına başka bir anlam yüklemekte ve anayasa yargısı kanunların anayasaya uygunluğunu denetlemek görevinin yanında insan temel hak ve özgürlüklerini yakinen koruma görevini de kendi uhdesinde barındırmaktadır. İşte insan temel hak ve özgürlüklerinin yasama, yürütme ve yargı organlarınca ihlal edilmesi durumunda bireylerin başvuracağı olağanüstü bir kanun yolu vardır ve bu ’Bireysel Başvuru Yolu’ nu ifade etmektedir. ‘Anayasa Şikâyeti’ terimi de bu olağanüstü kanun yolu için kullanılmaktadır. Biz yazımızda hem Anayasa Şikâyeti kavramını hem de Bireysel Başvuru Yolu kavramını kullanacağız.

Bireysel başvurunun subjektif ve objektif olmak üzere iki temel işlevi vardır: Subjektif işlevi, bireyin temel hak ve özgürlüklerinin anayasa yargısı yoluyla korunması; objektif işlevi ise, hukuk düzeninin korunması ve anayasa yargısı içtihatlarının geliştirilmesi olmaktadır.[10] Anayasa Şikâyetinin işlevi, özünde, idari makamların ya da yargı organlarının kararlarıyla, hakları ihlal edilen bireylere Anayasa Mahkemesi’nde dava açma hakkı tanımak suretiyle temel hakların etkili biçimde korunmasıdır.[11] Bireysel Başvuru Yolu’nun başlıca özelliklerini sıralayacak olursak:

  • Bir yargı yoludur,
  • İkincil niteliğe sahiptir, yani ancak diğer hukuk yolları tüketildikten sonra başvurulabilecek bir yoldur,
  • Temel hakların ve özgürlüklerin ihlaline karşı tesis edilmiştir,
  • İdarenin ya da yargının bireysel kararlarına karşı kullanılır.

Genel olarak temel özelliklerinin bunlar olduğunu söyleyebiliriz. Peki Türkiye’ye bu sistem ne zaman gelmiş? Türk Anayasal Sistem içerisinde özellikleri nelerdir? Kısacası Türkiye’de Bireysel Başvuru Yolu(Anayasa Şikayeti) neyi ifade etmektedir?

c-Türkiye’de Bireysel Başvuru Yolu (Anayasa Şikayeti)

Öncelikle Bireysel Başvuru Yolu, ülkemize, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan Anayasa Değişikliği Referandumu neticesinde 1982 Anayasasında 5982 sayılı kanunla yapılan değişiklik ile getirilmiştir. Söz konusu kanun ile değişik 1982 Anayasasının 148.maddesinin 3, 4 ve 5.fıkralarında Bireysel Başvuru Yolu şu şekilde yer bulmuştur: ‘’  Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.’’(m.148/3),  ‘’Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.’’(m.148/4), ‘’Bireysel başvuruya ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.’’(m.148/5). Şu halde Türkiye’de Bireysel Başvuru Yolunu kullanabilmek için gerekli şartları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Ortada bir temel hak ihlalinin olması gerekir ve bu temel hak ve özgürlük Anayasada güvence altına alınan bir temel hak ve özgürlük olmalıdır.
  • Bu temel hak ve özgürlüğün aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında yer alması gerekir.
  • Hak ihlali kamu gücü tarafından gerçekleşmelidir.
  • Olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekmektedir.

Bireysel başvuru yolu işletildikten sonra eğer bir hak ihlalinin gerçekleştiği kanısına varılırsa ne olacaktır? Yani Anayasa Mahkemesi hak ihlali var diye kendisi konuyla ilgili bir yargılama yapıp hüküm verecek midir? Ki böyle bir durum Anayasa Mahkemesinin bir nevi süper Yargıtay olmasına sebep olacaktır. Yoksa Anayasa Mahkemesinin kararı sadece bir tespit karar niteliğinde mi olacaktır? Bu hususa 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanunun 50.maddesinin 1. ve 2.fıkralarında açıklık getirilmiştir. Gerçekten 6216 sayılı kanunun 45 ila 50’nci maddeleri arasında bireysel başvuru yolu düzenlenmiş ve 50.maddenin ilk iki fıkrası karar neticesinin ne olacağını açıkça ifade etmiştir. Söz konusu hükme göre ‘’(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi halinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez. (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hallerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.’’ O halde bir hak ihlalinin olduğu kanaatine varılırsa ve bu hak ihlali bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için ‘Yeniden Yargılama’ yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilecektir. Fakat eğer yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar yoksa, bu hallerde, başvurucu lehine tazminata hükmedilecek veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilecektir.

Ülkemizde Bireysel Başvuru Yolu genel hatlarıyla bu şekilde açıklanabilir. Anayasa yargısı sistemimiz içerisine dahil edilen bireysel başvuru yolu hiç kuşku yok ki ülkemizde Hukuk Devleti anlayışının gelişmesi ve tam anlamıyla kavranması adına önemli bir gelişmedir. Zira bu başvuru yolu ile temel hak ihlallerinin büyük ölçüde önüne geçilebilecek veya ihlal olması durumunda telafisi kendi İç yargı sistemimizde sağlanacaktır. Hakikaten Türkiye Cumhuriyeti birçok temel hak ihlali nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Tarafından tazminata mahkûm edilmiş ve bu durum ülkemizin hukuki görünüşü açısından olumsuz bir durum oluşturmuştur. Yani bireysel başvuru yolunun var olması, hak ihlali yaşayan vatandaşlarımızın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmeden kendi İç Yargı sistemi içerisinde Anayasa Mahkemesine gitmesini sağlayacak ve hak ihlalinin giderilmesi neticesinde ülkemizin hukuki imajı zarar görmeyecektir. Netice-i kelam, Türk Anayasal Sistemi içerisinde böyle bir Anayasal denetim sisteminin varlığı Hukuk Devleti ilkesini güçlendirmekte ve Türkiye Cumhuriyetinin hukuki imajını koruyucu bir rol üstlenmektedir.

 

KAYNAKÇA:

  1. Prof. Dr. Erdoğan Teziç, Anayasa Hukuku Genel Esaslar, Beta, Sayfa 142.
  2. Prof. Dr. Erdoğan Teziç, Anayasa Hukuku Genel Esaslar, Beta, Sayfa 142.
  3. Prof. Dr. Erdoğan Teziç, Anayasa Hukuku Genel Esaslar, Beta, Sayfa 144.
  4. Prof. Dr. Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, Anayasa Yargısı ve Tarihsel Gelişimi Sayfa 393.
  5. Yrd. Doç. Dr. Ferhat Uslu, Anayasa Yargısının Meşruluğu, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi Ekim 2013 sayı:15 yıl:4, Sayfa 217.
  6. Prof. Dr. Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, Anayasa Yargısı ve Tarihsel Gelişimi Sayfa 394.
  7. Prof. Dr. Kemal Gözler, Hukuka Giriş, Bursa Ekin Kitabevi Yayınları, Anayasa Yargısı Sayfa 95.
  8. Prof. Dr. Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa Ekin Kitabevi Yayınları, Sayfa 872-980.
  9. Prof. Dr. Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa Ekin Kitabevi Yayınları, Sayfa 872-980.
  10. Dr. Bahadır Kılınç, Karşılaştırmalı Anayasa Yargısında Bireysel Başvuru(Anayasa Şikayeti) Kurumu ve Türkiye’de Uygulanabilirliği, Sayfa 26. http://www.anayasa.gov.tr/files/pdf/anayasa_yargisi/bahadir_kilinc.pdf
  11. Peter Paczolay (Macaristan Anayasa Mahkemesi Başkanı), Anayasa Şikayeti: Bir Karma Çözüm mü?, Sayfa 2.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı